İsrail Devleti, anayasası Muharref Tevrat olan teokratik bir devlettir. Muharref Tevrat, Yahudilere kan dökmelerini, terör, zulüm ve işkence yapmalarını emrediyor. Öyle ki, işkencenin şekli bile en ince teferruatına kadar anlatılıyor. O bakımdan, Yahudi ve barış birbirinin zıddı iki kelimedir. Çünkü Yahudinin olduğu yerde barış olmaz. Yahudilerin barış görüşmeleri bir aldatmacadır. Filistinlilerle barış görüşmeleri yapmaları, hep yeni bir savaş hazırlığı için zaman kazanmaya yönelik olmuştur. Dikkat edilirse, her barış görüşmelerinden sonra, daha çok kan döktüler, daha çok azgınlaştılar. Bir başka deyişle, Yahudiler için savaş kaçınılmazdır, kan dökmek gıdadır. Aksi halde, İsrail Devleti'nin varlığı tartışılır ve tehlikeye girer. Dünyanın dört bir yanından Filistin topraklarına göç eden Yahudilerin amacı, 'Büyük İsrail' devletini kurmaktır. İsrail Devleti işgal ettiği toprakların bir kısmından çekilirse, yani Filistinlilerle barış yaparsa, bu ideal bitmiş olur. Bu idealin bitmesi, İsrail Devleti'nin de sonu demektir.Bundan dolayıdır ki, İsrail Devleti, savaşı sürdürmeye ve sınırlarını genişletmeye çalışacaktır. Bugün dünyada sınırları çizilmemiş tek devlet İsrail Devleti'dir. Peki, bu sınırlar nereye kadar uzanacaktır? 'Beyrut Kasabı' lâkaplı Şaron, ilk iktidara geldiğinde, bunu şöyle açıklamıştı: "Son operasyon tamamlandığı zaman İsrail, Ortadoğu'da Tevrat'ta vaat edilen kutsal toprakları işgal etmiş olacaktır". Yahudilerin kutsal kabul ettikleri toprakların bir kısmı, Türkiye sınırları içerisindedir. Bu demektir ki, Yahudiler, Filistinlilerin işini bitirirse, sırayla gelecek ve Türkiye'ye dayanacaktır. Nihai hedef Türkiye'dir. Gazetemizin köşe yazarı Ahmet Erimhan'ın dediği gibi, "Filistinlinin mücadelesi -işin esasını oluşturan insanlık boyutu dışında- stratejik açıdan aynı zamanda Türkiye'nin savunması için de yapılan bir mücadeledir. Atılan her taş hem bir zulme direniş, hem de İsrail'i sınırlarımızdan biraz da uzak tutma kavgasıdır. Hiç kimse görmek istemese de, geciktirmeye çalışsa da gerçek değişmiyor: İsrail, Türkiye'ye yaklaştıkça bu ülkenin sorunları artıyor" (Yeni Mesaj Gazetesi, 1 Temmuz 2006). Şu gerçeği aklımızdan çıkarmayalım: Ülkelerin coğrafi sınırlarından ayrı bir de güvenlik sınırları vardır. Bazı ülkelerde, bazı dönemlerde, bu sınırlar birleşir. Anadolu'da ise, tarihin hiçbir döneminde, böyle bir birleşme söz konusu olmamıştır. Güvenlik sınırlarımız, daima coğrafi sınırlarımızı aşmıştır. "Anadolu'nun omuzları Balkanlar ve Kafkaslardır" sözü, işte bunun için söylenmiştir. Osmanlı coğrafyasında yaşayan bütün Müslümanlar, bu gerçeği, daha doğrusu, güvenlik sınırlarının önemini biliyordu. Geçmişten ve günümüzden iki örnek vererek, bunu gözler önüne serelim. Ahıska, 1828 yılında Ruslar tarafından işgal edilince, Ahıskalı bir halk şairi, işgalin anlamını şu dizelerle dile getirmişti: "Ahıska gül gibi gitti/ Bir ehli dil idi gitti/ Söyleyin Sultan Mahmud'a/ İstanbul'un kilidi gitti". Günümüzden örnek de Bosna'dan olsun. Bosna'daki savaş sırasında Sancak Müslüman Milli Konsey Başkanı Dr. Süleyman Uglanin şöyle demişti: "Biz, burada İstanbul'un savunmasını yapıyoruz. Eğer Bosna giderse, sıra İstanbul'a gelir".Coğrafi sınırlardan başka sınır tanımayan, onu da yeterince koruyamayan AKP hükümeti, İsrail ile ilişkileri her geçen gün geliştiriyor. Bir Yahudi gazeteci diyor ki: "İsrail Devleti kurulduğundan bu yana, en büyük zaferi Türkiye ile yaptığımız anlaşmalarla kazandık". Yahudi gazetecinin "en büyük zafer" dediği anlaşmalar nedir? Bu anlaşmalardan ve içeriklerinden Türk milleti tam olarak haberdar mı? Hayır, Türk milletinin bildiği, 'Yahudi Ulusal Kongresi'nin (AJC) Başbakan Erdoğan'a verdiği 'cesaret ödülü'dür. Bir de şunu biliyoruz: İsrail Devleti'nin fikir babası Theodore Herzl tarafından, Yahudileri 'Arz-ı Mev'ud'a kavuşturmak amacıyla kurulmuş bu kongreden, ödül alanlar arasında Yahudi olmayan tek kişi Başbakan Erdoğan'dır. Özetlersek, Yahudi sorunu bir dünya sorunudur. Filistin sorunu da bütün Müslümanların sorunudur. Daha açık bir ifade ile siyonizm, dünyanın ve özellikle de Müslümanların baş belâsıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018