Tarih ve hukuk bilgisi olmayan siyasetçilerimizin, Türk milletinin başına ne büyük belalar açacağını zamanla göreceğiz!
Koro halinde tutturmuşlar bir "Kürt sorunu" nakaratı.
Bu konuya dair yazılıp çizilen o kadar makale ve tarihi belgeler olmasına rağmen, halen daha üç maymunu oynayan siyasetçilerimizin iyi niyetli olduklarına nasıl inanalım?
Cehalet desen, koca adamlar vekil seçilip Meclis'e gönderiliyor.
Maksatlı yapıyorlar desen, bu gibilerin Atatürk'ün Meclis'inde ne işleri var deriz.
Kimseyi etiketlemiyor ve fişlemiyoruz. Ancak bu tür ifadeleri duydukça, gerçekten de beynime kan sıçrıyor.
Arkadaş daha Cumhuriyet kurulalı 102 sene olmuş.
SEVR'in üzerinden, 105 sene geçmiş.
Devletlerin tarihinde bu süreler çok ama çok kısadır.
Yani demem o ki, Lozan'ı mı geçerli sayıyorsunuz yoksa SEVR'i mi?
"Kürt sorunu" ifadesi tümüyle SEVR'in ürünüdür ve yeniden SEVR'in hortlatılmasıdır.
Bu ifadelerin kullanılması, bekamız için en büyük tehdittir!
ANAYASA MADDE 66:
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk'tür."
Bu sadece anayasal argüman.
"Kürt" diye tanımlanan vatandaşlarımızın tamamının, Türk boylarından geldiğini ve öz be öz Türkoğlu Türk olduklarını belki milyon defa söyledik ve onlarca belgeli makale kaleme aldık.
"Kürt" ifadesinin bir yanlış anlaşılma sonucunda ortaya çıktığını, en güvenilir ve birinci kaynak olan yazıtlara dayanarak aktardık.
Alp Urungu döneminde bir aşiret reisine, bulunduğu yöredeki Türk unsurlarından oluşan halkı yönetme yetkisi olarak verilen belgenin adına, EKÜ–ERT denmiştir.
Zamanla bu söz sıkışarak, "Kürt" ifadesi şekline dönüştürülmüştür.
Türk milletinin bir unsuru olan bu insanlara, sonradan birden bire hiçbir devletin kaynaklarında geçmeyecek şekilde "Kürt" denilmeye başlanmış.
Farklı bir halk olduğunu öne sürecek bir unsurun, ayrı bir alfabesi veya farklı bir dili olması gerekmez mi?
Yok ki böyle bir nesnellik.
Gelinen bu aşamada 'Kürtçe' konuşma dili olarak kültürümüzün bir unsuru sayılabilir ancak, 'Kürtçenin' eğitim dili olması yazı dili olmasına, yazı dili olması ise devlet dili olmasına, dolayısıyla ayrı bir devletin kurulmasına kadar gidebilir ve zaten maksat tam olarak da budur!
Gelelim bu işin LOZAN'da nasıl ele alındığına.
Lozan Antlaşması'nın 39. maddesine göre Türkiye'de Müslüman olmayan Türk uyruklu yurttaşlar, Müslüman olan Türk uyruklu yurttaşlarla eşit medeni ve siyasi haklara sahip olacaktır.
Yani "Bütün Türk halkı, din farkı gözetilmeksizin yasalar önünde eşit olacaktır" deniliyor.
Lozan'da, uluslararası hukuktaki "azınlık hakları" tanındı.
1926'da Medeni Kanun'un kabulüyle Türkiye'deki azınlıklar, "Türk vatandaşı" olup bu azınlık haklarından da vazgeçmişlerdi.
Peki, Lozan'da "Kürdistan" talebinde bulunan kimdi?
San Remo Konferansı'nın 19 Nisan 1920 tarihli toplantısı sonunda hazırlanan "5 Sayılı Ek Metin"le Kürdistan'ın sınırları çizilmişti.
10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın "Kürdistan" maddeleri bu metne uygun olarak hazırlanmıştı.
Bu arada ABD Başkanı W. Wilson, Ekim 1920'de hazırladığı bir haritada, Anadolu'nun kuzeydoğusunu Ermenilere, güneydoğusunu ise Kürtlere bırakıyordu.
Anlamaya çalışıyoruz inşallah!
Daha sonra ise Sevr Antlaşması'nın "Kesim III, Kürdistan" başlıklı bölümündeki 62. ve 64. maddelere göre Kürdistan'a önce "özerklik" sonra "bağımsızlık" verilecekti.
Bak nasıl kabak gibi ortaya çıkıyor "Kürt sorunu" vardır diyenlerin zehirli niyetleri!
62. maddeye göre Sevr Antlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonraki altı ay içinde İstanbul'da İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetlerinden üçer kişilik bir komisyon toplanıp "Suriye, Irak ve Türkiye sınırının kuzeyinde Kürtlerin sayıca üstün olduğu bölgelerin yerel özerklik planını" hazırlayacaktı.
'Yerel ve Özerk Yönetim' ifadelerini kullananların kimler olduğuna bir kere daha bakın diyorum!
Devam ediyoruz…
Sevr'in 63. maddesine göre Türkiye, bu komisyonların "Özerk Kürdistan" kararını kendisine bildirildikten sonra üç ay içinde yürürlüğe koymayı kabul edecekti.
64. maddede ise açıkça "Bağımsız Kürdistan"dan söz ediliyordu.
Türkiye ise, Sevr'deki "Kürdistan" planını Lozan'da bozacaktı.
İngiltere, özerk ve bağımsız Kürdistan tezini Lozan'da da ısrarla savunmuştur.
Hani birilerinin İngiltere'den destek bulamadık diye sızlanmasını da not düşerek devam ediyorum.
Kaldı ki kimsenin niyetini okumuyor ve ancak, devlet yönetimine talip olacak şahısların akıllarına geldiği gibi konuşmamaları gerektiğine dikkat çekiyorum!
Lozan'da azınlıklar konusu görüşülürken Curzon, beklendiği üzere Kürt konusunu gündeme getirdi.
23 Ocak 1923 tarihli görüşmelerde "Güney Kürdistan" dediği Musul vilayetinde İngiltere'nin Kürtlere özerklik vereceğini anlattı.
İngiltere, Lozan'da Türklerle Kürtlerin iki ayrı millet olduğunu ileri sürüp Kürt özerkliğini savunurken; Türkiye, Türklerle Kürtlerin kaderlerini birleştirmiş bir millet olduğunu ısrarla ve gerekçeleriyle savunmuştur.
İsmet Paşa, Lozan'da 23 Ocak 1923 tarihli oturumda "Türkler, Kürtler birdir, dinleri, gelenekleri, emelleri birdir" diye çok temel bir hakikati ortaya koymuştur.
Türkiye'nin tapusu denilen LOZAN'ın elde ettiği kazanımlar gereği, Anadolu'da "özerk" veya "bağımsız" Kürdistan projesine izin verilmemiştir.
Yüce Atatürk'ün Nutuk'taki ifadesiyle, Lozan'da, Kürdistan "elbette söz konusu edilmemiştir."
Türkiye'de yaşayan herkes, TÜRK'tür.
Ne mutlu Türk'üm diyene.
Koro halinde tutturmuşlar bir "Kürt sorunu" nakaratı.
Bu konuya dair yazılıp çizilen o kadar makale ve tarihi belgeler olmasına rağmen, halen daha üç maymunu oynayan siyasetçilerimizin iyi niyetli olduklarına nasıl inanalım?
Cehalet desen, koca adamlar vekil seçilip Meclis'e gönderiliyor.
Maksatlı yapıyorlar desen, bu gibilerin Atatürk'ün Meclis'inde ne işleri var deriz.
Kimseyi etiketlemiyor ve fişlemiyoruz. Ancak bu tür ifadeleri duydukça, gerçekten de beynime kan sıçrıyor.
Arkadaş daha Cumhuriyet kurulalı 102 sene olmuş.
SEVR'in üzerinden, 105 sene geçmiş.
Devletlerin tarihinde bu süreler çok ama çok kısadır.
Yani demem o ki, Lozan'ı mı geçerli sayıyorsunuz yoksa SEVR'i mi?
"Kürt sorunu" ifadesi tümüyle SEVR'in ürünüdür ve yeniden SEVR'in hortlatılmasıdır.
Bu ifadelerin kullanılması, bekamız için en büyük tehdittir!
ANAYASA MADDE 66:
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk'tür."
Bu sadece anayasal argüman.
"Kürt" diye tanımlanan vatandaşlarımızın tamamının, Türk boylarından geldiğini ve öz be öz Türkoğlu Türk olduklarını belki milyon defa söyledik ve onlarca belgeli makale kaleme aldık.
"Kürt" ifadesinin bir yanlış anlaşılma sonucunda ortaya çıktığını, en güvenilir ve birinci kaynak olan yazıtlara dayanarak aktardık.
Alp Urungu döneminde bir aşiret reisine, bulunduğu yöredeki Türk unsurlarından oluşan halkı yönetme yetkisi olarak verilen belgenin adına, EKÜ–ERT denmiştir.
Zamanla bu söz sıkışarak, "Kürt" ifadesi şekline dönüştürülmüştür.
Türk milletinin bir unsuru olan bu insanlara, sonradan birden bire hiçbir devletin kaynaklarında geçmeyecek şekilde "Kürt" denilmeye başlanmış.
Farklı bir halk olduğunu öne sürecek bir unsurun, ayrı bir alfabesi veya farklı bir dili olması gerekmez mi?
Yok ki böyle bir nesnellik.
Gelinen bu aşamada 'Kürtçe' konuşma dili olarak kültürümüzün bir unsuru sayılabilir ancak, 'Kürtçenin' eğitim dili olması yazı dili olmasına, yazı dili olması ise devlet dili olmasına, dolayısıyla ayrı bir devletin kurulmasına kadar gidebilir ve zaten maksat tam olarak da budur!
Gelelim bu işin LOZAN'da nasıl ele alındığına.
Lozan Antlaşması'nın 39. maddesine göre Türkiye'de Müslüman olmayan Türk uyruklu yurttaşlar, Müslüman olan Türk uyruklu yurttaşlarla eşit medeni ve siyasi haklara sahip olacaktır.
Yani "Bütün Türk halkı, din farkı gözetilmeksizin yasalar önünde eşit olacaktır" deniliyor.
Lozan'da, uluslararası hukuktaki "azınlık hakları" tanındı.
1926'da Medeni Kanun'un kabulüyle Türkiye'deki azınlıklar, "Türk vatandaşı" olup bu azınlık haklarından da vazgeçmişlerdi.
Peki, Lozan'da "Kürdistan" talebinde bulunan kimdi?
San Remo Konferansı'nın 19 Nisan 1920 tarihli toplantısı sonunda hazırlanan "5 Sayılı Ek Metin"le Kürdistan'ın sınırları çizilmişti.
10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın "Kürdistan" maddeleri bu metne uygun olarak hazırlanmıştı.
Bu arada ABD Başkanı W. Wilson, Ekim 1920'de hazırladığı bir haritada, Anadolu'nun kuzeydoğusunu Ermenilere, güneydoğusunu ise Kürtlere bırakıyordu.
Anlamaya çalışıyoruz inşallah!
Daha sonra ise Sevr Antlaşması'nın "Kesim III, Kürdistan" başlıklı bölümündeki 62. ve 64. maddelere göre Kürdistan'a önce "özerklik" sonra "bağımsızlık" verilecekti.
Bak nasıl kabak gibi ortaya çıkıyor "Kürt sorunu" vardır diyenlerin zehirli niyetleri!
62. maddeye göre Sevr Antlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonraki altı ay içinde İstanbul'da İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetlerinden üçer kişilik bir komisyon toplanıp "Suriye, Irak ve Türkiye sınırının kuzeyinde Kürtlerin sayıca üstün olduğu bölgelerin yerel özerklik planını" hazırlayacaktı.
'Yerel ve Özerk Yönetim' ifadelerini kullananların kimler olduğuna bir kere daha bakın diyorum!
Devam ediyoruz…
Sevr'in 63. maddesine göre Türkiye, bu komisyonların "Özerk Kürdistan" kararını kendisine bildirildikten sonra üç ay içinde yürürlüğe koymayı kabul edecekti.
64. maddede ise açıkça "Bağımsız Kürdistan"dan söz ediliyordu.
Türkiye ise, Sevr'deki "Kürdistan" planını Lozan'da bozacaktı.
İngiltere, özerk ve bağımsız Kürdistan tezini Lozan'da da ısrarla savunmuştur.
Hani birilerinin İngiltere'den destek bulamadık diye sızlanmasını da not düşerek devam ediyorum.
Kaldı ki kimsenin niyetini okumuyor ve ancak, devlet yönetimine talip olacak şahısların akıllarına geldiği gibi konuşmamaları gerektiğine dikkat çekiyorum!
Lozan'da azınlıklar konusu görüşülürken Curzon, beklendiği üzere Kürt konusunu gündeme getirdi.
23 Ocak 1923 tarihli görüşmelerde "Güney Kürdistan" dediği Musul vilayetinde İngiltere'nin Kürtlere özerklik vereceğini anlattı.
İngiltere, Lozan'da Türklerle Kürtlerin iki ayrı millet olduğunu ileri sürüp Kürt özerkliğini savunurken; Türkiye, Türklerle Kürtlerin kaderlerini birleştirmiş bir millet olduğunu ısrarla ve gerekçeleriyle savunmuştur.
İsmet Paşa, Lozan'da 23 Ocak 1923 tarihli oturumda "Türkler, Kürtler birdir, dinleri, gelenekleri, emelleri birdir" diye çok temel bir hakikati ortaya koymuştur.
Türkiye'nin tapusu denilen LOZAN'ın elde ettiği kazanımlar gereği, Anadolu'da "özerk" veya "bağımsız" Kürdistan projesine izin verilmemiştir.
Yüce Atatürk'ün Nutuk'taki ifadesiyle, Lozan'da, Kürdistan "elbette söz konusu edilmemiştir."
Türkiye'de yaşayan herkes, TÜRK'tür.
Ne mutlu Türk'üm diyene.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- “Kürt sorunu” ifadesi ‘SEVR’ in ürünüdür! / 02.04.2025
- TÜRK milletine ters kelepçe! / 01.04.2025
- Türkler Ehl-i Beyt ile akrabadır / 31.03.2025
- Türk’ler Ehl-i Beyt İslam’ını kabul etmiştir / 30.03.2025
- İktidar çok tehlikeli oynuyor! / 26.03.2025
- Suriye için tek çözüm: Atatürk modeli / 25.03.2025
- Ne ekersen onu biçersin! / 24.03.2025
- Muhalefete tarihi görev: TEK ÇATI altında birleşin / 23.03.2025
- Türkiye’de sadece TÜRK’ler vardır! / 19.03.2025
- Ebu Suud’un Alevi katliamı fetvası / 18.03.2025
- TÜRK milletine ters kelepçe! / 01.04.2025
- Türkler Ehl-i Beyt ile akrabadır / 31.03.2025
- Türk’ler Ehl-i Beyt İslam’ını kabul etmiştir / 30.03.2025
- İktidar çok tehlikeli oynuyor! / 26.03.2025
- Suriye için tek çözüm: Atatürk modeli / 25.03.2025
- Ne ekersen onu biçersin! / 24.03.2025
- Muhalefete tarihi görev: TEK ÇATI altında birleşin / 23.03.2025
- Türkiye’de sadece TÜRK’ler vardır! / 19.03.2025
- Ebu Suud’un Alevi katliamı fetvası / 18.03.2025