Bugün Dünya Şehircilik Günü… İnsanlık tarihi için kısa sayılacak bir sürede, birkaç yüzyıl içinde çoğunluğumuz şehirlerde yaşamaya başladı. Üstelik bu şehirlerde yoğunlaşma giderek artıyor. Dolayısıyla şehirde yaşam sorunları ve şehircilik denen bir bilim dalı oluştu. Bilim insanları daha iyi koşullarda yaşamamız için öneriler getiriyorlar.
Endüstri dönemiyle birlikte, toplumlar, hızlı bir modernleşme aşamasına geçmişlerdir. İlkel toplumdan bu yeni ve bilinmeyen modernleşmeye geçiş, hayatın tüm anlamındaki ilerleme ve yenilikler, toplumlar için bir anlamda yeni bir hayat düzeni, daha sağlıklı bir gelecek anlamına gelirken diğer yandan da değişen roller ve hızlı sanayileşme, kentlerin kalabalıklaşması, yönetim sistemlerinin değişmesi, başka bir deyişle; bireyin kurgulanmış bir senaryoda, bireyselliğini yitirip, farklı rollere büründürülmesi zorunluluğu, gittikçe artan ve giderek daha zor uyum sağlanan bir toplum figürünü ortaya koymuştur.
Risk sözcüğü, modern toplumlarda, güvenliğin tersi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaosun, belirsizliğin arttığı yerde, risk olgusu başlar. Eskiden ilkel toplumlar için en önemli risk faktörleri, deprem, sel gibi doğal afetler iken, teknoloji denen müthiş gücün insan eline geçmesiyle birlikte, doğal riskler yanında, insanın neden olduğu potansiyel riskler de gündeme gelmiştir. Ne gibi dersek; çevre kirlenmesi, kimyasallar, nüfus yoğunluğu…Bilimsel çevreler, 21'inci yüzyılı felaketler yüzyılı olarak adlandırmışlardır ki, bu durumun nedenini sokaktaki insan dahi artık bilmektedir.
Bugünün merkezindeki çok önemli bir haktan, çevre hakkından söz etmek istiyoruz. Ne var ki bu hak, vitrinde bulunmasına rağmen, vitrin arkasında olup bitenler gerçeğini unutmamamız gerekir. Gerçek şu ki; siyasal iktidarların politik tercihleri doğrultusunda çevrenin talanı, hakkın açık gaspı, yağma alanlarının oluşturulması…Tüm bu haksızlıkların hesabının sorulması insanlığın namus borcudur.
Ülkemizdeki duruma geçmeden önce, dünyada kurulmuş ve perdesi hiç kapanmayan bir tiyatro sahnesine bakalım:
Başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere uluslararası örgütlerin öncülüğünde, bölgesel devlet toplulukları, çevreyi merkeze alan, onlarca protokoller ve anlaşmalar yapmaktadır. Bunlardan biri BM İklim Değişikliği Sözleşmesi'dir. Bu kapsamda, bizim de çok kısa bir süre önce imzaladığımız Paris İklim Antlaşması ki, yüz doksana yakın devlet imzalamıştır. Antlaşmanın amacı, ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı hazırlıklı olması, sera gazı emisyonunu azaltan çevreci ve sürdürülebilir girişimlerin desteklenmesi gibi maddeleri içermekteydi.
ABD, 2019'un sonbaharında, Paris İklim Antlaşması'ndan resmen ayrıldığını açıkladı.
Mesele ABD emperyalizmi olunca bu karara şaşırmıyoruz. Ancak yine aynı tarihlerde dünya gündemine oturan bir konuşmayı hatırlatmak istiyorum. Üstelik bu konuşma bir çocuk tarafından yapılıyor. Yer, BM İklim Zirvesi…Kamuoyunda iklim aktivisti olarak tanınan 16 yaşındaki İsveçli Greta Thunberg, kürsüden, "Benim burada olmamam gerek, okyanusun ötesinde okulda olmam gerek. Sizler ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız" dedikten sonra içinde Türkiye'nin de olduğu Fransa, Almanya, Brezilya ve Arjantin'i "iklim bilimine aykırı davranmak" ile BM Çocuk Hakları Komitesi'ne şikâyet etti.
Şimdi ise, dünyanın sicilindeki karanlık tablonun zifiri tarafındaki ülkemize dönelim.
Özellikle Özal döneminden bu yana çevrenin, doğanın yağmalanması, talan ve rant alanı haline getirilmesinin önünün açılması… Bu 40 yılın yaklaşık son yirmi yılında AKP iktidarı ile birlikte geçmişten kalan projelerin büyük ustalıkla tamamlandığını, yeni "çılgın projelerin" başladığını, bu sürecin özellikle hukukun piyasalaşması ve yargıdaki dönüşüm ile daha da rahat yapılır olduğunu görmekteyiz.
Süreci somutlaştıralım: Atatürk Orman Çiftliği, Kaz Dağları, Cerattepe, Salda Gölü, Gediz Deltası, Kuzey Ormanları, HES'ler, RES'ler, imar afları, liste çok uzun.
Cumhurbaşkanı'nın son kararı işin tuzu biberi oldu. Marmara Denizi ve Adalar'da plan yapma yetkisi İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'nden alındı,
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na verildi.
Perdesi kapanmayan sahne demiştik!
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023