Papaz Brunson'ın serbest bırakılmaması bahanesiyle ABD'nin iki bakanımıza yaptırım kararı alması, üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken bir konu?
ABD, bu hamleyle birlikte "Biz Türkiye ile müttefik değiliz" mesajı veriyor. Artık bunu anlamalıyız.
ABD, belgelerle suçu sabit, davası devam eden ve de tutuklu bulunan birisinin suçunun görmezden gelinmesini, hukukun hiçe sayılmasını talep ediyor.
Türkiye'nin yargı sistemine direkt olarak müdahale ediyor.
İki bakanımıza, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya ABD'deki mal varlıklarına el koymak, ABD vatandaşlarıyla ticaretini yasaklamak ve de ABD'ye girişini yasaklamak suretiyle yaptırım uygulayarak Türkiye'nin siyasetine, devlet mekanizmasına müdahale ediyor.
Papaz Brunson'ın suçu sabit dedik; Brunson, FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla, 35 yıl hapis istemiyle, tutuklu olarak yargılanıyor.
Brunson hakkında hazırlanan iddianamede, "din adamı görüntüsü altında söz konusu terör örgütleri adına suç işlediği ve genel stratejileri kapsamında eylem birlikteliği içinde olduğu, örgütlerin amaçlarını bilerek ve isteyerek iş birliği yaptığı" belirtiliyor.
Brunson'ın ABD'li bir askere gönderdiği 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin başarısız olmasından üzüntü duyduğuna ilişkin mesaj içeriklerine yer verilen iddianamede, cep telefonundaki "Türkleri sallayacak bazı olayları bekliyorduk. İsa'ya dönmek için gerekli koşullar oluştu? " mesajı da dosyaya eklenmişti.
Bölücü faaliyetlerde bulunan papaz görünümlü bir casustan bahsediyoruz.
Bakanlarımıza yapılan yaptırımlar, devletimize ve milletimize müdahaledir, dedik; çünkü Adalet Bakanı Gül de, İçişleri Bakanı Soylu da, Brunson davasında hukukun gerektirdiği şekilde hareket ederek yapılması gerekeni ortaya koydu. Devlet ve millet adına görevlerini yerine getirdiler. Bu adam Amerikalı'dır diye tolerans göstermediler.
Devlet adına iş gören ve bunu görevi olduğu için yapan bakanlarımıza, yaptıkları bu görevi bahane ederek yaptırım uygulamak elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve de Türk milletine hakarettir.
Gerçi yaptırım kararının Sayın Gül ve Sayın Soylu'nun şahsı için hiçbir etkisi yok. Neden mi? Dilerseniz bu soruyu kendileri cevap versin.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ABD'nin yaptırım kararının ardından sosyal medya hesabından karara tepki gösterdi ve ABD'ye "Benim bu topraklarda yaşamak ve bu topraklarda ölmek dışında bir düşüm olmadı. ABD'de veya Türkiye dışında herhangi bir ülkede ne bir dikili ağacım, ne bir tek kuruş param da yoktur. Nasip olursa belki bir gün memleketim Gaziantep'te küçük bir zeytinlik alırım" ifadeleriyle karşılık verdi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise, ABD'nin kararına karşı yine sosyal medya hesabından "ABD'de bir malımız var; FETÖ. Onu bırakmayız. Alacağız" diye belirtti.
Buradaki mevzu bakanlarımızın şahıslarıyla alakalı değildir, ABD bakanlarımıza uyguladığı yatırımlarla Türkiye'yi aşağılamaktadır, değersizleştirmektedir.
Elbette ki bu karşılıksız kalmamalıdır.
Nitekim, Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Hiçbir amaca hizmet etmeyecek söz konusu saldırgan tutumun karşılığı (ABD'ye) gecikmeksizin aynıyla verilecektir. İki Sayın Bakanımızı hedef alan söz konusu karar ne devlet ciddiyetiyle bağdaşmakta ne de hukuk ve adalet kavramlarıyla izah edilebilmektedir. Hiçbir amaca hizmet etmeyecek söz konusu saldırgan tutumun karşılığı gecikmeksizin aynıyla verilecektir" denildi.
Bu kararın hukuk sistemimize saygısızca müdahale niteliği taşıdığı belirtildi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ABD'nin kararına sert tepki gösterek "Asla boyun eğmeyiz" derken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise "Değil Türk İçişleri ve Adalet Bakanı'na; sınırlarımızdaki bir ağacın yaprağına yapılan bir hareket Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılan bir harekettir. Kabul etmiyoruz, korkmuyoruz! Tarih buna en büyük şahidimizdir" tweetini paylaştı. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkan Vekili Mehmet Yılmaz, yaptırım kararının Türk yargısına yersiz müdahale niteliği taşıdığını belirterek, "Bu yanlış kararın hemen geri alınmasının uluslararası hukuka ve bağımsız yargıya saygının gereği olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz" dedi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, güçlü, tam bağımsız bir hukuk devletidir.
ABD'nin bir sömürgesi olmadığı gibi, üçüncü dünya devleti de, bir kabile devleti de değildir.
Devletin bir çakıl taşına dahi müdahale edilmesine müsaade etmeyeceğimiz gibi, devleti temsil eden, millet adına vazifeli olan bakanlarımızın bir kılına dahi zarar gelmesine asla müsaade etmeyiz.
Bu mesele millet meselesidir, devlet meselesidir, burada ayrılık gayrılık olmaz, iktidarıyla muhalefetiyle tek bilek tek yürek olmalı ve bu hadsizlere hadlerini bildirmek zorundayız. Ki bir daha böyle bir densizliğe tevessül etmesinler.
Ama unutmayalım ki, adamlara en büyük cesareti ekonomik olarak dolara bağımlılığımız veriyor.
Bunun da tek çaresi Prof. Dr. Haydar Baş'a ait Milli Ekonomi Modeli'dir.
ABD, bu hamleyle birlikte "Biz Türkiye ile müttefik değiliz" mesajı veriyor. Artık bunu anlamalıyız.
ABD, belgelerle suçu sabit, davası devam eden ve de tutuklu bulunan birisinin suçunun görmezden gelinmesini, hukukun hiçe sayılmasını talep ediyor.
Türkiye'nin yargı sistemine direkt olarak müdahale ediyor.
İki bakanımıza, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya ABD'deki mal varlıklarına el koymak, ABD vatandaşlarıyla ticaretini yasaklamak ve de ABD'ye girişini yasaklamak suretiyle yaptırım uygulayarak Türkiye'nin siyasetine, devlet mekanizmasına müdahale ediyor.
Papaz Brunson'ın suçu sabit dedik; Brunson, FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla, 35 yıl hapis istemiyle, tutuklu olarak yargılanıyor.
Brunson hakkında hazırlanan iddianamede, "din adamı görüntüsü altında söz konusu terör örgütleri adına suç işlediği ve genel stratejileri kapsamında eylem birlikteliği içinde olduğu, örgütlerin amaçlarını bilerek ve isteyerek iş birliği yaptığı" belirtiliyor.
Brunson'ın ABD'li bir askere gönderdiği 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin başarısız olmasından üzüntü duyduğuna ilişkin mesaj içeriklerine yer verilen iddianamede, cep telefonundaki "Türkleri sallayacak bazı olayları bekliyorduk. İsa'ya dönmek için gerekli koşullar oluştu? " mesajı da dosyaya eklenmişti.
Bölücü faaliyetlerde bulunan papaz görünümlü bir casustan bahsediyoruz.
Bakanlarımıza yapılan yaptırımlar, devletimize ve milletimize müdahaledir, dedik; çünkü Adalet Bakanı Gül de, İçişleri Bakanı Soylu da, Brunson davasında hukukun gerektirdiği şekilde hareket ederek yapılması gerekeni ortaya koydu. Devlet ve millet adına görevlerini yerine getirdiler. Bu adam Amerikalı'dır diye tolerans göstermediler.
Devlet adına iş gören ve bunu görevi olduğu için yapan bakanlarımıza, yaptıkları bu görevi bahane ederek yaptırım uygulamak elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve de Türk milletine hakarettir.
Gerçi yaptırım kararının Sayın Gül ve Sayın Soylu'nun şahsı için hiçbir etkisi yok. Neden mi? Dilerseniz bu soruyu kendileri cevap versin.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ABD'nin yaptırım kararının ardından sosyal medya hesabından karara tepki gösterdi ve ABD'ye "Benim bu topraklarda yaşamak ve bu topraklarda ölmek dışında bir düşüm olmadı. ABD'de veya Türkiye dışında herhangi bir ülkede ne bir dikili ağacım, ne bir tek kuruş param da yoktur. Nasip olursa belki bir gün memleketim Gaziantep'te küçük bir zeytinlik alırım" ifadeleriyle karşılık verdi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise, ABD'nin kararına karşı yine sosyal medya hesabından "ABD'de bir malımız var; FETÖ. Onu bırakmayız. Alacağız" diye belirtti.
Buradaki mevzu bakanlarımızın şahıslarıyla alakalı değildir, ABD bakanlarımıza uyguladığı yatırımlarla Türkiye'yi aşağılamaktadır, değersizleştirmektedir.
Elbette ki bu karşılıksız kalmamalıdır.
Nitekim, Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Hiçbir amaca hizmet etmeyecek söz konusu saldırgan tutumun karşılığı (ABD'ye) gecikmeksizin aynıyla verilecektir. İki Sayın Bakanımızı hedef alan söz konusu karar ne devlet ciddiyetiyle bağdaşmakta ne de hukuk ve adalet kavramlarıyla izah edilebilmektedir. Hiçbir amaca hizmet etmeyecek söz konusu saldırgan tutumun karşılığı gecikmeksizin aynıyla verilecektir" denildi.
Bu kararın hukuk sistemimize saygısızca müdahale niteliği taşıdığı belirtildi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ABD'nin kararına sert tepki gösterek "Asla boyun eğmeyiz" derken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise "Değil Türk İçişleri ve Adalet Bakanı'na; sınırlarımızdaki bir ağacın yaprağına yapılan bir hareket Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılan bir harekettir. Kabul etmiyoruz, korkmuyoruz! Tarih buna en büyük şahidimizdir" tweetini paylaştı. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkan Vekili Mehmet Yılmaz, yaptırım kararının Türk yargısına yersiz müdahale niteliği taşıdığını belirterek, "Bu yanlış kararın hemen geri alınmasının uluslararası hukuka ve bağımsız yargıya saygının gereği olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz" dedi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, güçlü, tam bağımsız bir hukuk devletidir.
ABD'nin bir sömürgesi olmadığı gibi, üçüncü dünya devleti de, bir kabile devleti de değildir.
Devletin bir çakıl taşına dahi müdahale edilmesine müsaade etmeyeceğimiz gibi, devleti temsil eden, millet adına vazifeli olan bakanlarımızın bir kılına dahi zarar gelmesine asla müsaade etmeyiz.
Bu mesele millet meselesidir, devlet meselesidir, burada ayrılık gayrılık olmaz, iktidarıyla muhalefetiyle tek bilek tek yürek olmalı ve bu hadsizlere hadlerini bildirmek zorundayız. Ki bir daha böyle bir densizliğe tevessül etmesinler.
Ama unutmayalım ki, adamlara en büyük cesareti ekonomik olarak dolara bağımlılığımız veriyor.
Bunun da tek çaresi Prof. Dr. Haydar Baş'a ait Milli Ekonomi Modeli'dir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025