Bugün ülkemizde siyasi ve ekonomik arenada 3 farklı bakış açısıyla karşılaşıyoruz. Birincisi, içinde bulunduğumuz kötü gidişatı fark edip sürekli karanlığı tasvir edenler, eleştirenler, ama çözüm konusunda en ufak bir projesi olmayanlar. Bu gibiler "projem vardır" dese bile, mevcut çarpık anlayışın dairesi içinde kısırdöngüden kurtulamadıkları için ortaya koydukları sözde projeler, yok oluşu yavaşlatmaktan öte bir işe yaramaz. İkincisi, kötü gidişatı gizleyerek ve milleti kandırarak her şeyi toz pembe gösterme, mevcut vaziyetten rant sağlama gayretinde olanlar.Üçüncüsü ise hem kötü gidişatı fark eden, yanlışları doğru tasvir eden hem de bu gidişata dur diyebilecek, bütün problemlere çözüm sunabilecek projeleri olanlar. Üçüncüsünü her ne kadar çoğul olarak ifade etsek de, günümüzde bu bakış açısına sahip bir siyasi lider mevcuttur, o da Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı ve dünyanın ünlü yüzlerce bilimadamı tarafından Nobel'e aday gösterilen Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'tır.Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu bakış açısına sahip bir lider daha vardır, o da Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.Bugüne kadar gelmiş ya da geçmiş diğer bütün siyasiler, ister iktidarda ister muhalefette olsun ya birinci kategoride, ya da ağırlıklı olarak ikinci kategoride olmuştur. Prof. Dr. Haydar Baş Bey Manisa'da halka hitaben yaptığı konuşmada "Ege gitti, Kıbrıs gitti, İstanbul suriçi gitti, ekümenik sıfatıyla Bartholomeos şu an bir din devleti başkanı sıfatına oturdu? haberiniz var mı? Türkiye yavaş yavaş tahtaları çürüyen bir binaya benziyor" ifadelerini kullanarak mevcut durumu özetlemektedir.Bugün siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel tablo ortadadır, çürümüşlük her sahada bariz bir şekilde gözükmektedir ve bu tablo Atatürk'ün vefatından sonra gelen siyasilerin hangi kategorilerde ağırlıklı olarak bulunduğunu göstermektedir. Çözümsüzlüğün artık normal bir şeymiş gibi algılandığı, hatta bazıları için de ayrıca bir gelir kapısı olduğu bir dönemde, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in dünyayı hayran bırakan orijinal projelerle ortaya çıkması gerçekten de tarihte ender rastlanan bir durumdur.Gerek Atatürk'ün gerekse Prof. Dr. Haydar Baş'ın, ancak "akıntıya karşı kürek çekmek" deyimiyle ifade edilebileceği bu onurlu duruşlarını, her şeye rağmen çözümü haykırmalarını sadece bir Nobel ödülüyle sınırlandırmak elbetteki yeterli değildir. Milli Ekonomi Modeli gibi sadece Türkiye'ye değil, dünyadaki bütün insanlığa gerçek çözümü sunan bir eserin, Kapitalizmin kısırdöngüsü içinde sıkışıp kalmış bir insandan çıkması asla mümkün değildir.Zaten dünyadaki meşhur bilim adamlarını bu model konusunda hayrete düşüren nokta da burasıdır.Böyle bir dahiyane, eksiği olmayan, insanı kuşatan bir model nasıl olur da Kapitalist anlayışın hedef tahtasında olan, ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, dini tam bir abluka altında bulunan sözde gelişmekte, ama gerçekte ise ipi çekilmekte olan bir ülkeden çıkar?Bu manada sadece modeli takdir edenler değil, modeli korkuyla takip edenler de bu noktaya özellikle şaşırmaktadır. Her türlü kontrol mekanizmasına rağmen, dünya genelinde çözümsüzlüğün artık bir çözüm olarak kabul edildiğine inanılmasına rağmen, Sayın Baş'ın bu dahiyane çıkışını görüp telaşa kapılanların "Nerede yanlış yaptık" diyerek bocalamalarını görür gibiyim. Her şeye rağmen Sayın Baş'ın karanlığın her bir noktasını doğru tasvir etmesi ve de her bir çözümü de yerinde sunması bir gerçeği daha göstermektedir ki, gerçekler asla gizlenemez ve mutlaka bir babayiğit çıkar ve her şeyi gün yüzüne çıkarır. Yine bir gerçek daha vardır ki, karanlığı kalıcı zannederek bütün hesaplarını buna göre yapanlar, güneş doğmaya başladığında neye uğradıklarını şaşırırlar. Artık yapılan bütün hesaplar bozulmuştur, her taraf aydınlanır, nebatat yeşerir, tabiat bir anda canlanır, karanlığın verdiği güvensizlik ortadan kalkar, yerine bir güven ortamı yerleşir, yarasalar ise sığınacak bir yer ararlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025