Fırat Kalkanı operasyonunu yürüten askerlerimiz geçtiğimiz hafta bir hava saldırısına uğramıştı ve 4 askerimizi kaybetmiştik. Bu saldırının, 17 Eylül'de Deyr Ez-zur kentindeki Suriye askerlerine yapılan hava saldırısına benzerliği dikkat çekiyor.
Türk ordusuna yapılan hava saldırısından hemen sonra, daha hiçbir delil ve açıklama ortada yokken, Türkiye'deki bazı çevreler direkt olarak Suriye ve Rusya'yı suçladı.
Rusya'dan yapılan açıklamada, bu saldırıda Moskova ve Şam'ın hiçbir rolünün olmadığı ifade edildi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya Devlet Başkanı Putin'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayarak bunu teyit ettiğini bildirdi. Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da yaptığı basın açıklamasında Rusya'yı suçlayan iddiaları yalanladı.
Bölgede hava gücüne sahip iradeler, Rusya, Suriye, Türkiye ve ABD öncülüğündeki koalisyon, yani ABD? Rusya ve Suriye'nin yapmadığı teyit edildi, Türkiye kendi kendine operasyon yapamayacağına göre geriye tek seçenek ABD kalıyor. Başka bir ihtimal de yok.
Rusya'da yayımlanan Nezavisimaya gazetesinin haberine göre, bu saldırı, ABD öncülüğündeki koalisyonun Türkiye ile Suriye'yi savaştırabilmek için bir provokasyonu olabileceği ifade edildi. Böyle bir provokasyondan ve de sonrasında olabilecek bir Türkiye-Suriye savaşından en fazla faydayı elde edecek olan irade de bu coğrafyayı kendisine vatan olarak seçmiş olan ABD'den başkası değil. Zaten hatırlarsanız, Batı basınında çıkan haberler böyle bir senaryonun planlandığını ortaya koyuyordu; 10 muhtemel savaş senaryosundan 3'üncüsü Türkiye-Suriye savaşı olarak ifade ediliyordu.
Rusya'nın arabuluculuğunda ve bilgilendirmesiyle şimdilik bu provokasyonu planlayanlar amaçlarına ulaşamadılar.
Şimdilik diyorum, çünkü mevcut Suriye politikamız devam ettiği müddetçe, El Bab'a yaklaştığımız müddetçe bu tür provokasyonlar daha da artacaktır.
Olaydaki sis perdesi dağılınca, Rusya bu olayın detaylarını ortaya koydukça, yine karşımıza ABD'nin "yanlışlıkla" vurduğu açıklamaları gelecektir.
Aynen 17 Eylül'de Suriye askerlerine yapılan hava saldırısında olduğu gibi?
Hatırlayalım, bu tarihte, Suriye'nin Deyr Ez-zur kentinde Suriye ordusuna bir hava saldırısı düzenlenmiş ve 62 Suriye askeri ölmüş, 100'ü aşkın asker de yaralanmıştı.
Saldırıyı düzenleyen ABD öncülüğündeki koalisyon güçleriydi.
Rusya'nın bilgilendirmesi ve uyarısı sonucu saldırı durduruldu.
Birkaç gün önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yaşanan bu saldırıyla alakalı bir soruşturma raporu yayınladı.
Bu raporda, söz konusu askeri üssün DAEŞ hedefi sanılarak "yanlışlıkla" vurulduğu kabul edildi. Düzenlenen saldırıda birçok "insan kusuruna" vurgu yapıldı.
Raporda belirtilen "değerlendirme sürecinin yanlış işletilmesindeki insan kusurlarının çokluğu", koalisyon saldırılarının nasıl planlandığıyla ilgili soru işaretlerine neden oldu.
Ayrıca üssün insansız hava aracından gelen görüntülere göre vurulduğu, ancak üsle ilgili tüm değerlendirmelerin ilgili üst makamlara yeterince aktarılmadığı belirtildi. Bu da koalisyon unsurları arasındaki karar alma sürecinin ne şekilde işlediğine ilişkin yeni soruları gündeme getirdi. Son olarak, vurulan üssün Esad yönetimine ait olduğunu bildirmek için özel hattan arayan Rus askeri yetkilinin, 27 dakika telefonda muhatabını beklediği ve bu sürenin de oldukça uzun olduğu da bir başka "insan kusuru" olarak not edildi.
Kritik bir bölgedeki bir Rus askeri yetkilisinin neden bu kadar uzun süre bekletildiği sorusu da net bir şekilde cevaplandırılamadı.
Esasen soruşturma raporunda açıklananlar hava saldırısının "yanlışlıkla" olmadığını açıkça gösteriyor. Kritik bir bölgede bu kadar insan kusuru normal değildir, belli ki bu saldırı bilerek ve bir talimat üzere yapıldı. Yine bir hava operasyonu için 27 dakika çok uzun bir süredir. Rus yetkili özel bir hattan ABD'li muhatabını arıyor ve 27 dakika telefonda bekletiliyor. Bu da saldırının neticeye ulaşması için yeterli bir süre ve iddia edildiği gibi "yanlışlıkla" değil.
Saldırıdan 2 gün sonra İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklama da, bu sözde "yanlışlıkla" yapılan saldırının asıl hedefini ortaya koyuyor: "ABD'nin düzenlediği eylem, IŞİD'in bu üsse saldırdığı bir zamana denk gelmesi, terör örgütünün ABD'nin desteğini aldığını gösteriyor."
Yazımızı ABD'nin Deyr Ez-zur saldırısından 5 gün sonra gazetemizde yayınlanan Prof. Dr. Haydar Baş'ın "ABD herkese aynı" başlıklı makalesinin şu satırlarıyla bitirelim:
"24 Ağustos'ta başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu devam ediyor. Harekât, Cerablus'un IŞİD'den temizlenmesi ve sınır güvenliğimiz için başlasa da Erdoğan'ın beyanına göre El Bab'a doğru inebilir. İsrail gazetelerinin bile, "Türkiye çamura girdi ve nasıl çıkacağını bilemiyor" diye yorumladığı gidişatımızın ABD'nin yeni vatan arayışına ve İsrail'in yayılmacı siyasetine hizmet ettiği ortada?
Fırat Kalkanı, 1 ayını doldurmak üzere iken ÖSO birliklerinin bölgeden çekilmeye başlaması ve ABD'nin Suriye ordusunu vurarak IŞİD'e sağladığı desteği alenileştirmesi, battığımız çamurda yalnız kaldığımızın ispatı. Dış ve hatta iç siyasetimizin ABD eksenli çizilmesi bugüne kadar pek çok zarara mal oldu. Ancak Güneydoğu'muzu tehdit eden ve ülke bütünlüğünü tehlikeye sokan bu hal herhalde hayati önemde? Meşru müdafaa hakkının kullanılmasıyla devam eden operasyon bir an evvel bitirilerek, ülke sınırlarımızın müdafaasına odaklanılmalıdır?"
Türk ordusuna yapılan hava saldırısından hemen sonra, daha hiçbir delil ve açıklama ortada yokken, Türkiye'deki bazı çevreler direkt olarak Suriye ve Rusya'yı suçladı.
Rusya'dan yapılan açıklamada, bu saldırıda Moskova ve Şam'ın hiçbir rolünün olmadığı ifade edildi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya Devlet Başkanı Putin'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayarak bunu teyit ettiğini bildirdi. Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da yaptığı basın açıklamasında Rusya'yı suçlayan iddiaları yalanladı.
Bölgede hava gücüne sahip iradeler, Rusya, Suriye, Türkiye ve ABD öncülüğündeki koalisyon, yani ABD? Rusya ve Suriye'nin yapmadığı teyit edildi, Türkiye kendi kendine operasyon yapamayacağına göre geriye tek seçenek ABD kalıyor. Başka bir ihtimal de yok.
Rusya'da yayımlanan Nezavisimaya gazetesinin haberine göre, bu saldırı, ABD öncülüğündeki koalisyonun Türkiye ile Suriye'yi savaştırabilmek için bir provokasyonu olabileceği ifade edildi. Böyle bir provokasyondan ve de sonrasında olabilecek bir Türkiye-Suriye savaşından en fazla faydayı elde edecek olan irade de bu coğrafyayı kendisine vatan olarak seçmiş olan ABD'den başkası değil. Zaten hatırlarsanız, Batı basınında çıkan haberler böyle bir senaryonun planlandığını ortaya koyuyordu; 10 muhtemel savaş senaryosundan 3'üncüsü Türkiye-Suriye savaşı olarak ifade ediliyordu.
Rusya'nın arabuluculuğunda ve bilgilendirmesiyle şimdilik bu provokasyonu planlayanlar amaçlarına ulaşamadılar.
Şimdilik diyorum, çünkü mevcut Suriye politikamız devam ettiği müddetçe, El Bab'a yaklaştığımız müddetçe bu tür provokasyonlar daha da artacaktır.
Olaydaki sis perdesi dağılınca, Rusya bu olayın detaylarını ortaya koydukça, yine karşımıza ABD'nin "yanlışlıkla" vurduğu açıklamaları gelecektir.
Aynen 17 Eylül'de Suriye askerlerine yapılan hava saldırısında olduğu gibi?
Hatırlayalım, bu tarihte, Suriye'nin Deyr Ez-zur kentinde Suriye ordusuna bir hava saldırısı düzenlenmiş ve 62 Suriye askeri ölmüş, 100'ü aşkın asker de yaralanmıştı.
Saldırıyı düzenleyen ABD öncülüğündeki koalisyon güçleriydi.
Rusya'nın bilgilendirmesi ve uyarısı sonucu saldırı durduruldu.
Birkaç gün önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yaşanan bu saldırıyla alakalı bir soruşturma raporu yayınladı.
Bu raporda, söz konusu askeri üssün DAEŞ hedefi sanılarak "yanlışlıkla" vurulduğu kabul edildi. Düzenlenen saldırıda birçok "insan kusuruna" vurgu yapıldı.
Raporda belirtilen "değerlendirme sürecinin yanlış işletilmesindeki insan kusurlarının çokluğu", koalisyon saldırılarının nasıl planlandığıyla ilgili soru işaretlerine neden oldu.
Ayrıca üssün insansız hava aracından gelen görüntülere göre vurulduğu, ancak üsle ilgili tüm değerlendirmelerin ilgili üst makamlara yeterince aktarılmadığı belirtildi. Bu da koalisyon unsurları arasındaki karar alma sürecinin ne şekilde işlediğine ilişkin yeni soruları gündeme getirdi. Son olarak, vurulan üssün Esad yönetimine ait olduğunu bildirmek için özel hattan arayan Rus askeri yetkilinin, 27 dakika telefonda muhatabını beklediği ve bu sürenin de oldukça uzun olduğu da bir başka "insan kusuru" olarak not edildi.
Kritik bir bölgedeki bir Rus askeri yetkilisinin neden bu kadar uzun süre bekletildiği sorusu da net bir şekilde cevaplandırılamadı.
Esasen soruşturma raporunda açıklananlar hava saldırısının "yanlışlıkla" olmadığını açıkça gösteriyor. Kritik bir bölgede bu kadar insan kusuru normal değildir, belli ki bu saldırı bilerek ve bir talimat üzere yapıldı. Yine bir hava operasyonu için 27 dakika çok uzun bir süredir. Rus yetkili özel bir hattan ABD'li muhatabını arıyor ve 27 dakika telefonda bekletiliyor. Bu da saldırının neticeye ulaşması için yeterli bir süre ve iddia edildiği gibi "yanlışlıkla" değil.
Saldırıdan 2 gün sonra İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklama da, bu sözde "yanlışlıkla" yapılan saldırının asıl hedefini ortaya koyuyor: "ABD'nin düzenlediği eylem, IŞİD'in bu üsse saldırdığı bir zamana denk gelmesi, terör örgütünün ABD'nin desteğini aldığını gösteriyor."
Yazımızı ABD'nin Deyr Ez-zur saldırısından 5 gün sonra gazetemizde yayınlanan Prof. Dr. Haydar Baş'ın "ABD herkese aynı" başlıklı makalesinin şu satırlarıyla bitirelim:
"24 Ağustos'ta başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu devam ediyor. Harekât, Cerablus'un IŞİD'den temizlenmesi ve sınır güvenliğimiz için başlasa da Erdoğan'ın beyanına göre El Bab'a doğru inebilir. İsrail gazetelerinin bile, "Türkiye çamura girdi ve nasıl çıkacağını bilemiyor" diye yorumladığı gidişatımızın ABD'nin yeni vatan arayışına ve İsrail'in yayılmacı siyasetine hizmet ettiği ortada?
Fırat Kalkanı, 1 ayını doldurmak üzere iken ÖSO birliklerinin bölgeden çekilmeye başlaması ve ABD'nin Suriye ordusunu vurarak IŞİD'e sağladığı desteği alenileştirmesi, battığımız çamurda yalnız kaldığımızın ispatı. Dış ve hatta iç siyasetimizin ABD eksenli çizilmesi bugüne kadar pek çok zarara mal oldu. Ancak Güneydoğu'muzu tehdit eden ve ülke bütünlüğünü tehlikeye sokan bu hal herhalde hayati önemde? Meşru müdafaa hakkının kullanılmasıyla devam eden operasyon bir an evvel bitirilerek, ülke sınırlarımızın müdafaasına odaklanılmalıdır?"
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025