YÖK'ün tutumu ve siyasi durum
Türkiye'de Yüksek Öğrenim Kurumları iki başlı idare sistemine bağlı olmaktadır. Bir taraftan Hükümet kendi yetkilerine kullanmak, diğer taraftan YÖK kendi yetkilerine sarılmış ve onlardan bir milim bile sapmamak istemektedir.
Ancak Türkiye'de lise bitiren gençlerimizin çok azı üniversitelere girebilmektedir. Üniversite sınav sistemi ise bilgiye dönük olacağına daha fazla öğrencilerin tasfiyesine yönelik olmaktadır. Bu durum ise ülkemizin üniversite öğrenimine adeta bir engel olmaktadır.
Böylece her yıl bir milyona yakın yüksek öğrenime girmek isteyen öğrenci dışlanmakta ve lise eğitimiyle hayata atılmak zorunda kalmaktadır. Türkiye'mizde lise öğrenimi ise meslek veremediğinden dolayı vasıflı eleman yetiştirememek de ve sadece bir genel kültür sağlamaktadır. Onun için lise tahsili görenler işsiz kalmakta veya "her işi yaparim" düşüncesi ile kendilerine iş aramaktadirlar.
Diger taraftan ülkemizin her yerinden yeni üniversitelerin açilmasi için talepler gelmektedir. Şu anda en azinda 20-25 yeni üniversitenin açılması planlanmakta ama önlerinde YÖK kesinlikle imkan vermemektedir.
Kısacası şu anda YÖK sanki bu ülkeye değil de sadece kendine dönük hizmet vermekte ve başka hiçbir şeye imkan vermemektedir.
YÖK böylelikle Milli Eğitim'in sırtında bir Kambur mudur? Bir engel şeklinde mi rol oynamaktadır?
Şu anda şu soruyu sormamız gerekir. YÖK acaba kendi kendini mi islah edecektir, yoksa onu dıştan bir nevi müdahale ederek mi uygun hale gelecektir. Ancak YÖK şu anda Anayasanın bazı maddelerine (130 ve 131.) ve bazı kurallara bağlı sayılmaktadır. Demek ki köklü değişmeler ancak Anayasayla olabilecektir!
Üniversitelerdeki kadrolar
Üniversitelerimizde bilimsel çalışmalar ve araştırmalar eksik yapıldığı gibi yeni kadroların yetiştirilmesi de aksaklıklar içindedir. Yapılan bir araştırmada son yıllardaki büyük atılımlara rağmen üniversitelerimizde büyük çapta kadro eksiklikleri dikkat çekmektedir. Mesela şu anda ülkemizdeki öğretim üyeleri ve profesörlerin sayısı oldukça kısıtlıdır. Tahminen 200 üniversiteliye bir profesör düşmektedir. Bu durum ise dış ülkelere göre bir facia sayılabilmektedir. Türkiye bir türlü gelişim seviyesine ulaşamadı. Sanki bir gizli el ülkemizi tutup devamlı aşağılara çekmektedir. İşte üniversitelerimizde de bu durum açıkça dikkat çekmektedir. Diğer taraftan ülkemizde 40'ın üzerinde tıp fakültesi var. Bunlarda yılda yaklaşık olarak 4.500 doktor mezun olmaktadır. Şu anda ülkemizde 90.000'e yakın doktorun olduğu bildirilmektedir. Ama bazı bölgelerimizde hala doktor olmadığı şikayetleri gelmektedir. Bunun yanında bazı bölgelere doktorlar hazırlıksız gönderilmekte ve yapılan şikayetlerde doktorların tayin edildikleri bölgelerde icrai sanat yapamamaktadır. Mesela ameliyat imkanları olmayan sağlık ocaklarına uzman cerrahları veya damar cerrahlarının gönderilmesi gibi durumların husule geldiği dikkat çekmektedir. Tabii ki oralara bu şekildeki tayinler isabetli olamamaktadır. Bu durum ise bir nevi cevher ve kadro israfıdır.
Bunun yanında mecburi hizmet yükümlülüğü, üniversiteden mezun olan sadece doktorlara getirilmesi de büyük bir haksızlık sayılmaktadır. Bu durum genel anlamda bakılırsa kendilerine büyük haksızlık yapılmaktadır. Üstelik iki yıl önce aynı siyasi parti ve aynı hükümet mecburi hizmeti kaldırmıştı ve özendirmelerle doktorların atanmalarını cazip hale getireceklerini vaadetmişti. Şimdi ise acaba ne oldu da yeniden bu doktor belası sayılan mecburi hizmeti, yine yürürlüğe koydular? Ama ne olursa olsun bu durum, doktorlara karşı yapılan büyük haksızlıktır. Çünkü doktorsuz yerlere doktor temin etmenin çok daha cazip başka yöntemleri mevcuttur. Bunları uygulamadan palas pandıras eski yöntem olan, mecburi hizmete dönmek daha önce söylediğim gibi hem haksızlık hem de Anayasaya pek uygun düşmemektedir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Cahit Babuna / diğer yazıları
- Batı kültüründe toplumsal çöküş -2- / 22.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006