Bu devranın böyle gideceğini zannedenler, yanılıyorlar.
Zira “her milletin, belli bir eceli vardır” (Araf Suresi, 7 / 34).
Milletler de adeta “canlı organizma”lardır.
Bir nevi fertler gibi… Doğar, yaşar ve ölürler.
İnsanlığın atası Adem peygamberden günümüze binlerce millet ve kavim gelip geçti.
Doğdu, yaşadı ve öldü.
“O milletlerin eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler” (Araf Suresi, 7 / 34)… Adeta fertler gibi!
***
Kur’an-ı Kerim’in hatırlattığı üzere, toplumsal değişimin ve milletlerin tarih sahnesinden silinip gitmesinin birkaç evrensel / ilahi ölçüsü vardır. Bunlardan başta geleni şudur:
“Şüphesiz bir kavim kendi hasletlerini / doğru karakteristiklerini değiştirmedikçe Allah, o kavmin durumunu değiştirmez” (Ra’d Suresi, 13 / 11).
“Bir toplum kendilerinde bulunan iyi hal ve meziyetleri değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez” (Enfal Suresi, 8 / 53).
Haçlının kendi batıllarını bombardıman etmesi sebebiyle toplum hak ile batılı, tevhid ile şirki karıştırıyor.
Karışmaz, karıştırılamaz; kimse karıştırmasın.
***
İslam’ın ve Rasulullah’ın anlatıp imana davet ettiği Yüce Allah, Eski Yunan skolastiğinin ve Aristo’nun tanrısına asla benzemez.
Yüce Allah, işiten, bilen, görüp gözeten, her an yaşatan, öldüren ve diriltecek olandır. O her dem tecelli halindedir. Varlık, evren ve her şey onun elindedir, kudretindedir. Her şeyi yoktan var eden, varlığından haberdar eden O’dur.
Aristo’dan tevarüs eden Haçlı skolastiğinin tanrısı ise, evreni yoktan var eden değil, evrene ilk hareketi verendir. İlk hareketi vermiş, bir kenara çekilmiştir.
Yüce Allah seni yaratacak, dünyayı, semaları ve cümle mahlukatı (yaratılmışları) emrine verecek; sen de heva ve hevesine göre devran süreceksin, dilediğin zalimliği yapacaksın, her türlü melaneti işleyeceksin… Yüce Allah da işine karışmayacak!
Öyle yağma yok… Kimse kendini kandırmasın; Yüce Allah, hak ile yeksan eder (Yunus Suresi, 10 / 13).
***
Toplumların hak ile yeksan olmasının ilahî ölçüleri vardır:
“Biz, zulmetmekte olan nice toplumları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka nesiller getirdik” (Enbiya Suresi, 21 / 11).
“Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin iktidar ve zenginlikle şımarmış elebaşılarına hakkı ve iyiliği emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlemeyi sürdürürler. Böylece o ülke, helâke müstahak olur; biz de orayı darmadağın ederiz” (İsra Suresi, 17 / 16).
Tarihten bugüne binlerce millet ve kavim yok olup gitmiştir. Onların halleri ve akıbetleri ibretlik vesikalardır.
***
Geçmiş toplumların yaşadıkları zulüm, batıl ve melanetlerin fazlasıyla günümüzde yaşandığını görmemek için kör olmak lazım.
Geçmiş toplumların ahval ve akıbetleri apaçık ortada ve bizim vaziyetimiz de onlardan faklı değilken; bize bir şey olmaz, demek, bile bile fert ve toplum olarak intihar etmek ve yok olmaya lades demektir.
Hz. Peygamberin duası sebebiyle, onun ümmeti, ümmet-i merhume kılındı. Rasulullah (sav), ümmetinin kıtlık, suda boğarak soyunu kurutma, gökten ateş ve taş yağması gibi helak edici belalarla topluca helak edilmemesini Yüce Allah’tan niyaz etti, duası kabul olundu. Ancak iç savaş ve kardeş katliamlarıyla helak konusunda duası geri çevrildi (Müslim, Sahih, Fiten 20, (2890).
Aynı şekilde ahir zamanda, Ümmet-i Muhammed’in, yani bizlerin işlediğimiz zulüm ve batıllar yüzünden, geçmişte helak olmuş toplumlarda görüldüğü gibi, semadan belaların yağdırılması, yerin dibine batırılma, ve insanın suretinin değişmesi cezalarıyla helakler yaşanacaktır (Tirmizi, Sünen, Fiten, 2213; Taberani el-Mucemu’l-Evsat, I / 59, 1060, Beyhaki, Şuab, V / 377-378).
***
Bu bela, musibet ve helake karşı “tek sigorta”, tek kurtuluş yolu vardır; o da hakkı yaşayarak anlatıp nasihat etmek, kötülük ve batılları ise iman direnciyle reddedip insanları bunlardan korumaktır.
Toplu belalardan korunmanın bir diğer yolu da, işlediğimiz günah ve yanlışlarımızdan derhal dönüp Allah’ın eşiğine baş koyarak tam bir tövbe ile istiğfar etmektir (Tirmizî, Sünen, Tefsir, Enfal 3082).
Bu bakımdan etrafımızda ve yanı başımızda işlenen bunca cinayet ve melanetler karşısında nemelazımcılık helake davetiye çıkartır; hak istikamette ne pahasına olursa olsun gayret, ikaz ve irşad ise kurtuluşa götürür.
***
Hz. Peygamberin şahsında kıyamete kadar tüm insanığa bildirilen evrensel kural açıktır:
“Senin Rabbin, halkı salih ve ıslah eden kimseler olduğu müddetçe o ülkeleri zulm ile helak etmez” (Hud Suresi / 11/ 117).
Toplumu ikaz, irşad ve ıslahta samimi gayret bizden; tevfik ve inayet ise Yüce Allah’tandır.
Aksi halde helak, geliyorum diyor.
Zira “her milletin, belli bir eceli vardır” (Araf Suresi, 7 / 34).
Milletler de adeta “canlı organizma”lardır.
Bir nevi fertler gibi… Doğar, yaşar ve ölürler.
İnsanlığın atası Adem peygamberden günümüze binlerce millet ve kavim gelip geçti.
Doğdu, yaşadı ve öldü.
“O milletlerin eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler” (Araf Suresi, 7 / 34)… Adeta fertler gibi!
***
Kur’an-ı Kerim’in hatırlattığı üzere, toplumsal değişimin ve milletlerin tarih sahnesinden silinip gitmesinin birkaç evrensel / ilahi ölçüsü vardır. Bunlardan başta geleni şudur:
“Şüphesiz bir kavim kendi hasletlerini / doğru karakteristiklerini değiştirmedikçe Allah, o kavmin durumunu değiştirmez” (Ra’d Suresi, 13 / 11).
“Bir toplum kendilerinde bulunan iyi hal ve meziyetleri değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez” (Enfal Suresi, 8 / 53).
Haçlının kendi batıllarını bombardıman etmesi sebebiyle toplum hak ile batılı, tevhid ile şirki karıştırıyor.
Karışmaz, karıştırılamaz; kimse karıştırmasın.
***
İslam’ın ve Rasulullah’ın anlatıp imana davet ettiği Yüce Allah, Eski Yunan skolastiğinin ve Aristo’nun tanrısına asla benzemez.
Yüce Allah, işiten, bilen, görüp gözeten, her an yaşatan, öldüren ve diriltecek olandır. O her dem tecelli halindedir. Varlık, evren ve her şey onun elindedir, kudretindedir. Her şeyi yoktan var eden, varlığından haberdar eden O’dur.
Aristo’dan tevarüs eden Haçlı skolastiğinin tanrısı ise, evreni yoktan var eden değil, evrene ilk hareketi verendir. İlk hareketi vermiş, bir kenara çekilmiştir.
Yüce Allah seni yaratacak, dünyayı, semaları ve cümle mahlukatı (yaratılmışları) emrine verecek; sen de heva ve hevesine göre devran süreceksin, dilediğin zalimliği yapacaksın, her türlü melaneti işleyeceksin… Yüce Allah da işine karışmayacak!
Öyle yağma yok… Kimse kendini kandırmasın; Yüce Allah, hak ile yeksan eder (Yunus Suresi, 10 / 13).
***
Toplumların hak ile yeksan olmasının ilahî ölçüleri vardır:
“Biz, zulmetmekte olan nice toplumları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka nesiller getirdik” (Enbiya Suresi, 21 / 11).
“Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin iktidar ve zenginlikle şımarmış elebaşılarına hakkı ve iyiliği emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlemeyi sürdürürler. Böylece o ülke, helâke müstahak olur; biz de orayı darmadağın ederiz” (İsra Suresi, 17 / 16).
Tarihten bugüne binlerce millet ve kavim yok olup gitmiştir. Onların halleri ve akıbetleri ibretlik vesikalardır.
***
Geçmiş toplumların yaşadıkları zulüm, batıl ve melanetlerin fazlasıyla günümüzde yaşandığını görmemek için kör olmak lazım.
Geçmiş toplumların ahval ve akıbetleri apaçık ortada ve bizim vaziyetimiz de onlardan faklı değilken; bize bir şey olmaz, demek, bile bile fert ve toplum olarak intihar etmek ve yok olmaya lades demektir.
Hz. Peygamberin duası sebebiyle, onun ümmeti, ümmet-i merhume kılındı. Rasulullah (sav), ümmetinin kıtlık, suda boğarak soyunu kurutma, gökten ateş ve taş yağması gibi helak edici belalarla topluca helak edilmemesini Yüce Allah’tan niyaz etti, duası kabul olundu. Ancak iç savaş ve kardeş katliamlarıyla helak konusunda duası geri çevrildi (Müslim, Sahih, Fiten 20, (2890).
Aynı şekilde ahir zamanda, Ümmet-i Muhammed’in, yani bizlerin işlediğimiz zulüm ve batıllar yüzünden, geçmişte helak olmuş toplumlarda görüldüğü gibi, semadan belaların yağdırılması, yerin dibine batırılma, ve insanın suretinin değişmesi cezalarıyla helakler yaşanacaktır (Tirmizi, Sünen, Fiten, 2213; Taberani el-Mucemu’l-Evsat, I / 59, 1060, Beyhaki, Şuab, V / 377-378).
***
Bu bela, musibet ve helake karşı “tek sigorta”, tek kurtuluş yolu vardır; o da hakkı yaşayarak anlatıp nasihat etmek, kötülük ve batılları ise iman direnciyle reddedip insanları bunlardan korumaktır.
Toplu belalardan korunmanın bir diğer yolu da, işlediğimiz günah ve yanlışlarımızdan derhal dönüp Allah’ın eşiğine baş koyarak tam bir tövbe ile istiğfar etmektir (Tirmizî, Sünen, Tefsir, Enfal 3082).
Bu bakımdan etrafımızda ve yanı başımızda işlenen bunca cinayet ve melanetler karşısında nemelazımcılık helake davetiye çıkartır; hak istikamette ne pahasına olursa olsun gayret, ikaz ve irşad ise kurtuluşa götürür.
***
Hz. Peygamberin şahsında kıyamete kadar tüm insanığa bildirilen evrensel kural açıktır:
“Senin Rabbin, halkı salih ve ıslah eden kimseler olduğu müddetçe o ülkeleri zulm ile helak etmez” (Hud Suresi / 11/ 117).
Toplumu ikaz, irşad ve ıslahta samimi gayret bizden; tevfik ve inayet ise Yüce Allah’tandır.
Aksi halde helak, geliyorum diyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019