Önceki günkü yazımızda ABD'nin demokrasi, globalleşme, teknoloji, medeniyet, Hollywood filmleri gibi milletin dilinde dolaşan ve cazibesi olan unsurları kullanarak dünyayı nasıl kendi emelleri doğrultusunda sömürmeye çalıştığından bahsetmiştik ve bunu farenin kulak kemirmesine ve sivrisineğin kan emmesine benzetmiştik. Başta Irak olmak üzere bir çok yere nasıl demokrasi getirdiğini ifade etmiştik.
Şimdi konumuza devam edelim.
Son zamanlarda ağırlıklı olarak ABD'de genler üzerinde bazı deneyler yapılmakta. Bu araştırmaların sağlık açısından kullanılması halinde faydalı gelişmeler olabilir, ama eğer ki kötü amaçlı kullanılırsa -ki ABD'nin asıl amacı budur- artık demokrasi (!) şırıngayla veya bir bitkinin tohumunda veya havadan yağmur şeklinde gelebilir. Mustafa Çınkı'nın "Rant Lordları" adında yazdığı eserde bu gerçeği şöyle ifade etmektedir : "Doyma bilmeyen bu sömürücüler, şimdi sadece siyahi insanları hasta etmek ve öldürmek özelliğine sahip bir bakteri geliştirme tekniği üzerinde çalışıyorlar."(Rant Lorları:s.188)
ABD'nin demokrasi(!) getirdiği o kadar çok yer var ki burada saymaya kalksak sayfalar yetmez.
Biz okullarımızda demokrasiyi halkın kendi kendini yönetmesi olarak biliyoruz, acaba farkına varmadan demokrasinin tarifi mi değişti? Demokrasi bütün dünya insanlarının ABD'nin sömürgesi altına girmesi mi? Acaba ABD eski başkanı Clinton'ın Doktrini olarak bildiğimiz "ABD isterse kendisini tehdit olarak gördüğü bir ülkeye müdahalede bulunabilir ve hatta devlet başkanlarına suikast yapabilir" kararıyla demokrasi ABD'ye tam teslimiyettir zihniyetini yerleştirmeye mi çalışıyor?
Bütün bunları tefekkür ettikçe ABD'nin demokrasi ve globalleşmeden ne anladığını fare ve sivrisinek misali ne güzel ifade ediyor, değil mi?
Her şey göründüğü gibi değildir. Olayların arka planını iyi okumak lazım. Unutmayalım ki bir milletin bekası maddi ve manevi değerlerine sahip çıkmasıyla doğru orantılıdır. Bizler sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmezsek birileri onları elimizden alabilir. Vatanımıza, bayrağımıza, dinimize, ailelerimize, gençlerimize, çocuklarımıza velhasıl şehit kanlarıyla bize emanet edilen bütün değerlerimize dedelerimizin sahip çıktığı gibi sahip çıkalım. Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı, Sevr'i, Lozan'ı, Duyunu Umumiye'yi, Kıbrıs çıkarmasını ve bu zamanlarda yaşanan olayları unutmayalım.
Siyasilerimize düşen görev ise bu sömürü mantığına sahip olanlarla "doğal müttefik" olma değil, adaletiyle, merhametiyle, vakarıyla ve onuruyla tarihteki kaybetmek üzere olduğumuz yerimizi almamızdır.
Bize bizden başka dost yok.
Şimdi konumuza devam edelim.
Son zamanlarda ağırlıklı olarak ABD'de genler üzerinde bazı deneyler yapılmakta. Bu araştırmaların sağlık açısından kullanılması halinde faydalı gelişmeler olabilir, ama eğer ki kötü amaçlı kullanılırsa -ki ABD'nin asıl amacı budur- artık demokrasi (!) şırıngayla veya bir bitkinin tohumunda veya havadan yağmur şeklinde gelebilir. Mustafa Çınkı'nın "Rant Lordları" adında yazdığı eserde bu gerçeği şöyle ifade etmektedir : "Doyma bilmeyen bu sömürücüler, şimdi sadece siyahi insanları hasta etmek ve öldürmek özelliğine sahip bir bakteri geliştirme tekniği üzerinde çalışıyorlar."(Rant Lorları:s.188)
ABD'nin demokrasi(!) getirdiği o kadar çok yer var ki burada saymaya kalksak sayfalar yetmez.
Biz okullarımızda demokrasiyi halkın kendi kendini yönetmesi olarak biliyoruz, acaba farkına varmadan demokrasinin tarifi mi değişti? Demokrasi bütün dünya insanlarının ABD'nin sömürgesi altına girmesi mi? Acaba ABD eski başkanı Clinton'ın Doktrini olarak bildiğimiz "ABD isterse kendisini tehdit olarak gördüğü bir ülkeye müdahalede bulunabilir ve hatta devlet başkanlarına suikast yapabilir" kararıyla demokrasi ABD'ye tam teslimiyettir zihniyetini yerleştirmeye mi çalışıyor?
Bütün bunları tefekkür ettikçe ABD'nin demokrasi ve globalleşmeden ne anladığını fare ve sivrisinek misali ne güzel ifade ediyor, değil mi?
Her şey göründüğü gibi değildir. Olayların arka planını iyi okumak lazım. Unutmayalım ki bir milletin bekası maddi ve manevi değerlerine sahip çıkmasıyla doğru orantılıdır. Bizler sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmezsek birileri onları elimizden alabilir. Vatanımıza, bayrağımıza, dinimize, ailelerimize, gençlerimize, çocuklarımıza velhasıl şehit kanlarıyla bize emanet edilen bütün değerlerimize dedelerimizin sahip çıktığı gibi sahip çıkalım. Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı, Sevr'i, Lozan'ı, Duyunu Umumiye'yi, Kıbrıs çıkarmasını ve bu zamanlarda yaşanan olayları unutmayalım.
Siyasilerimize düşen görev ise bu sömürü mantığına sahip olanlarla "doğal müttefik" olma değil, adaletiyle, merhametiyle, vakarıyla ve onuruyla tarihteki kaybetmek üzere olduğumuz yerimizi almamızdır.
Bize bizden başka dost yok.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025