Bir tarım cenneti olan ülkemiz, dünyanın en mümbit ve en verimli topraklarını elinde bulundurmaktadır. Dünyada üretim ve kalite açısından birçok üründe lideriz. Dünyanın en kaliteli fındığını, zeytinini, pamuğunu, üzüm kurusunu, fıstığını, kestanesini ülkemiz üretmekte. Tarım sektöründeki üretim değeri baz alındığında dünya sıralamasında 8. sırada bulunan Türkiye, fındıktan vişneye, kayısıdan incire, biberden nohuta, zeytinden domatese 24 ürünün üretiminde dünyada ilk beşte yer alıyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü 2009 yılı verilerine göre, 500 bin ton üretimiyle dünyadaki fındığın yaklaşık yüzde 61'ini üreten Türkiye fındık üretiminde dünya lideri. Türkiye yaklaşık 193 bin ton vişne, 418 bin ton kiraz, 34 bin ton haşhaş, 661 bin ton kayısı üretimiyle de dünyada ilk sırada yer alıyor. İncir, mercimek, bal, antep fıstığı, kestane, hıyar, biber, kavun, karpuz üretiminde ise ikinci sırada bulunan Türkiye'de, dünyadaki incirin yüzde 20,62'si, mercimeğin yüzde 8,41'i, antep fıstığının yüzde 14,28'i üretiliyor. İşin garip olanı sevgili okurlar ürettiğimiz bu kaliteli ürünleri halkımızın neredeyse tamamına yakını tüketememekte. Bu ürünlerin hemen hemen tamamı ederinin altında çiftçinin elinden çıkmakta ve elin ecnebisine sunulmakta. Köylü bugün ar belasına toprağını ekip-sürmekte. Yapacağı bir işi olmadığından toprak üzerinde oyalanmakata. Her geçen gün iflas eden, ürünü para etmeyen bir köylü profili var önümüzde. Toprağı, traktörü hacizli bu eli nasırlı ve öpülesi Türk köylüsü bugün sefilleri oynamakta. Kahvehaneye gidip çay içememekte? Yani anlayacağınız meteliğe kurşun atmakta?Bugünlere elbette köylü ve çiftçiye değer verilmeyerek gelindi. Bugün Ankara'da köylü 'kambur' olarak ve bütçeden 'çalan' olarak görülmekte. 15-20 yıl evvelinde köylü hasad zamalarında traktörünü yeniler ve çocuğunu evlendirirdi. Bahçesinde mazot deposu ful dolu idi, keyifle üretmekten zevk alarak tarım yapardı. O bereketli günlerden bugünkü kahırlı günlere gelmemiz; hiç şüphesiz elimizi ve kolumuzu bağlayan AB dayatmaları ile oldu. AB'ye girme uğruna, AB'ye girmeden Gümrük Birliği'ne evet diyerek; üye ülkelere karşı gümrük duvarlarını sonuna dek indirdik. Yani üye AB ülkelerinin ürünleri o günden beri hiç gümrük ödemeden ülkemize girmeye devam ediyor.Türk pazarı o gün bugündür ithal mallarıyla doldu taştı.Yani öz ellerimizle öz evladımızı boğmak gibi bişey. Elin yabancı çiftçisinin ürettiklerinin tüketmekle ve onları zengin etmekle meşgulüz. Ama nereye kadar; elden gelen öğün olamaz oda vaktinde bulunmaz. Gıda savaşlarının farkında değiliz herhalde. Avusturya Başbakanı geçen ay açıkladı: "5 yıl bizden canlı hayvan ve hububat beklemeyin, ancak kendimize yetiyoruz."Elin yabancısı, hayır arkadaş sana buğday vermiyorum, canlı hayvan, karkas et satmayacağım derse ne yapacağız. İnanın bu gidişle, bu ithalci kafayla açlık kapıda bekliyor sevgili okurlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Adem Birinci / diğer yazıları
- Hz. Fatıma'yı incitmek / 27.03.2025
- Kâbe'nin Rabbine and olsun ki kurtuldum / 23.03.2025
- Kadir gecesi / 21.03.2025
- “Bana sorun” / 18.03.2025
- İmam Ali’nin dilinden Hz. Peygamber / 15.03.2025
- Gayretullah’a dokunmak… / 13.03.2025
- Ben vermekle emrolundum / 06.03.2025
- Her hususta zirve şahsiyet İmam Ali / 28.02.2025
- Allah’ın selam yolladığı Hz. Hatice / 26.02.2025
- Ümmü Eymen anamız / 24.02.2025
- Kâbe'nin Rabbine and olsun ki kurtuldum / 23.03.2025
- Kadir gecesi / 21.03.2025
- “Bana sorun” / 18.03.2025
- İmam Ali’nin dilinden Hz. Peygamber / 15.03.2025
- Gayretullah’a dokunmak… / 13.03.2025
- Ben vermekle emrolundum / 06.03.2025
- Her hususta zirve şahsiyet İmam Ali / 28.02.2025
- Allah’ın selam yolladığı Hz. Hatice / 26.02.2025
- Ümmü Eymen anamız / 24.02.2025