1990'lı yıllarda Fenerbahçe devamlı kötü sonuçlar alıyordu. Bu yüzden "Ne olacak bu Fener'in hali?" slogan haline gelmişti. Her mağlubiyetten sonra taraftardan "Ali Şen Başkan Fenerbahçe Şampiyon" tezahüratlarını duyardık.
19. yüzyıl da Osmanlı İmparatorluğu için bu kıvamda geçti. Camide, dergahta, kahvede, medresede, sarayda, askeriyede yani kısaca her yerde zamanın en popüler konusu "Ne olacak bu imparatorluğun hali?" tadındaki sohbetlerdi. Koca bir yüzyılı bu şekilde tükettik.
Avrupa Birliği'ne giriş çabalarımız sadece son 60 yılla sınırlı değildir. 1853-56 arasında Rusya ile yapılan Kırım savaşının neticesinde toplanan Paris anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu bir Avrupa devleti sayılarak toprak bütünlüğü yine Avrupa devletlerinin garantisi altına girdi. Aman ne garanti! İmparatorluk çok kısa zamanda çözüldü. Toprak bütünlüğünü ilk bozanlar o garantiyi veren İngiltere ve Fransa oldu.
Buna zemin hazırlayan en önemli faktör Osmanlı'nın ilk dış borçlanmasını yapması ve Islahat Fermanı'nı anlaşma metnine aynen geçirmiş olmasıdır. Böylece Rusya'nın etkisinden çekinen Osmanlı, İngiltere ve Fransa'nın kucağına itilmiştir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulma durumu tam olarak cereyan etmiştir. Günümüze ne kadar çok benziyor. 1952'de SSCB'den korktuğumuz için NATO'ya girmiştik değil mi? Tam yüzyıl sonra aynı senaryo farklı oyuncularla tekrar edildi.
Batılılaşma serüvenimiz 1878 yılında yani 93 harbinden sonra tam bir çöküş ve iflasla sonuçlandı. Batılılar her şeyimizi elimizden aldılar. Bu süreçte İngiltere Mısır'ı ve Kıbrıs'ı alarak ne kadar sözünün eri olduğunu bizlere gösterdi. Bunun üzerine 2. Abdülhamid yeni filizlenen Alman İmparatorluğu'na yanaştı. Meşhur denge politikasını devreye soktu. Mümkün mertebe savaşmamaya özen gösterdi. Diğer taraftan halifelik olgusunu öne çıkarmaya ve İngiltere'ye bütün Müslümanların başı sıfatıyla mücadeleye başladı.
İngiltere'nin Hindistan, Mısır, Kıbrıs ve Güneydoğu Asya sömürgelerinde yaşayan hatırı sayılır bir Müslüman nüfusu vardı. İngiltere bu hamleye, Arapları kendi tarafına çekerek karşılık verdi. Kaldıraç olacağı hesaplanan halifelik projesi; Humper, Lawrance ve diğer İngiliz ajanları sayesinde tam olarak aleyhimizde kullanıldı. Yani anlayacağınız halifelikten bize ekmek çıkmadı. Almanlardan da hayır çıkmadı. Onlar da diğer sömürgeci ülkeler gibi bizleri kullanmayı tercih etti.
Enver Paşa ve arkadaşları Turancılık, Türkçülük fikirlerine yapışsalar da elle tutulur gözle görülür bir projeyi hayata geçiremeden İmparatorluk büyük bir gürültüyle çöktü. Bütün bu süreçlere şahitlik eden Atatürk, öteden beri Misak-ı Milli projesini savunuyordu. Hiçbir Batılı güce dayanmadan fikri hür, vicdanı hür, ekonomisi hür tam bağımsız Türkiye'yi tasavvur etmekteydi. Hayalcilikten uzak tamamen milli iradeye dayalı kendi ayakları üzerinde durarak hiçbir ülkenin himmet ve yardımına muhtaç olmayan bir ülke dizayn etti. Modeliyle mazlum ülkelere umut ve örnek oldu.
"Ne AB ne ABD Tam Bağımsız Türkiye" diyen Prof. Dr. Haydar Baş, Atatürk'ün günümüzdeki vizyonunu temsil ediyor. Atatürkçü olmak demek, sloganlarını ezberlemekten öte o ruhu ve bakışı yakalamaktır. Asker Atatürk'ün yüzyıl önce yaptığını Hoca Atatürk de başaracak güç, kuvvet ve bilgeliğe fazlasıyla muktedirdir.
19. yüzyıl da Osmanlı İmparatorluğu için bu kıvamda geçti. Camide, dergahta, kahvede, medresede, sarayda, askeriyede yani kısaca her yerde zamanın en popüler konusu "Ne olacak bu imparatorluğun hali?" tadındaki sohbetlerdi. Koca bir yüzyılı bu şekilde tükettik.
Avrupa Birliği'ne giriş çabalarımız sadece son 60 yılla sınırlı değildir. 1853-56 arasında Rusya ile yapılan Kırım savaşının neticesinde toplanan Paris anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu bir Avrupa devleti sayılarak toprak bütünlüğü yine Avrupa devletlerinin garantisi altına girdi. Aman ne garanti! İmparatorluk çok kısa zamanda çözüldü. Toprak bütünlüğünü ilk bozanlar o garantiyi veren İngiltere ve Fransa oldu.
Buna zemin hazırlayan en önemli faktör Osmanlı'nın ilk dış borçlanmasını yapması ve Islahat Fermanı'nı anlaşma metnine aynen geçirmiş olmasıdır. Böylece Rusya'nın etkisinden çekinen Osmanlı, İngiltere ve Fransa'nın kucağına itilmiştir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulma durumu tam olarak cereyan etmiştir. Günümüze ne kadar çok benziyor. 1952'de SSCB'den korktuğumuz için NATO'ya girmiştik değil mi? Tam yüzyıl sonra aynı senaryo farklı oyuncularla tekrar edildi.
Batılılaşma serüvenimiz 1878 yılında yani 93 harbinden sonra tam bir çöküş ve iflasla sonuçlandı. Batılılar her şeyimizi elimizden aldılar. Bu süreçte İngiltere Mısır'ı ve Kıbrıs'ı alarak ne kadar sözünün eri olduğunu bizlere gösterdi. Bunun üzerine 2. Abdülhamid yeni filizlenen Alman İmparatorluğu'na yanaştı. Meşhur denge politikasını devreye soktu. Mümkün mertebe savaşmamaya özen gösterdi. Diğer taraftan halifelik olgusunu öne çıkarmaya ve İngiltere'ye bütün Müslümanların başı sıfatıyla mücadeleye başladı.
İngiltere'nin Hindistan, Mısır, Kıbrıs ve Güneydoğu Asya sömürgelerinde yaşayan hatırı sayılır bir Müslüman nüfusu vardı. İngiltere bu hamleye, Arapları kendi tarafına çekerek karşılık verdi. Kaldıraç olacağı hesaplanan halifelik projesi; Humper, Lawrance ve diğer İngiliz ajanları sayesinde tam olarak aleyhimizde kullanıldı. Yani anlayacağınız halifelikten bize ekmek çıkmadı. Almanlardan da hayır çıkmadı. Onlar da diğer sömürgeci ülkeler gibi bizleri kullanmayı tercih etti.
Enver Paşa ve arkadaşları Turancılık, Türkçülük fikirlerine yapışsalar da elle tutulur gözle görülür bir projeyi hayata geçiremeden İmparatorluk büyük bir gürültüyle çöktü. Bütün bu süreçlere şahitlik eden Atatürk, öteden beri Misak-ı Milli projesini savunuyordu. Hiçbir Batılı güce dayanmadan fikri hür, vicdanı hür, ekonomisi hür tam bağımsız Türkiye'yi tasavvur etmekteydi. Hayalcilikten uzak tamamen milli iradeye dayalı kendi ayakları üzerinde durarak hiçbir ülkenin himmet ve yardımına muhtaç olmayan bir ülke dizayn etti. Modeliyle mazlum ülkelere umut ve örnek oldu.
"Ne AB ne ABD Tam Bağımsız Türkiye" diyen Prof. Dr. Haydar Baş, Atatürk'ün günümüzdeki vizyonunu temsil ediyor. Atatürkçü olmak demek, sloganlarını ezberlemekten öte o ruhu ve bakışı yakalamaktır. Asker Atatürk'ün yüzyıl önce yaptığını Hoca Atatürk de başaracak güç, kuvvet ve bilgeliğe fazlasıyla muktedirdir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cihat Tekin / diğer yazıları
- İkinci Trump dönemi nelere gebe? / 11.11.2024
- İç cephe nasıl tahkim edilir? / 04.11.2024
- Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu / 03.11.2024
- Çözüm değil çözülme süreci / 25.10.2024
- Hazine üzerinde oturan dilenci olmayalım / 20.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor -2- / 13.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor / 06.10.2024
- Siper savaşları out Siber savaşları in / 23.09.2024
- Açlık sınırı = asgari ücret + 10.268 TL / 19.09.2024
- Lütfen herkes işini yapsın / 14.09.2024
- İç cephe nasıl tahkim edilir? / 04.11.2024
- Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu / 03.11.2024
- Çözüm değil çözülme süreci / 25.10.2024
- Hazine üzerinde oturan dilenci olmayalım / 20.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor -2- / 13.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor / 06.10.2024
- Siper savaşları out Siber savaşları in / 23.09.2024
- Açlık sınırı = asgari ücret + 10.268 TL / 19.09.2024
- Lütfen herkes işini yapsın / 14.09.2024