Asırlardır her yıl Muharrem ayında dünyanın her tarafından milyonlarca Müslüman kendi bölgelerinde, camilerde, imamların türbelerinde bir araya gelip siyahlar giymekte, gözyaşları dökmekte ve mersiye söyleyip "Hüseyin? Hüseyin?" nidalarıyla kafalarına vurup, adeta yeri-göğü inletmektedirler. Bizi ilgiyle izleyenler ve bu hareketlerle ne yapmak istediğimizi soranlara cevabımız ne olmalıdır? Biz bunu böyle yapmakla günahlarımızı affettirmeye çalışıyoruz veya egomuzu tatmin ediyoruz ya da ahiret sevabı almak, hastamıza şifa istemek, Hüseyin'in şefaatine nail olmak gibi hedeflerimizin bulunduğundan mı bahsetmeliyiz?
Yoksa şunu mu söylemeliyiz:
"Efendi! Biz bu ayda efendimiz İmam Hüseyin'in söylediklerini söylemek istiyoruz, her yıl onu anmak ve anlamak ile hayatımızı yenilemek istiyoruz. Aşura günü bizim hayatımızı yenilediğimiz gündür. Bugün Hüseynî Kevser suyunda yıkanmak istiyoruz. Ölü gönlümüzü ihya etmek istiyoruz, kirlenen ruhumuzu yıkamak istiyoruz. Yeniden İslam'ın temellerini öğrenmek istiyoruz, yeniden İslam'ın ruhunu kendimize zerk etme istiyoruz.
Bizler bu günleri canlı tutmakla, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker duygusunun, şehadet duygusunun, cihad ruhunun, hak yolunda fedakârlıkta bulunma duygusunun bizde unutulmasını ve yok olmasını istemiyoruz.
Hak yolunda fedakârlık ruhumuzun bizde ölmemesini istiyoruz. İşte bizim Muharrem ayını canlı tutmaktaki gayemiz budur! Ve Aşura'nın felsefesi de budur!"
İmam Hüseyin (a.s.)'ın Medine'den hareket ettiği günden Aşura günü Kerbela'da şehit edildiği güne kadar söylemiş olduğu şiarların tümüne dikkat edildiğinde, o şiarların tümünün İslam'ı ihya etme şiarları olduğu görülmektedir. O şiarların ortak vurgusunda İmam, özetle insanlara şunu söylüyor: "Neden birtakım insanlar Müslümanların tümünün ortak yararlanması gereken bütçesini (Beytü'l-malı) kendilerine tahsis etmişlerdir?
Niçin Allah'ın helalini haram ve haramını da helal etmişlerdir? Niçin halkı iki sınıfa bölmüşlerdir? Bir sınıf insan yoksul ve dertli, bir sınıf insan ise aşırı yemekten yerlerinden kalkamaz olmuşlardır?"
Henüz yoldayken ve Hürr'ün o bin kişilik ordusuyla karşılaşınca onlara bir hutbe okumuş ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'den şu hadisi naklederek hutbesini sonlandırmıştır: "Peygamber şöyle buyurmuştur: Müslümanların durumunun bozulduğu, ortak bütçelerinin tekelleştirildiği, Allah'ın haram kıldığı şeylerin helal, helal kıldığı şeylerin haram edildiği bir zaman geldiğinde, Müslüman biri bilerek sessiz kalsa (itiraz etmese) zalimleri koyduğu yere onu da koyması Allah'a haktır. Buna göredir ki, Ben kendimi sorumlu hissediyorum. Ve şunu da iyi bilin ki; böylesine durumlarda ben bu işi diğerlerinden daha layığımdır!"
Dolayısıyla Aşura mektebinin ve Aşura şiarlarının ihya edici olması lazım. Muharrem meclislerimizde her tertiplenen deste teşkilatlarındaki söylenen şiarlar sinir bozucu değil ihya edici olmalıdır! Duygusallaştırıcı değil, canlandırıcı olmalıdır! Şayet duygusallaştırıcı olursa herhangi bir sevap ve mükâfatı olmayacağı gibi bizi Hüseyin'den uzaklaştırıcı olacaktır.
İmam Hüseyin (a.s.) şayet olduğu gibi gönüllerimize girmiş olursa onun için dökülen gözyaşlarının sevabı olacaktır. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi: "İman edenlerin kalbinde Hüseyin'in sevgisi vardır." Şayet kalpte iman olursa Hüseyin'i sevmezlik yapmaz. Zira Hüseyin (a.s.) imanın tecessümüdür!
Bu yazımızı da İmam'ın kendisini tanıttığı şu şiarlarıyla bitirelim:
"Ben Ali oğlu Hüseyin'im! Düşman karşısında eğilmeyeceğimize yemin etmişim. Ben babamın ehl u ayalini himaye ederim (koruyorum). Peygamberin dini üzerine ölüyorum!"
Allah'ın selamı Hüseyin'e, ailesine, sevenlerine ve de takipçilerine olsun.
Yoksa şunu mu söylemeliyiz:
"Efendi! Biz bu ayda efendimiz İmam Hüseyin'in söylediklerini söylemek istiyoruz, her yıl onu anmak ve anlamak ile hayatımızı yenilemek istiyoruz. Aşura günü bizim hayatımızı yenilediğimiz gündür. Bugün Hüseynî Kevser suyunda yıkanmak istiyoruz. Ölü gönlümüzü ihya etmek istiyoruz, kirlenen ruhumuzu yıkamak istiyoruz. Yeniden İslam'ın temellerini öğrenmek istiyoruz, yeniden İslam'ın ruhunu kendimize zerk etme istiyoruz.
Bizler bu günleri canlı tutmakla, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker duygusunun, şehadet duygusunun, cihad ruhunun, hak yolunda fedakârlıkta bulunma duygusunun bizde unutulmasını ve yok olmasını istemiyoruz.
Hak yolunda fedakârlık ruhumuzun bizde ölmemesini istiyoruz. İşte bizim Muharrem ayını canlı tutmaktaki gayemiz budur! Ve Aşura'nın felsefesi de budur!"
İmam Hüseyin (a.s.)'ın Medine'den hareket ettiği günden Aşura günü Kerbela'da şehit edildiği güne kadar söylemiş olduğu şiarların tümüne dikkat edildiğinde, o şiarların tümünün İslam'ı ihya etme şiarları olduğu görülmektedir. O şiarların ortak vurgusunda İmam, özetle insanlara şunu söylüyor: "Neden birtakım insanlar Müslümanların tümünün ortak yararlanması gereken bütçesini (Beytü'l-malı) kendilerine tahsis etmişlerdir?
Niçin Allah'ın helalini haram ve haramını da helal etmişlerdir? Niçin halkı iki sınıfa bölmüşlerdir? Bir sınıf insan yoksul ve dertli, bir sınıf insan ise aşırı yemekten yerlerinden kalkamaz olmuşlardır?"
Henüz yoldayken ve Hürr'ün o bin kişilik ordusuyla karşılaşınca onlara bir hutbe okumuş ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'den şu hadisi naklederek hutbesini sonlandırmıştır: "Peygamber şöyle buyurmuştur: Müslümanların durumunun bozulduğu, ortak bütçelerinin tekelleştirildiği, Allah'ın haram kıldığı şeylerin helal, helal kıldığı şeylerin haram edildiği bir zaman geldiğinde, Müslüman biri bilerek sessiz kalsa (itiraz etmese) zalimleri koyduğu yere onu da koyması Allah'a haktır. Buna göredir ki, Ben kendimi sorumlu hissediyorum. Ve şunu da iyi bilin ki; böylesine durumlarda ben bu işi diğerlerinden daha layığımdır!"
Dolayısıyla Aşura mektebinin ve Aşura şiarlarının ihya edici olması lazım. Muharrem meclislerimizde her tertiplenen deste teşkilatlarındaki söylenen şiarlar sinir bozucu değil ihya edici olmalıdır! Duygusallaştırıcı değil, canlandırıcı olmalıdır! Şayet duygusallaştırıcı olursa herhangi bir sevap ve mükâfatı olmayacağı gibi bizi Hüseyin'den uzaklaştırıcı olacaktır.
İmam Hüseyin (a.s.) şayet olduğu gibi gönüllerimize girmiş olursa onun için dökülen gözyaşlarının sevabı olacaktır. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi: "İman edenlerin kalbinde Hüseyin'in sevgisi vardır." Şayet kalpte iman olursa Hüseyin'i sevmezlik yapmaz. Zira Hüseyin (a.s.) imanın tecessümüdür!
Bu yazımızı da İmam'ın kendisini tanıttığı şu şiarlarıyla bitirelim:
"Ben Ali oğlu Hüseyin'im! Düşman karşısında eğilmeyeceğimize yemin etmişim. Ben babamın ehl u ayalini himaye ederim (koruyorum). Peygamberin dini üzerine ölüyorum!"
Allah'ın selamı Hüseyin'e, ailesine, sevenlerine ve de takipçilerine olsun.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hasan Kanaatlı / diğer yazıları
- Neden yazıyoruz / 16.01.2018
- Emevi mektebi / 26.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri-2 / 17.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri / 14.11.2017
- Muaviye'nin geçmişine kısa bir bakış / 13.11.2017
- İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımak / 09.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi??2 / 08.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi?-1 / 07.11.2017
- Kur'an açısından Allah adına ıslah / 06.11.2017
- İmam Hasan (a.s.)'ın barışının mahiyeti / 05.11.2017
- Emevi mektebi / 26.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri-2 / 17.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri / 14.11.2017
- Muaviye'nin geçmişine kısa bir bakış / 13.11.2017
- İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımak / 09.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi??2 / 08.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi?-1 / 07.11.2017
- Kur'an açısından Allah adına ıslah / 06.11.2017
- İmam Hasan (a.s.)'ın barışının mahiyeti / 05.11.2017