Her bakımdan zıvanadan çıkmış bu dünyada, insan bir nesneye, bir "Muşamba Parçasına" dönüşerek insaniliğini yitirişine engel olamıyor: Herhangi bir ahlâki endişe taşımayan bu gelişme, felaketleri birbiri arkasıra davet ediyor. Hayat, dünya ve insanlık sanki ekrandan seyredilircesine, onlara dokunulmadan, olanlara müdahale edilememezlikle aslında insanın küçümsenmesine, muazzam teknolojik hamleler karşısında göz önüne dahi alınmamasına, hatta gözden çıkarılmasına kadar iş vardırılmıştır.
İnsanı öne çıkartan her teknolojik hamle, insanı ve insanlığını tecrit etmiş ve dolayısıyla ezmiştir. Yapay zeka, biyo-teknik, mikrobiyolojik, biyogenetik, genom projesi ile gelinen son durumda, seri üretim, insan kopyalanması insanoğluna son noktayı koyacaktır. Bu ve buna benzer sözümona bilimsel gelişmelerin, insanın refah ve mutluluğu için olduğu söylenir hep. Ama bugün gelinen nokta "posthuman" yani; insan sonrası, insansız bir dönemin kapıları!
Daha önce, popüler kültür, popüler hayat, popülaritesi var oldukça olan, tüketilip popülaritesi kalmayınca atılan kültürü, hayatı ve dünyayı getirmişti: Bugün var yarın yok, dünü hiç olmamış "kullan-at" mantalitesinin egemen olduğu bir dünya, zaten olmayan değeri daha da düşürüyor. Mesela Aldous Huxley'in "Sezginin Kapıları" isimli eserinde, şu söyledikleri ne kadar doğrudur:
"Modern teknoloji perili lambalar ve saf, parlak renkler üzerindeki değersizleştirici etkisini cam ve cilalı madende de gösterdi. Cam duvarlar sadece yeni Kudüs'te vardı. Bugün bunlar her çağdaş iş merkezinin bir özelliği. Ve cam bolluğu krom ve nikel, paslanmaz çelik ve alüminyum ve eski ve yeni madenlerin bir sürü alaşımı izliyor. Metal yüzeyler banyoda bize göz kırpıyor, mutfak lavabosundan parlıyor, araba ve trenlerde ışıltılar saçarak ülkeyi kat ediyor. Bu zengin dış bükey yansımalar şimdi evde, sokakta ve fabrikada çok var. Ender zevkin ince noktası köreltildi. Bir zamanlar hayali zevkin bir toplu iğnesi olan şey, şimdi itibar edilmeyen bir muşamba parçası haline geldi."
İnkâr edilemeyen düşüşte insanlık, hiç görülmediği bir surette ezilmişleri oynuyor. Ezilerek türdeş hale getirilmiş insanların çehresinde dünden bugüne savaşlarla, katliamlarla, kan ve gözyaşlarıyla yaşanmış acıların derin izleri görülüyor.
Acılar içindeki mutsuz insan, kollarını bu çöküntünün, bu ruhsal enkazın kelepçeleriyle bağlamıştır. Bütün insani yüce değerlere karşı mutlak kayıtsızlık, insanın kendine dahi esirgediği vicdani, Rahmani bütün yolları tıkaması ona umudu da tükettirmiştir.
Bu ruhi yıkım, insanlığın çöküşüdür. Batılı insan modelinin tükenmesidir.
İnsanoğlu, mahkum olduğunu zannettiği trajediyi yaşamak zorunda değildir. İnsana insanlığını, İlahi özünü hatırlatacak, değer ve erdemlerini anımsatacak bir dirilişe ihtiyaç var. Buradaki silkiniş, özünün, hayallerinin ve ideallerinin iktidar olmasının ihtiyacını doğurur. Yoksa insanlığın iyiliği için değil, sırf oluşturdukları düzmece ideolojilerinin iktidarını meşrulaştırmak olmasından kaynaklanan her çaba boşa bir çabadır!
Dünyada herşey kendi İlahi öz yasasına göre hareket eder. Atasözü "İnsan ne yaparsa kendine yapar" der.
İnsanı öne çıkartan her teknolojik hamle, insanı ve insanlığını tecrit etmiş ve dolayısıyla ezmiştir. Yapay zeka, biyo-teknik, mikrobiyolojik, biyogenetik, genom projesi ile gelinen son durumda, seri üretim, insan kopyalanması insanoğluna son noktayı koyacaktır. Bu ve buna benzer sözümona bilimsel gelişmelerin, insanın refah ve mutluluğu için olduğu söylenir hep. Ama bugün gelinen nokta "posthuman" yani; insan sonrası, insansız bir dönemin kapıları!
Daha önce, popüler kültür, popüler hayat, popülaritesi var oldukça olan, tüketilip popülaritesi kalmayınca atılan kültürü, hayatı ve dünyayı getirmişti: Bugün var yarın yok, dünü hiç olmamış "kullan-at" mantalitesinin egemen olduğu bir dünya, zaten olmayan değeri daha da düşürüyor. Mesela Aldous Huxley'in "Sezginin Kapıları" isimli eserinde, şu söyledikleri ne kadar doğrudur:
"Modern teknoloji perili lambalar ve saf, parlak renkler üzerindeki değersizleştirici etkisini cam ve cilalı madende de gösterdi. Cam duvarlar sadece yeni Kudüs'te vardı. Bugün bunlar her çağdaş iş merkezinin bir özelliği. Ve cam bolluğu krom ve nikel, paslanmaz çelik ve alüminyum ve eski ve yeni madenlerin bir sürü alaşımı izliyor. Metal yüzeyler banyoda bize göz kırpıyor, mutfak lavabosundan parlıyor, araba ve trenlerde ışıltılar saçarak ülkeyi kat ediyor. Bu zengin dış bükey yansımalar şimdi evde, sokakta ve fabrikada çok var. Ender zevkin ince noktası köreltildi. Bir zamanlar hayali zevkin bir toplu iğnesi olan şey, şimdi itibar edilmeyen bir muşamba parçası haline geldi."
İnkâr edilemeyen düşüşte insanlık, hiç görülmediği bir surette ezilmişleri oynuyor. Ezilerek türdeş hale getirilmiş insanların çehresinde dünden bugüne savaşlarla, katliamlarla, kan ve gözyaşlarıyla yaşanmış acıların derin izleri görülüyor.
Acılar içindeki mutsuz insan, kollarını bu çöküntünün, bu ruhsal enkazın kelepçeleriyle bağlamıştır. Bütün insani yüce değerlere karşı mutlak kayıtsızlık, insanın kendine dahi esirgediği vicdani, Rahmani bütün yolları tıkaması ona umudu da tükettirmiştir.
Bu ruhi yıkım, insanlığın çöküşüdür. Batılı insan modelinin tükenmesidir.
İnsanoğlu, mahkum olduğunu zannettiği trajediyi yaşamak zorunda değildir. İnsana insanlığını, İlahi özünü hatırlatacak, değer ve erdemlerini anımsatacak bir dirilişe ihtiyaç var. Buradaki silkiniş, özünün, hayallerinin ve ideallerinin iktidar olmasının ihtiyacını doğurur. Yoksa insanlığın iyiliği için değil, sırf oluşturdukları düzmece ideolojilerinin iktidarını meşrulaştırmak olmasından kaynaklanan her çaba boşa bir çabadır!
Dünyada herşey kendi İlahi öz yasasına göre hareket eder. Atasözü "İnsan ne yaparsa kendine yapar" der.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Adnan Ulutaş / diğer yazıları
- Bir medeniyetin iflası nedir bilir misin? / 23.07.2002
- Demokrasi kabusu / 17.07.2002
- Avrupalılaşmanın neresindeyiz'-II / 12.07.2002
- Avrupalılaşmanın neresindeyiz'-I / 11.07.2002
- Hangi zaman? / 10.07.2002
- Hangi ruh? / 09.07.2002
- Zulmün hukuku olmaz / 03.07.2002
- Batının ahlâksız hayatı! / 25.06.2002
- Avrupalaşma ihaneti / 19.06.2002
- Alçaklığın adı hukuk oldu! / 16.05.2002
- Demokrasi kabusu / 17.07.2002
- Avrupalılaşmanın neresindeyiz'-II / 12.07.2002
- Avrupalılaşmanın neresindeyiz'-I / 11.07.2002
- Hangi zaman? / 10.07.2002
- Hangi ruh? / 09.07.2002
- Zulmün hukuku olmaz / 03.07.2002
- Batının ahlâksız hayatı! / 25.06.2002
- Avrupalaşma ihaneti / 19.06.2002
- Alçaklığın adı hukuk oldu! / 16.05.2002