Türkiye'de din konusu, hiçbir ülkede görülmediği kadar tartışma malzemesi yapılıyor. Tamamına yakını incir çekirdeğini doldurmayacak türden olan bu münakaşaları hayra yormak, dinin "sosyo-kültürel bağlamdaki temel konumu"nun yanısıra, "milli bütünlüğümüze dönük teminat fonksiyonu"nu da gözardı etmek olur. Körlük olur. Bugün böyle bir körlük, sağanak sağanak milletin üzerine boşaltılan bölücü tehlikelerin maalesef "din alanında açılan bu gediklerden yol bulduğu"nu görmemize de mani olur.
Bazılarımız, ya yetişme tarzımız, yahut içinde yoğrulduğumuz yakın çevre veya eleğinden geçtiğimiz kalburun türü yahut ta bir başka sebeple dini, sadece "ahiret hayatı/ölüm ötesi ebedi hayat"la ilintili bir fenomen olarak algılamış olabiliriz. Hafızamızdaki din duygusu ve fonksiyonları, gönlümüzdeki bu "öte inancı" nispetinde şekil kazınmış olabilir. Hatta etrafımızdaki objelerin baskın hali, ahiret inancımızı hayal-meyal pozisyonuna sokarak, içimizdeki din olgusunu güdük bir hale de dönüştürmüş olabilir. Ancak bütün bu zaafiyetler, tarihinden bugüne "Türk toplumunun sosyal dokusunun en önemli şirazesi"nin din olduğunu; birlik, bütünlük ve kimliğinin teminatının din, yani İslam olduğunu görmemize engel olursa; bugün ülkemiz üzerindeki siyasal, kültürel ve stratejik bölücü hesapları kavramamız zor, belki de imkansız hale gelir.
Böyle bir algı noksanlığı, ülkemizi, şimdi esamesi bile okunmayan 750 yıllık Endülüs medeniyetinin akıbetine çok kısa zamanda yuvarlar. Muhterem Prof. Dr. Haydar Baş beyin "Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler" adlı muhteşem eseri, bu akıbetin kavranması bakımından "dosdoğru bir pusula"dır. Nitekim son üç-dört yıldaki sosyo-kültürel ve siyasal gelişmeler, bu pusulanın gösterdiği gerçekleri birebir doğrulamaktadır. Artık her alanda cirit atan papaz ve pastör namlı kimi "kara karga"ların cüretkar ahvali, bu vahim tabloyu anlamak için yeter de artar bile.
Mikro kültürleri kaşıyan bu "kara karga"ların oluşturmaya çalıştığı "bölünmüş ülke tablosu"nun yarım kalmaması için, maalesef Türk politik alanına ADL, JINSA, CEIP... gibi yahudi güdümlü veya Moon, Vatikan... gibi hristiyan odaklı lobilerden "icazetli" ve eğitimli "ak karga"lar üşüştürülmüştür. Kara kargaların dini-kültürel alanda gördükleri "misyonerlik" görevini, bundan böyle politik sahada, uzun zamandan beri dinlerarası diyalog toplantılarında omuz omuza bulundukları "ak karga"lar üstlenmişlerdir. "İrtica"nın Türkiye'deki mikro kültürel ve global formatı bu kara ve ak karga ittifakı"dır.
Fakat bu formatı, ABD veya AB gözlüğüne mahkum kafaların görmesi, yahut dinin bizdeki sosyo-kültürel fonksiyonunu kavrayamayıp sadece hafızasında hayal-meyal canlandırabildiği ahirete yönelik basit bir olgu olarak değerlendiren mantığın kavraması zordur.
İşte tam da bu noktada; kara kargalar, ak kargalar ve bunları görmezlikten gelen kimi toplum mühendislerinin "adresleri"nin "aynı Batı lobileri" olması, bir tesadüf olarak izah edilemez. Bu yabancı stratejik odaklar, yerli uzantıları ve hedefleri görülmediği müddetçe, ülkedeki dini tartışmalar ve düşük yoğunluklu siyasi gerilimler sona ermeyecektir. Ta ki, bu din eksenli gediklerden, ülkede siyasal, sosyal ve coğrafik bölünmüşlükler hususunda netice alınıncaya kadar....
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana millet, din konusunda bu iki ma'lul anlayışın tahterevallisi arasında gidip geldi. Devletin kuruluş yıllarında "Saltanat"tan "Cumhuriyet"e geçişi "bir rejim değişikliği" olma gerçeğinden çıkartıp "bir din değişikliği" formatına büründürerek, müslüman milleti devletiyle kapıştıran maalesef kimi din kılıklı adamların günümüzdeki dini ve siyasal uzantıları, bugün papaz ve pastörlerin tezgahında iş görerek "misyonerlik yoluyla mikro kültür bölücülüğü"ne ve "siyasal rant devşiriciliği"ne soyunmuşlardır. Türkiye'nin AB süreci de bu çabalara ivme kazandırmıştır.
Bu dış güdümlü çabayı farkedemediği için toplumun büyük çoğunluğunun dini ihtiyaçlarına duyarsız kalan, dinin sosyo-kültürel fonksiyonunu göremediği için "irtica"yı yanlış yerde arayan kimi toplum mühendisleri de, ak karga-kara karga koalisyonunun siyasal ve kültürel alanlardaki ekmeğine yağ sürmekte; adeta ülkenin bölünmesi için farkında olarak veya olmayarak lojistik destek sağlamaktadır.
Önümüzdeki dönem, ekonomik çöküşün yanısıra Türkiye'nin önündeki en ciddi mesele bu olacaktır. Bu sebeple, bu makaleyi bir kez daha okursanız, kanaatim o ki, kârlı çıkarsınız.
Bazılarımız, ya yetişme tarzımız, yahut içinde yoğrulduğumuz yakın çevre veya eleğinden geçtiğimiz kalburun türü yahut ta bir başka sebeple dini, sadece "ahiret hayatı/ölüm ötesi ebedi hayat"la ilintili bir fenomen olarak algılamış olabiliriz. Hafızamızdaki din duygusu ve fonksiyonları, gönlümüzdeki bu "öte inancı" nispetinde şekil kazınmış olabilir. Hatta etrafımızdaki objelerin baskın hali, ahiret inancımızı hayal-meyal pozisyonuna sokarak, içimizdeki din olgusunu güdük bir hale de dönüştürmüş olabilir. Ancak bütün bu zaafiyetler, tarihinden bugüne "Türk toplumunun sosyal dokusunun en önemli şirazesi"nin din olduğunu; birlik, bütünlük ve kimliğinin teminatının din, yani İslam olduğunu görmemize engel olursa; bugün ülkemiz üzerindeki siyasal, kültürel ve stratejik bölücü hesapları kavramamız zor, belki de imkansız hale gelir.
Böyle bir algı noksanlığı, ülkemizi, şimdi esamesi bile okunmayan 750 yıllık Endülüs medeniyetinin akıbetine çok kısa zamanda yuvarlar. Muhterem Prof. Dr. Haydar Baş beyin "Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler" adlı muhteşem eseri, bu akıbetin kavranması bakımından "dosdoğru bir pusula"dır. Nitekim son üç-dört yıldaki sosyo-kültürel ve siyasal gelişmeler, bu pusulanın gösterdiği gerçekleri birebir doğrulamaktadır. Artık her alanda cirit atan papaz ve pastör namlı kimi "kara karga"ların cüretkar ahvali, bu vahim tabloyu anlamak için yeter de artar bile.
Mikro kültürleri kaşıyan bu "kara karga"ların oluşturmaya çalıştığı "bölünmüş ülke tablosu"nun yarım kalmaması için, maalesef Türk politik alanına ADL, JINSA, CEIP... gibi yahudi güdümlü veya Moon, Vatikan... gibi hristiyan odaklı lobilerden "icazetli" ve eğitimli "ak karga"lar üşüştürülmüştür. Kara kargaların dini-kültürel alanda gördükleri "misyonerlik" görevini, bundan böyle politik sahada, uzun zamandan beri dinlerarası diyalog toplantılarında omuz omuza bulundukları "ak karga"lar üstlenmişlerdir. "İrtica"nın Türkiye'deki mikro kültürel ve global formatı bu kara ve ak karga ittifakı"dır.
Fakat bu formatı, ABD veya AB gözlüğüne mahkum kafaların görmesi, yahut dinin bizdeki sosyo-kültürel fonksiyonunu kavrayamayıp sadece hafızasında hayal-meyal canlandırabildiği ahirete yönelik basit bir olgu olarak değerlendiren mantığın kavraması zordur.
İşte tam da bu noktada; kara kargalar, ak kargalar ve bunları görmezlikten gelen kimi toplum mühendislerinin "adresleri"nin "aynı Batı lobileri" olması, bir tesadüf olarak izah edilemez. Bu yabancı stratejik odaklar, yerli uzantıları ve hedefleri görülmediği müddetçe, ülkedeki dini tartışmalar ve düşük yoğunluklu siyasi gerilimler sona ermeyecektir. Ta ki, bu din eksenli gediklerden, ülkede siyasal, sosyal ve coğrafik bölünmüşlükler hususunda netice alınıncaya kadar....
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana millet, din konusunda bu iki ma'lul anlayışın tahterevallisi arasında gidip geldi. Devletin kuruluş yıllarında "Saltanat"tan "Cumhuriyet"e geçişi "bir rejim değişikliği" olma gerçeğinden çıkartıp "bir din değişikliği" formatına büründürerek, müslüman milleti devletiyle kapıştıran maalesef kimi din kılıklı adamların günümüzdeki dini ve siyasal uzantıları, bugün papaz ve pastörlerin tezgahında iş görerek "misyonerlik yoluyla mikro kültür bölücülüğü"ne ve "siyasal rant devşiriciliği"ne soyunmuşlardır. Türkiye'nin AB süreci de bu çabalara ivme kazandırmıştır.
Bu dış güdümlü çabayı farkedemediği için toplumun büyük çoğunluğunun dini ihtiyaçlarına duyarsız kalan, dinin sosyo-kültürel fonksiyonunu göremediği için "irtica"yı yanlış yerde arayan kimi toplum mühendisleri de, ak karga-kara karga koalisyonunun siyasal ve kültürel alanlardaki ekmeğine yağ sürmekte; adeta ülkenin bölünmesi için farkında olarak veya olmayarak lojistik destek sağlamaktadır.
Önümüzdeki dönem, ekonomik çöküşün yanısıra Türkiye'nin önündeki en ciddi mesele bu olacaktır. Bu sebeple, bu makaleyi bir kez daha okursanız, kanaatim o ki, kârlı çıkarsınız.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019