ABD ve İsrail'in, Ortadoğu'yu işgal etmek, Müslümanları köleleştirmek ve kaynaklarını sömürmek için birlikte savaştıkları bilinen bir gerçektir. Söz konusu savaşta ileri sürdükleri öncü birlikler terör örgütleridir. Terör örgütleri hangi ülkeye karşı saldırı başlatmışlarsa, biliniz ki, ABD ve İsrail'in hedefinde de o ülke vardır.
Yöneticilerimiz "terör örgütlerinin ortak hedefi haline geldik" diyorlar, ama o örgütlerin arkalarındaki güçleri, yani ABD ve İsrail'i telâffuz etmekten çekiniyorlar. Bir başka deyişle yöneticilerimiz, düşmanlarımıza düşman diyemiyorlar. Daha da kötüsü, o düşmanlara hâlâ dost ve müttefik muamelesinde bulunuyorlar.
Türkiye'nin bu politikasından cesaret ve güç alan ABD ve İsrail, Ortadoğu'yu sürekli karıştırıyor. Kendi deyimleriyle Ortadoğu'da "yapıcı kaos" çıkarmaya çalışıyorlar. Ortadoğu'da hiçbir devlet yetkilisi çıkıp da, "yapıcı kaos olur mu?" diye sormuyor.
Şu gerçek artık bilinmelidir: ABD, kendi isteği ile Ortadoğu'dan asla çekilmeyecektir. Çünkü ABD, Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine müdahale etmeyi "meşru müdafaa" olarak görmektedir.
ABD, Ortadoğu ülkelerini kan gölüne çeviren terör örgütlerini sadece silâhlandırmakla yetinmiyor, ayrıca onlara terör eğitimi de veriyor. Dahası, kendi içerisinde de teröristler gibi hareket edecek birlikler kuruyor. Bunlardan biri olan JSOC deşifre olmuştur.
ABD'lilerin "suikast ordusu" adını verdikleri JSOC, 11 Eylül 2001 saldırısından sonra kurulmuştur. Kuruluş tarihi, bu suikast ordusunun İslâm ülkelerine yönelik kurulduğunu göstermektedir. Suikast ordusu suikast, infaz, gizli işkence, adam kaçırma gibi her türlü terör operasyonlarında görevlendirilmektedir. Meselâ Afganistan ve Irak işgalinde aktif olarak kullanılan JSOC, şimdi de Musul operasyonu için devreye sokulmuştur.
ABD'de bazı gruplar, askeri okullarda verilen terör eğitimine karşı çıkmış ve o okullara "katiller okulu" adını vermişlerdir. Bu grupların gösteri ve baskılarını durdurmak için ABD hükümeti, askeri okullarda "insan hakları" dersi koymak zorunda kalmıştır.
Koymuş da ne olmuş? ABD gerçekten insan haklarına uyuyor mu? Ne gezer! ABD, hiçbir zaman insan haklarına saygılı davranmamıştır. Daha doğrusu ABD, insan hakları kavramını da başka ülkelerin iç işlerine müdahale aracı olarak kullanmaktadır.
Aslında ABD, insan hakları kavramını kendine göre tanımlamış ve onu korumak amacıyla da bir hukuk kuralı ortaya koymuştur. O da "insancıl müdahale" kuralıdır. Buna göre ABD, insancıl nedenlerle başka ülkelerin iç işlerine müdahale hakkına sahip olduğunu savunuyor.
Görülen o ki, ABD, çeşitli oyunlarla Ortadoğu'daki milli devletleri yıkmak, yerlerine mezhepsel ve etnik kökenlere dayalı devletimsi yapılar kurmak istiyor. Hâlbuki mezhep ve etnik kökeni esas almak, cahiliye özelliklerindendir ve böyle bir bölünme İslâm'ın asli yapısına aykırıdır.
Hâsılı, ABD'nin dini ve siyasi tüm oyunlarını bozabilecek tek ülke Türkiye'dir. Türkiye, Rusya ve İran ile işbirliği yaparak bunu başarabilir. Rusya ve İran'ın böyle bir işbirliğine sıcak bakması gerekir. Çünkü ABD'nin Ortadoğu'daki hedefleri Türkiye kadar, o ülkeler için de tehlike oluşturmaktır. Türkiye, bu tehlikeyi muhataplarına çok kolay anlatabilir ve böyle bir işbirliğini gerçekleştirebilir.
Yöneticilerimiz "terör örgütlerinin ortak hedefi haline geldik" diyorlar, ama o örgütlerin arkalarındaki güçleri, yani ABD ve İsrail'i telâffuz etmekten çekiniyorlar. Bir başka deyişle yöneticilerimiz, düşmanlarımıza düşman diyemiyorlar. Daha da kötüsü, o düşmanlara hâlâ dost ve müttefik muamelesinde bulunuyorlar.
Türkiye'nin bu politikasından cesaret ve güç alan ABD ve İsrail, Ortadoğu'yu sürekli karıştırıyor. Kendi deyimleriyle Ortadoğu'da "yapıcı kaos" çıkarmaya çalışıyorlar. Ortadoğu'da hiçbir devlet yetkilisi çıkıp da, "yapıcı kaos olur mu?" diye sormuyor.
Şu gerçek artık bilinmelidir: ABD, kendi isteği ile Ortadoğu'dan asla çekilmeyecektir. Çünkü ABD, Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine müdahale etmeyi "meşru müdafaa" olarak görmektedir.
ABD, Ortadoğu ülkelerini kan gölüne çeviren terör örgütlerini sadece silâhlandırmakla yetinmiyor, ayrıca onlara terör eğitimi de veriyor. Dahası, kendi içerisinde de teröristler gibi hareket edecek birlikler kuruyor. Bunlardan biri olan JSOC deşifre olmuştur.
ABD'lilerin "suikast ordusu" adını verdikleri JSOC, 11 Eylül 2001 saldırısından sonra kurulmuştur. Kuruluş tarihi, bu suikast ordusunun İslâm ülkelerine yönelik kurulduğunu göstermektedir. Suikast ordusu suikast, infaz, gizli işkence, adam kaçırma gibi her türlü terör operasyonlarında görevlendirilmektedir. Meselâ Afganistan ve Irak işgalinde aktif olarak kullanılan JSOC, şimdi de Musul operasyonu için devreye sokulmuştur.
ABD'de bazı gruplar, askeri okullarda verilen terör eğitimine karşı çıkmış ve o okullara "katiller okulu" adını vermişlerdir. Bu grupların gösteri ve baskılarını durdurmak için ABD hükümeti, askeri okullarda "insan hakları" dersi koymak zorunda kalmıştır.
Koymuş da ne olmuş? ABD gerçekten insan haklarına uyuyor mu? Ne gezer! ABD, hiçbir zaman insan haklarına saygılı davranmamıştır. Daha doğrusu ABD, insan hakları kavramını da başka ülkelerin iç işlerine müdahale aracı olarak kullanmaktadır.
Aslında ABD, insan hakları kavramını kendine göre tanımlamış ve onu korumak amacıyla da bir hukuk kuralı ortaya koymuştur. O da "insancıl müdahale" kuralıdır. Buna göre ABD, insancıl nedenlerle başka ülkelerin iç işlerine müdahale hakkına sahip olduğunu savunuyor.
Görülen o ki, ABD, çeşitli oyunlarla Ortadoğu'daki milli devletleri yıkmak, yerlerine mezhepsel ve etnik kökenlere dayalı devletimsi yapılar kurmak istiyor. Hâlbuki mezhep ve etnik kökeni esas almak, cahiliye özelliklerindendir ve böyle bir bölünme İslâm'ın asli yapısına aykırıdır.
Hâsılı, ABD'nin dini ve siyasi tüm oyunlarını bozabilecek tek ülke Türkiye'dir. Türkiye, Rusya ve İran ile işbirliği yaparak bunu başarabilir. Rusya ve İran'ın böyle bir işbirliğine sıcak bakması gerekir. Çünkü ABD'nin Ortadoğu'daki hedefleri Türkiye kadar, o ülkeler için de tehlike oluşturmaktır. Türkiye, bu tehlikeyi muhataplarına çok kolay anlatabilir ve böyle bir işbirliğini gerçekleştirebilir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018