İdlib'de tam bir aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumu var.
Ne Türkiye destekli muhalif güçler, ne de Rusya destekli Suriye ordusu geri adım atmak istemiyor.
Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar kimsenin kurmadığı ya da kurmak istemediği bir cümle kurdu.
Bu cümle aynen şöyleydi: "İdlib'de yoğun çatışma durumu orada devam ediyor. Ben buna savaş diyebilirim."
Savaş kelimesi siyasilerin dilerinden çıkmaya başladıysa bu iplerin koptuğuna ya da kopmak üzere olduğunun işaretidir.
Rusya'daki söylem değişikliğine dikkat
Moskova'dan gelen açıklamalardaki söylem değişikliği belki sizin de dikkatinizi çekmiş olabilir.
2011 yılından bu güne kadar geçen 8-9 yılda Türkiye'nin diplomasinin teamüllerini alt üst eden açıklamalarına rağmen diplomatik dilin dışına çıkmamakta ısrar eden Moskova'nın söylemlerinde son birkaç haftada bariz bir değişim fark ediliyor.
Türkiye'nin İdlib'de teröristleri desteklediği Rusya'dan gelen en üst düzey açıklamalarda artık açıkça ifade ediliyor.
Bu bağlamda Rusya'nın Suriye'deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi'nden dün yapılan açıklamada Türkiye'ye İdlib'de teröristlere destek vermeyi ve onlara silah sevk etmeyi durdurma çağrısı yapıldı.
Bu söylem değişikliğini ben Rusya'nın İdlib'de geri adım atmayacağının işareti olarak görüyorum. Israr edilirse iplerin kopacağının da aynı zamanda…
İdlib'de reste restle karşılık vermeye hazır bir Rusya var karşımızda.
Gelinen durumun bir adım ötesinin de gerçek bir savaş olduğunu asla unutmamak gerekiyor.
Savaşı en fazla Avrupa istemiyor
ABD ve dümen suyundaki NATO kenardan İdlib bağlamında olayların kendi istedikleri gibi değişmesini keyifle izlerken, Türkiye ile Rusya arasında İdlib'de baş gösterecek bir savaş durumunda kimsenin boyutlarını kestiremeyeceği sığınmacı akınını göğüslemek istemeyen Avrupa, ne yapı edip tarafları uzlaştırmak için hızlı girişimlerde bulunuyor.
Zira geçen yıllardaki sığınmacı akınlarını zor savuşturmuş Avrupa yeni bir göç dalgası asla istemiyor ve bu yeni göç dalgası, bu konuda Avrupa'nın tampon bölgesi haline gelmiş Türkiye'nin de kendi sığınmacılarını kusmasına neden olabilecek büyük bir potansiyel barındırıyor içerisinde.
Bu bağlamda Fransa lideri Macron ile Almanya Şansölyesi Merkel, önceki gün Putin'le sonra dün de Erdoğan'la telefonda görüşecek, 5 Mart'ta İstanbul'da 4'lü zirvede bir araya gelmeyi teklif etti.
4'lü zirve hayati önemde
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konudaki dünkü açıklamalarından anladığım, Türkiye bu teklifi kabul etmeye hazır. Ancak Rus tarafı için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Ben bu satırları kaleme alırken başlamak üzere olan Erdoğan ile Putin arasındaki telefon görüşmesi, 5 Mart'taki zirvenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini de gösterecek.
Eğer bu zirvenin yapılmasında anlaşılırsa, Türkiye ile Rusya'nın uzlaşmaya bir nebze daha yakın olduğunu söylemek mümkün.
Ancak en kötü senaryo Rusya lideri Putin'in 4'lü zirveye katılmama kararı alması olacaktır.
Böyle bir durum olması halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk kez dile getirdiği 'savaş durumu var' ifadesine artık gerçekleşiyor gözüyle bakabilirsiniz. Sahada durum bu aşamadan sonra daha da kızışacak demektir.
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024