Siyasette komplo iddiaları ciddi ciddi tartışılmaya başlandı. Hükümetin etkili isimlerinden yeni Başbakan Yardımcımız ve Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in ortaya attığı bu 'uluslar arası komplo' iddiası, Gürel'in kapalı konuşmasının ardında kaldı. Sayın bakan bu konuyu ortaya attığıyla kaldı ve daha fazla açıklama yapmayarak komployu ortada bıraktı. Bu devletin bir bakanı olarak bilgisini kamu oyuyla paylaşması gerekmez mi sayın bakanın? Eğer gizli bir bilgiyse açıklaması yanlış değil midir?
İletişim çağı olarak adlandırılan bu çağda koca dünya küçük bir köye dönüşmüşken bu gizli bilgileri edinmek zor değil aslında. Sayın bakanın bahsettiği komplonun detaylarını dahi internet ortamında takip etmek mümkün. Türkiye'de istifalarla başlayan yeni siyaset döneminin detayları Atlantik ötesinden kurgulanmış izlenimi verse de biz yine sağduyuyu elden bırakmadan olayları izleyelim.
Kısa adı CSIS olan ve Merkezi Washington'daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ecevit sonrası dönemin iyi bir analizini yapıyor ve bu konuda internet sitesinde de yayınlanan bir rapor hazırlıyor. Bu raporun içeriği geçen hafta Türkiye'de yaşanan ve 'Ecevit sonrası dönem' olarak raporlanan olayların tıpkısının aynısı.
Evet, anlaşılan Gürel'in haklılık payı var söylediklerinde. Ancak dışişleri bakanlığına gelecek kadar önemli bir şahsiyetin, Türkiye'nin uluslararası güçlerin, devletlerin büyüteci altında olduğunu; hatta bu kuruluşların Türkiye'yi nasıl manüple ederek kıvama getirdiğini bilmesi gerekirdi.
AB için iktidar (gerçi iktidarı kalmadı ama) ve muhalefet partilerince oluşturulan 'kutsal ittifak'ın da bu çeşit komplo penceresinden değerlendirilmesi gerekir bence. Bu da mutlaka bir yerler de raporlanmıştır. Yoksa dün 'Hıristiyan Kulübü' diyenlerin Kabesi olabilir miydi AB? Kıblesini değiştirecek kadar dönüşen ve evrim geçiren dışı muhafazakar, içi çürümüşlerin bu taklaları ve kraldan daha kralcı tavırları size de manidar gelmiyor mu? Programlanmış robotlar gibi ülkenin bunca sıkıntısına, yaşanan siyasi krize rağmen bu konuda hiçbir fikir ya da çözüm yolu serded(e)meyenlerin; 'tek yol AB', 'AB için ne gerekirse yapalım' demeleri uyuyanları uyarmaya yetmiyor mu?
Amerika'da Almanya'da lobilerin tezgahlarında işlenerek, formatlanan bu yurttaşlar, şimdilerde milliyetçiliğe, bayrağa, milette, hatta yıllardır tüccarlığını yaptıkları dine burun kıvırıyorlar. Formatlandıkları yer menşeli basına verdikleri beyanatları kendi partilileri çok iyi okumalı. Tabii onlara başka, millete başka konuşmuyorlarsa. Zira takiyyecilik bunların kanında var.
Evet, komplodan söz açılmışken bunları da söylemeden edemedik. Bundan bir ay önce bu köşeden 'Derviş kendinden konuşmuyor' demiştik hatırlarsanız. Ve Derviş'in çok iyi takip edilmesi gerektiğini de. Bizi bu düşünceye sevk eden yine geçen ay sayın Derviş ve sayın Yılmaz'ın ABD Büyükelçiliğinde yedikleri yemekti. Afiyet olsun, kimsenin yediğinde gözümüz yok ancak bu görüşme nedense basınımız tarafından küçük puntolarla geçiştirildi. Oysa bu yemek çok anlamlıydı. Tam da Derviş'in, 'seçim ekonomiyi olumsuz yönde etkilemez, ekonomiye yük getirmez' demesinin ardından gerçekleşen bu yemekte, yeni siyasi oluşumlarının detayları mı konuşuldu acaba? Ya da seçim tarihi ve Türkiye'nin olgunlaştırılması projeleri mi?
Malumu aliniz, sayın Dervişin Türkiye'ye gelmesi ya da getirilmesi nasıl rutin bir olay değildi ise, Derviş'in Türkiye'de siyaseten de söz sahibi olabilmesi de rutin bir olay olamazdı. Bu nedenle sayın Dervişin (onun şahsında egemen güçlerce formatlananların) iş başına gelebilmesi için ülke kıvamına getirilmeli, değil mi?
Söylentiler arasında Türkiye'de yaşanacak yeni bir 'ekonomik harbin' ardından Derviş'in, 'kurtarıcı mehdi' olarak gelebileceği var. Dikkat buyrun, ekonomik kriz değil. Çünkü o artık bizi kesmiyor bundan da beteri var demek ki.
Kurtarıcıların iş başına gelme yöntemleri bunlar. Sonrasını siz düşünün Türkiye'de kimlerin borusunun öteceğini.
Son olarak, hiç dikkatiniz çekti mi son bir buçuk ayda kaç tane Amerikalı etkili ve yetkilinin ülkemizi ziyaret ettiği? Birkaçını sayalım: Richard Holbrooke, Kati Marton, Richard Perle, Marc Parris, Carol Migdalowitz, Fred Haynes, Henri Barkey, Clinton ve de Paul Wolfowitz. Amerika'nın Irakla ilgili politikasına destek almayı da içeren bu ziyaretler, bununla kalmıyor.
Komploları öğrenmek başta da ifade ettiğimiz gibi zor değil, bunlar sır da değil. Ama bir türlü bunları görmeden milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyenler yok mu? Herhalde heyecanla beklenen erken seçim herkese hakkını verecek. Millet hazır bekliyor... Komplolar mı? Çok karıştırmasın kafanızı. Ama üzerinde düşünmeden de geçmeyin, hele de Türkiye ile ilgili olanları....
İletişim çağı olarak adlandırılan bu çağda koca dünya küçük bir köye dönüşmüşken bu gizli bilgileri edinmek zor değil aslında. Sayın bakanın bahsettiği komplonun detaylarını dahi internet ortamında takip etmek mümkün. Türkiye'de istifalarla başlayan yeni siyaset döneminin detayları Atlantik ötesinden kurgulanmış izlenimi verse de biz yine sağduyuyu elden bırakmadan olayları izleyelim.
Kısa adı CSIS olan ve Merkezi Washington'daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ecevit sonrası dönemin iyi bir analizini yapıyor ve bu konuda internet sitesinde de yayınlanan bir rapor hazırlıyor. Bu raporun içeriği geçen hafta Türkiye'de yaşanan ve 'Ecevit sonrası dönem' olarak raporlanan olayların tıpkısının aynısı.
Evet, anlaşılan Gürel'in haklılık payı var söylediklerinde. Ancak dışişleri bakanlığına gelecek kadar önemli bir şahsiyetin, Türkiye'nin uluslararası güçlerin, devletlerin büyüteci altında olduğunu; hatta bu kuruluşların Türkiye'yi nasıl manüple ederek kıvama getirdiğini bilmesi gerekirdi.
AB için iktidar (gerçi iktidarı kalmadı ama) ve muhalefet partilerince oluşturulan 'kutsal ittifak'ın da bu çeşit komplo penceresinden değerlendirilmesi gerekir bence. Bu da mutlaka bir yerler de raporlanmıştır. Yoksa dün 'Hıristiyan Kulübü' diyenlerin Kabesi olabilir miydi AB? Kıblesini değiştirecek kadar dönüşen ve evrim geçiren dışı muhafazakar, içi çürümüşlerin bu taklaları ve kraldan daha kralcı tavırları size de manidar gelmiyor mu? Programlanmış robotlar gibi ülkenin bunca sıkıntısına, yaşanan siyasi krize rağmen bu konuda hiçbir fikir ya da çözüm yolu serded(e)meyenlerin; 'tek yol AB', 'AB için ne gerekirse yapalım' demeleri uyuyanları uyarmaya yetmiyor mu?
Amerika'da Almanya'da lobilerin tezgahlarında işlenerek, formatlanan bu yurttaşlar, şimdilerde milliyetçiliğe, bayrağa, milette, hatta yıllardır tüccarlığını yaptıkları dine burun kıvırıyorlar. Formatlandıkları yer menşeli basına verdikleri beyanatları kendi partilileri çok iyi okumalı. Tabii onlara başka, millete başka konuşmuyorlarsa. Zira takiyyecilik bunların kanında var.
Evet, komplodan söz açılmışken bunları da söylemeden edemedik. Bundan bir ay önce bu köşeden 'Derviş kendinden konuşmuyor' demiştik hatırlarsanız. Ve Derviş'in çok iyi takip edilmesi gerektiğini de. Bizi bu düşünceye sevk eden yine geçen ay sayın Derviş ve sayın Yılmaz'ın ABD Büyükelçiliğinde yedikleri yemekti. Afiyet olsun, kimsenin yediğinde gözümüz yok ancak bu görüşme nedense basınımız tarafından küçük puntolarla geçiştirildi. Oysa bu yemek çok anlamlıydı. Tam da Derviş'in, 'seçim ekonomiyi olumsuz yönde etkilemez, ekonomiye yük getirmez' demesinin ardından gerçekleşen bu yemekte, yeni siyasi oluşumlarının detayları mı konuşuldu acaba? Ya da seçim tarihi ve Türkiye'nin olgunlaştırılması projeleri mi?
Malumu aliniz, sayın Dervişin Türkiye'ye gelmesi ya da getirilmesi nasıl rutin bir olay değildi ise, Derviş'in Türkiye'de siyaseten de söz sahibi olabilmesi de rutin bir olay olamazdı. Bu nedenle sayın Dervişin (onun şahsında egemen güçlerce formatlananların) iş başına gelebilmesi için ülke kıvamına getirilmeli, değil mi?
Söylentiler arasında Türkiye'de yaşanacak yeni bir 'ekonomik harbin' ardından Derviş'in, 'kurtarıcı mehdi' olarak gelebileceği var. Dikkat buyrun, ekonomik kriz değil. Çünkü o artık bizi kesmiyor bundan da beteri var demek ki.
Kurtarıcıların iş başına gelme yöntemleri bunlar. Sonrasını siz düşünün Türkiye'de kimlerin borusunun öteceğini.
Son olarak, hiç dikkatiniz çekti mi son bir buçuk ayda kaç tane Amerikalı etkili ve yetkilinin ülkemizi ziyaret ettiği? Birkaçını sayalım: Richard Holbrooke, Kati Marton, Richard Perle, Marc Parris, Carol Migdalowitz, Fred Haynes, Henri Barkey, Clinton ve de Paul Wolfowitz. Amerika'nın Irakla ilgili politikasına destek almayı da içeren bu ziyaretler, bununla kalmıyor.
Komploları öğrenmek başta da ifade ettiğimiz gibi zor değil, bunlar sır da değil. Ama bir türlü bunları görmeden milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyenler yok mu? Herhalde heyecanla beklenen erken seçim herkese hakkını verecek. Millet hazır bekliyor... Komplolar mı? Çok karıştırmasın kafanızı. Ama üzerinde düşünmeden de geçmeyin, hele de Türkiye ile ilgili olanları....
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Çiçek / diğer yazıları
- Birlik çağrısı / 27.10.2014
- Yol ayrımı / 15.08.2014
- Ey cumhur, kimi seçmek istersin?.. / 26.07.2014
- Yazmadan önce okumayı öğrenmek / 24.07.2014
- Ya Büyük İsrail, Ya Büyük Türkiye!.. / 22.07.2014
- Özgürleşme ve İslam Dünyası / 18.07.2014
- Cumhurbaşkanı ne iş yapar? / 16.07.2014
- Ramazanın çağrıştırdıkları... / 08.07.2014
- Geleceğin inşası / 19.06.2014
- Soma faciası ve madenlerde yaşam odası zorunluluğu... / 23.05.2014
- Yol ayrımı / 15.08.2014
- Ey cumhur, kimi seçmek istersin?.. / 26.07.2014
- Yazmadan önce okumayı öğrenmek / 24.07.2014
- Ya Büyük İsrail, Ya Büyük Türkiye!.. / 22.07.2014
- Özgürleşme ve İslam Dünyası / 18.07.2014
- Cumhurbaşkanı ne iş yapar? / 16.07.2014
- Ramazanın çağrıştırdıkları... / 08.07.2014
- Geleceğin inşası / 19.06.2014
- Soma faciası ve madenlerde yaşam odası zorunluluğu... / 23.05.2014