Cevizoğlu'nun programı bitti, sel değil ama kulaklarda Andreadis'in sesi, Ömer Asan'ın sözleri kaldı.
Cevizoğlu sayesinde; Türkiye'ye girmesi devletin güvenlik güçlerince yasaklanmış Yunanlı gizli servis üyesi, Öcalan'ı saklayan Kalenderidis'in yetiştirmesi Yorgo Andreadis iki hafta üst üste üç saat televizyonda resmen "propaganda" yapma fırsatı kazanmış oldu.
Yine Cevizoğlu sayesinde Ömer Asan sivri dilli bir hançer gibi o "300.000 kişiyiz, 60 köyüz, ana dilim Rumca" yalanını gündeme asıverdi.
İkinci haftanın sonrasında programa yukarıdan şöyle bir bakılırsa bütün düzenlemenin Andreadis ve Asan'ı konuşturmak üzere yapılmış olduğu açıkça ortaya çıkıyor.
İlk hafta Prof. Beyaz'ın, ikinci hafta ise Enginyurt'un konuya "çeşni" katmak üzere seçilmiş konu mankenleri olduğu, diğer bütün konukların ise birer "figüran" olarak tercih edildikleri, senaryoda kendilerine yazılan rolleri oynamaktan öte gitmelerine izin verilmediği net bir şekilde görülüyor.
Şimdi "yalan"ın ne olduğu konusunda anlaşmamız gerek.
Çok iyi tanıdığımızı zannettiğimiz bir kısım insanlar bile bizi "fazla hassasiyet göstermekle, olmayan bir şeyi gündeme sokmakla" suçluyorlar.
Yalan olan, "Bölgede 60 köyde yaşayan 300.000 kişinin ana dilinin Rumca olduğu"dur.
Gerçek olan, Yunanlıların bu yalanı gerçekmiş gibi kabul ve takdim ederek bölge üzerindeki emellerini canlı tutmasıdır.
Biz de biliyoruz Yunanlı'nın tankla topla gelerek Karadeniz'in üzerine oturamayacağını... Papazlarıyla, kiliseleriyle, şarkı ve türküleriyle gelecekler.
Bu noktada, bütün bunlardan sonra bile bir mülki amirin "Ne olmuş kilise restore edilmişse. Kilise benim kilisem. Atalarım büyük bir hoşgörü ile geçmişte bütün dinlerin ibadethanelerinin açık tutulmasına özen göstermişlerdi" diyebilecek gözü kapalılıkta olması çok acıdır.. O zâtı muhterem tarihi iyi "okumuyor". Geçmişte ataları "âleme nizam" veriyorlardı. Hâkim otorite idiler. Bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olarak tebaasına hoşgörü gösteriyordu.
Şimdi ise köprülerin altından hayli sular akmıştır. O ataların torunları artık hoşgörü gösteren değil, "gösterilen" konumuna indirgenmiştir. Dünya o torunlara "nizam" vermektedir. Haydi günümüzün diliyle söyleyelim, "küreselleştiren" başkalarıdır, "küreselleştirilen" biziz.
Bize gösterildiği iddia edilen o hoşgörünün "mızrak uçları" da işte o kiliselerdir.
Programa ve iddialara tepki de yanlış gösterilmiştir. Birkaç dernek bir araya gelerek bildiri yayınlamışlar. Böyle yapmakla sorumluluktan kurtulmuşlardır, görev yapmamışlardır.
Görev en üstten alta kadar kitleyi ayağa kaldırmakla yapılırdı.
Sel, deprem, heyelânda olay mahalline giden Vali, Kaymakam, Belediye Başkanları bu sefer sessiz kalmışlar, ortalıkta görünmemişlerdir. Sel, deprem, heyelânda bu ilgililerden hesap soran vatandaş da bu sefer adı geçenleri göreve çağırmamıştır.
Olay bir tabiat âfetinden daha az vahim değildir. Deprem kültürümüzde, tarihimizde, geleceğimizde vuku bulmuştur ama ne vatandaş ilgili "mülki ve askerî âmirleri" uyarmış ne de bu muhteremler ânında olay mahallinde arzı endam etmişlerdir... Hiç görünmemeyi tercih etmişlerdir. Bölgenin valileri, kaymakamları, belediye başkanları ve bütün "kişisel hırslarını" aşmış ve göz ardı etmiş, sağdan sola bütün sivil toplum örgütleri müşterek bir bildiri ile beraber ve devamlı olarak tepki koymalıydılar. Gerekirse Cevizoğlu'nun programına "cevap hakkı doğduğu" için müştereken çıkmalıydılar.
Bu program keşke hiç yapılmasaydı.. "Cerahat patlasın, gizlenmesin" mantığı ile Cevizoğlu'nun reyting hesaplarına âlet olarak programın yapılmasını teşvik etmenin de; program yapıldıktan sonra mahallinde, yukarıda bahsedilen sınırlı tepkiyi gösterip Cevizoğlu'nun programına "dernek ve kişiler bazında" yön vermeyi düşünebilmek de tam bir "kurmay dezenformasyonu"dur.
Bu askerî terimi siviller için "de" neden kullandığımı meraklıları iyice araştırmalıdır.
Cevizoğlu sayesinde; Türkiye'ye girmesi devletin güvenlik güçlerince yasaklanmış Yunanlı gizli servis üyesi, Öcalan'ı saklayan Kalenderidis'in yetiştirmesi Yorgo Andreadis iki hafta üst üste üç saat televizyonda resmen "propaganda" yapma fırsatı kazanmış oldu.
Yine Cevizoğlu sayesinde Ömer Asan sivri dilli bir hançer gibi o "300.000 kişiyiz, 60 köyüz, ana dilim Rumca" yalanını gündeme asıverdi.
İkinci haftanın sonrasında programa yukarıdan şöyle bir bakılırsa bütün düzenlemenin Andreadis ve Asan'ı konuşturmak üzere yapılmış olduğu açıkça ortaya çıkıyor.
İlk hafta Prof. Beyaz'ın, ikinci hafta ise Enginyurt'un konuya "çeşni" katmak üzere seçilmiş konu mankenleri olduğu, diğer bütün konukların ise birer "figüran" olarak tercih edildikleri, senaryoda kendilerine yazılan rolleri oynamaktan öte gitmelerine izin verilmediği net bir şekilde görülüyor.
Şimdi "yalan"ın ne olduğu konusunda anlaşmamız gerek.
Çok iyi tanıdığımızı zannettiğimiz bir kısım insanlar bile bizi "fazla hassasiyet göstermekle, olmayan bir şeyi gündeme sokmakla" suçluyorlar.
Yalan olan, "Bölgede 60 köyde yaşayan 300.000 kişinin ana dilinin Rumca olduğu"dur.
Gerçek olan, Yunanlıların bu yalanı gerçekmiş gibi kabul ve takdim ederek bölge üzerindeki emellerini canlı tutmasıdır.
Biz de biliyoruz Yunanlı'nın tankla topla gelerek Karadeniz'in üzerine oturamayacağını... Papazlarıyla, kiliseleriyle, şarkı ve türküleriyle gelecekler.
Bu noktada, bütün bunlardan sonra bile bir mülki amirin "Ne olmuş kilise restore edilmişse. Kilise benim kilisem. Atalarım büyük bir hoşgörü ile geçmişte bütün dinlerin ibadethanelerinin açık tutulmasına özen göstermişlerdi" diyebilecek gözü kapalılıkta olması çok acıdır.. O zâtı muhterem tarihi iyi "okumuyor". Geçmişte ataları "âleme nizam" veriyorlardı. Hâkim otorite idiler. Bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olarak tebaasına hoşgörü gösteriyordu.
Şimdi ise köprülerin altından hayli sular akmıştır. O ataların torunları artık hoşgörü gösteren değil, "gösterilen" konumuna indirgenmiştir. Dünya o torunlara "nizam" vermektedir. Haydi günümüzün diliyle söyleyelim, "küreselleştiren" başkalarıdır, "küreselleştirilen" biziz.
Bize gösterildiği iddia edilen o hoşgörünün "mızrak uçları" da işte o kiliselerdir.
Programa ve iddialara tepki de yanlış gösterilmiştir. Birkaç dernek bir araya gelerek bildiri yayınlamışlar. Böyle yapmakla sorumluluktan kurtulmuşlardır, görev yapmamışlardır.
Görev en üstten alta kadar kitleyi ayağa kaldırmakla yapılırdı.
Sel, deprem, heyelânda olay mahalline giden Vali, Kaymakam, Belediye Başkanları bu sefer sessiz kalmışlar, ortalıkta görünmemişlerdir. Sel, deprem, heyelânda bu ilgililerden hesap soran vatandaş da bu sefer adı geçenleri göreve çağırmamıştır.
Olay bir tabiat âfetinden daha az vahim değildir. Deprem kültürümüzde, tarihimizde, geleceğimizde vuku bulmuştur ama ne vatandaş ilgili "mülki ve askerî âmirleri" uyarmış ne de bu muhteremler ânında olay mahallinde arzı endam etmişlerdir... Hiç görünmemeyi tercih etmişlerdir. Bölgenin valileri, kaymakamları, belediye başkanları ve bütün "kişisel hırslarını" aşmış ve göz ardı etmiş, sağdan sola bütün sivil toplum örgütleri müşterek bir bildiri ile beraber ve devamlı olarak tepki koymalıydılar. Gerekirse Cevizoğlu'nun programına "cevap hakkı doğduğu" için müştereken çıkmalıydılar.
Bu program keşke hiç yapılmasaydı.. "Cerahat patlasın, gizlenmesin" mantığı ile Cevizoğlu'nun reyting hesaplarına âlet olarak programın yapılmasını teşvik etmenin de; program yapıldıktan sonra mahallinde, yukarıda bahsedilen sınırlı tepkiyi gösterip Cevizoğlu'nun programına "dernek ve kişiler bazında" yön vermeyi düşünebilmek de tam bir "kurmay dezenformasyonu"dur.
Bu askerî terimi siviller için "de" neden kullandığımı meraklıları iyice araştırmalıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002