Bu konu o kadar çok istismar edilmiş ki Türkiye'de, bilen bilmeyen herkes meselenin arka planını ve derinliğini anlamadan topa dalıyor.
Sanki 'Kürt' diye bir millet veya halk varmış da, biz onları yok saymakla meşgulüz.
Bu konuya ilişkin tarihin gerçeklerini ortaya koyma niyetiyle çokça yazı kaleme alan çok nadir yazarlardan birisiyim.
Bu konuyu merak eden de, bilen de yok kadar az araştırmacı var.
İşin en başından meseleye baktığımızda, Türk milletinin çıkış noktası olan Orta Asya coğrafyası başta olmak üzere, dünya genelinde toplam 5 binden fazla ön Türkçe yazıt bulunmakta olduğunu görmekteyiz.
Ancak Kürt meselesi ile ilgili konunun çıkış noktası olan Orta Asya coğrafyasına bakıldığında, 'Kürt' adının hiçbir yazıtta yer almadığı ve bu isimde bir alfabeye veya bir dilin kullanılmakta olduğuna tanıklık edilmediğini görmekteyiz.
Kürt ve Kürdistan isimlerinin ortaya çıkmasına neden olan temel faktör, yazıtların ve belge isimlerinin yanlış okuma yoluyla gelecek kuşaklara aktarılması olduğu konusunda hiçbir tereddüt yoktur.
Bir Türk hakanının, bir beldede yerleşik halkı idare etmesi için bir aşiret reisine verdiği belgenin adı, "Eküert" tir.
Yani bu isim, bir şahsın elinde bulunan halkını idare etme yetkisinden başka hiçbir anlam ifade etmemektedir.
Zamanla bu sözcüğün sıkışarak kullanılmasıyla bir belge ismi olan "Eküert" sözcüğü, Kürt sözü olarak konuşulmaya başlanıyor.
Meselenin bam teli tam olarak bu olduğu halde, yüzyıllar boyunca bu yanlış okuma konusunda ısrar edildi ve sonuçta Türk milletini parçalara ayırma emelleri olanların eline çok büyük bir koz verilmiş oldu.
Oysa bu yetki ile yönetilen insanların daha sonra Anadolu'ya göç etmesiyle bu sözcük yanlış anlamı ile kullanılmaya devam etmiştir.
Bu konu üzerinde özelliklede oryantalistlerin uyduruk tezler yazması sonucu, mesele uluslararası boyut kazanmış oldu.
Oysa Orta Asya'da Türklerden başka bir milletin olmadığı ve yaşamadığı gibi, bütün dünya uygarlığının dip kültüründe, Türklerin mayası vardır.
Peki, Türk kimdir?
Bu soruya akademik ve tarihi gerçeklerden yola çıkılarak yanıt bulduğumuzda, artık Türkiye'de Kürt meselesini sonsuza dek kapatmak en doğru iş olacaktır diye düşünüyorum.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk tarih tezinde Türklerin kökeninin Orta Asya olduğu resmen dile getirilmiştir.
Atatürk 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 130. oturumunda yaptığı konuşmada bu hususla alakalı şunları söylemiştir:
Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir derinliği vardır.
Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef'in oğlu olan kişidir."
Peki, o halde Türk kimdir ve ne demektir?
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi, batıda Balkanlar'a kadar uzanan coğrafya ile Asya ve Avrupa kıtalarının yani Avrasya olarak adlandırdığımız karanın milyonlarca kilometre karelik topraklarında, son buzul çağının sona erdiği 12 bin yıl zaman derinliğinde yaşamış insanlar, meydana getirdikleri yazılı eserlerde kendilerini Türk olarak adlandırmışlar ve ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.
Bu insanlar neden kendilerine Türk demişlerdir?
Türk kelimesi ne anlama gelmektedir?
Bunu eski Türkçe yazıt olan ve edebi bir dille yazılan Türkistan'daki Orhun Abidelerinden öğrenmekteyiz.
Bu yazıtta Türk demek; yaratana inanan anlamında kullanılmıştır. Yazıtta birinci taş, doğu yüzü 38. satırda "Ökük Türök, yani "Rabbani Türük", "Tanrı Türü" denilmektedir.
"Töreye uyan", "yaratanını bilir", "Rabbani Türk", "Tanrısını tanır", "Yaratanına bağlı" anlamlarında "Ökük Türök" dür.
"Ökük Türök"teki "Ök" (tanrı, yaratan) Türkçedeki ses uyumundan dolayı "ük" olmuş ve kelime böylece "türük" olarak okunmuş, günümüze de Türk olarak gelmiştir.
Yani günümüzden binlerce sene önce Türk kelimesi, o bölgede ve sonrasında tüm dünyaya yayılmış, yaratana inanan insanları tanımlamak amacıyla kullanılmıştır ve hiçbir zaman bir ırkı tanımlamak için kullanılmamıştır.
O zamanın anlayışına göre, günümüzde de olduğu gibi Türk olmak için Türk ana ve babadan da türemek gerekmiyordu.
Göçlerin uğrak yeri olan Türklerin yaşam yeri olan Orta Asya için de durum böyledir.
Bu bölge içerisinde ve sonrasında dünyanın dört bir tarafına yapılan göçler neticesinde ırklar, insanlar, medeniyetler karışmıştır.
Hakim olan kültür kim olmuşsa, egemenliğini devam ettirmiştir. Bu büyük göçlerin neticesinde ise ortak kültürlerinde mevcudiyetlerini devam ettiren ana unsurun adı hep, Türk olarak tarih boyu yaşamıştır.
Bu büyük göçlerin neticesinde ise inançlarında asimile olmayarak Allah'a inanan grupların adı, daima Türk olarak kalmıştır.
Dolayısıyla Anadolu'da 36 etnik gurup vardır ve bunlar Türk'tür demek, aslında bu coğrafya üzerinde hesabı olanların tuzağına tam olarak düşmek demektir.
Türk demek ne demekmiş?
Şimdi Anayasa'dan Türk vurgusu ve varlığını çıkarmanın hesabını yapanlara sormak gerekmez mi?
Siz gerçekten de neye inanıyorsunuz?
Tüm dünyadan gizlenen bu gerçeklerin ortaya çıkmasında büyük emekleri olan Türk tarih tezi araştırmacısı Kazım Mirşan hocamızı, saygı ve minnetle anıyoruz.
Türk milleti ve Türk kimliği üzerine ömrü boyunca yazılar yazan ve bu konularda açıklamalarda bulunan çağlar üstü bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e, sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.
Atatürk'ün izinde sonsuza dek…
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
- “Kürt sorunu” ifadesi ‘SEVR’ in ürünüdür! / 02.04.2025
- TÜRK milletine ters kelepçe! / 01.04.2025
- Türkler Ehl-i Beyt ile akrabadır / 31.03.2025
- Türk’ler Ehl-i Beyt İslam’ını kabul etmiştir / 30.03.2025
- İktidar çok tehlikeli oynuyor! / 26.03.2025
- Suriye için tek çözüm: Atatürk modeli / 25.03.2025
- Ne ekersen onu biçersin! / 24.03.2025
- Muhalefete tarihi görev: TEK ÇATI altında birleşin / 23.03.2025
- Türkiye’de sadece TÜRK’ler vardır! / 19.03.2025