Vatandaşın gelirinin giderlerini karşılayamadığı bir dönemde borçlanma kapılarını sonuna kadar açarak, borçla tüketimi canlandırarak doğru bir sonuca ulaşmak mümkün değil.
Böyle bir adım çok kötü sonuçlara neden olacak son derece yanlış bir adımdır.
Maalesef mevcut kapitalist ekonomi şartlarında Türkiye'de de bu uygulanıyor.
Vatandaşların gelirleri giderlerine yetmiyor
çünkü:
Milyonlarca vatandaş işsiz, hiçbir gelire sahip değil…
Milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının altında maaşa talim ediyor, ailesinin mutfak masraflarını bile karşılayamıyor.
Milyonlarca memur yoksulluk sınırının çok altında maaşla geçinmeye çalışıyor, bir masrafı halledeyim derken, diğer masraflara bir ödenek ayıramıyor.
Milyonlarca emekli çok zor şartlarda geçinmeye çalışıyor…
Nüfusunun yüzde 95'i böyle bir atmosferi yaşayan ülkemizde, sürekli daralan iç pazarı sözde canlandırma adına durmadan kredi pompalanıyor, vatandaş, geleceği hiç düşülmeden çok cazip şartlarla borçlandırılıyor. Peki, sonuç?
Vatandaşlar aldıkları borçları, gelirleri yetersiz olduğu için gelirleriyle değil, yine borç alarak ödemek zorunda kalıyorlar. Döndürebildikleri kadar döndürüyorlar, Ali'nin kulahını Veli'ye giydirmeye çalışıyorlar. Fakat her döndürmede faiz sebebiyle borç kartopu gibi büyümeye devam ediyor, bir süre sonra da işin içinden çıkamıyorlar.
Hacizler, icralar, boşanmalar, gasp ve hırsızlıklar, cinayetler, intiharlar artıyor. Bunlar boşuna yaşanmıyor ve biraz araştırın göreceksiniz ki çoğu ekonomik nedenler…
26 Haziran itibarıyla vatandaşların bankalara olan borcu 700,6 milyar TL'ye yükseldi. Emisyon hacmi dediğimiz piyasada dolanan TL miktarının 150 milyar TL olduğunu dikkate aldığımızda, bu borç miktarının normal şartlar altında asla ödenemeyeceğini ifade edebiliriz.
Bu kredi borcunun 587 milyar TL'si tüketici kredilerinden (konut, taşıt, ihtiyaç, tatil vs.), 113,5 milyar TL'si ise kredi kartı borçlarından oluşuyor.
İç pazar zaten gelir darlığı sebebiyle neredeyse tükenmiş vaziyetteydi, Korona pandemisi son darbeyi de vurdu.
Pandemi sürecinde de iyice daralan iç pazarı canlandırmak için siyasilerimiz peş peşe tüketimi teşvik kredileri pompalamaya başladılar.
Yılbaşından 26 Haziran'a kadarki borç artışı 110,1 milyar TL oldu.
11 Mart itibarıyla başlayan pandemi sürecindeki borç artışı 70 milyar TL oldu.
19-26 Haziran haftasında ise vatandaşların borçları 16,5 milyar TL arttı.
Düşünebiliyor musunuz, vatandaşın her gün borcu 2,36 milyar TL artmış oldu.
Yukarıda da madde madde ifade ettiğimiz gibi vatandaşların gelir tablosu bellidir.
Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşam mücadelesi veren vatandaşlarımıza, tüketimleri artsın diye borç batağının içine sokuyoruz. Geliri zaten yetmeyen vatandaş, söyler misiniz, hangi gelirle bu borçları ödeyebilecek? Elbette ki ödeyemeyecek.
O başlangıçta çok cazip olan krediler, borçlar ödenemeyince katlanarak artmaya başlayacak. Bir süre sonra da o dar gelirle karşılanmaya çalışılan masrafların aslan payını faiz ödemesi oluşturacak.
Ne demek istiyoruz, başlangıçta düşük faizli kredilerle canlandırılmak istenen tüketim, bir süre sonra ödenemeyen borçların faizleri sebebiyle çok daha fazla daralmaya başlayacak.
Dün öğrendik ki, PTTBank da, emekli maaşını PTT üzerinden alan emeklilere 1250 TL-80.000 TL arasında bireysel kredi imkanı sunacakmış. Hem de sadece bir SMS'le…
Aynı soruyu emekliler için de soruyoruz; zaten emekli maaşıyla ay sonunu zor gören emekliler, söyler misiniz, bu krediyi aldıktan sonra bunun taksitlerini hangi gelirle ödeyebilecek?
Sonuç; vatandaşın tüketimini kredilerle artırmak çok yanlış bir politikadır.
Peki, doğru olan nedir?
Elbette ki merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde (MEM) ve Sosyal Devlet Milli Devlet tezinde ifade ettiği gibi, tüketim, sosyal devlet projeleriyle desteklenmelidir.
MEM, emek ve üretim karşılığı Milli Para'nın senyoraj yoluyla basılmasını ve bu paranın bir bahane ile vatandaşın cebine konulmasını işin temeli olarak ifade eder.
Her Türk vatandaşına 1000 TL Vatandaşlık Maaşı, ev hanımlarına aylık 2500 TL maaş, asgari ücretin yoksulluk sırının üzerine taşınarak 10 bin TL yapılması, doğum parası, çocuk parası ve daha niceleri…
Bunların hepsi, emek ve üretim karşılığı basılan bu paranın, iç pazarda talep oluşturması için bahanelerdir.
Tüketimi borçla canlandırmaya kalkarsan daha çok batarsın; sosyal devlet projeleriyle ayağa kaldırırsan, vatandaş borç batağından kurulur, üreticiler geniş bir iç pazara kavuşur, devlet de güçlü bir baba devlete dönüşür.
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Trump planı mı, Mısır planı mı? / 15.03.2025