Ramazan’ın rahmet ikliminden istifade etmek üzere iftardan sonra çoluk çocuk selatin camilerden birisine gittik. Gayemiz teravih namazını eda etmek ve İstanbul’un tarihi dokusunu hissetmek idi.
Hoca efendi teravih namazından sonra Suriye’deki Müslümanların halinden haber verdi. ‘Biz namaz kılarken şimdi mi yoksa biraz sonra mı başımıza bomba düşecek diye endişe etmiyoruz, ama onlar bu endişeyi yaşıyorlar’ dedi. Devamında Suriye’yi karıştıran, Müslümanların ibadeti engelleyenlere ve buna yardım eden destek verenlere, bu vahim tabloya sebep olanlara beddua etti.
Dua, âmin denesi bir dua. Herkes kendi niyetine göre ‘âmin’ dedi.
Gazeteciliğim tutmuş olacak ki, hocanın gerçek niyetinin ne olduğunu öğrenmek istedim.
Ustaca yapılan bir duaydı bu. İsteyen istediği yere çekebilirdi duayı.
İmam efendi ile görüşünceye kadar kafamda kurguladığım senaryo şu idi. Daha önceki yıllar Suriye’ye birkaç defa seyahatim olmuştu. Babamın, rahmetli dedem ve ninemin de Halep ile ilgili Şam ile ilgili hatıralarını da biliyordum. Son seneye kadar Suriye’de hiçbir sorun yoktu. İstediğiniz camiye gidip namaz da kılıyordunuz, sabahlara kadar ibadetinizi de yapabiliyordunuz. Halep’te Zekeriya camisini ziyaretimizde dikkatimiz çeken husus, caminin avlusunda çoluk çocuk oyun oynuyorlardı. Burası sadece namaz kılınan bir mekân değil, aynı zamanda hafızların durak noktası, çocukların oyun bahçesi, ailelerin buluşma mekânı olmuştu. Hz. Zekeriya peygamberin türbesi de burada bulunuyordu. Şam’daki Emeviye Camisi de buradan farklı değildi. Burada Hz. Yahya peygamberin kabri ile İmam-ı Hüseyin’in Kerbela’da Yezid’in adamları tarafından kesilen ve Şam’a getirilen mübarek başlarının defnedildiği bir bölüm de ziyarete açıktı. Yine Şam’da Peygamber Efendimizin torunu, İmam-ı Ali ve Hz. Fatıma’nın kızları, İmam-ı Hasan ve Hüseyin’in kız kardeşi Hz. Zeynep’in yattığı Seyyide Zeynep Camii, dünyanın dört bir tarafından gelen ziyaretçilerin uğrak yeri idi. Buraları ziyarette hiçbir sıkıntımız olmamıştı.
Ama bugün böyle mi?
Hayır, maalesef isteseniz de bu mekânları ziyaret edemiyorsunuz, ne dışardan gelenlerin ne de Suriye’de yaşayanların can ve mal emniyetleri maalesef bugün yok.
Peki, niçin yok?
Güya Suriyelilerin huzur ve mutluluğu için yok.
Arap Baharı adı altında insan hakları ayaklar altında. Irak’ta olduğu gibi, Mısır’da olduğu gibi, Libya’da olduğu gibi demokrasi, insan hakları, özgürlük maskeli bir Amerikan işgali bölgemizi kasıp kavurduğu için yok.
İmam efendi ile konuştuğumuzda hayal kırıklığına uğradığımı itiraf edeyim. Ben bütün bunları anlatırken, o niçin Esad Golan tepelerini İsrail’den almadı, niçin Hama’da katliam yapıldı diye ardı arkasına sorular soruyordu. Bilmiyordu ki, dün Golan tepelerini kaybeden Suriyeli, bugün bütün Suriye topraklarını kaybediyordu, dün Hama’yla sınırlı olan katliam bugün bütün Suriye’ye şamil oluyordu. Kendi mantığında boğuluyordu imam efendi. Üstelik Müslümanlar bir haçlı saldırısına maruz kalmışlardı.
Sürekli, ‘siyaset yapmayalım’ diyen imam efendi siyasetin göbeğinde boğulmuştu hiç haberi yok. Adeta siyasetin memurluğunu yapıyordu.
Milletimiz yoğun bir toplum mühendisliğinin tesiri altında. Hak ve batıl birbirine karışmış. Bunlar ürkütücü gerçekler. Mevki, makam, dünyalık adına bu ve benzeri duruş sergileyenler, bu dünyanın Sultan Süleyman’a da kalmadığını unutmamalıdır. Üstelik bu dünyadan öte, ahiret hayatının olduğunu da Ramazan münasebetiyle tefekkür etmelidir.
Hoca efendi teravih namazından sonra Suriye’deki Müslümanların halinden haber verdi. ‘Biz namaz kılarken şimdi mi yoksa biraz sonra mı başımıza bomba düşecek diye endişe etmiyoruz, ama onlar bu endişeyi yaşıyorlar’ dedi. Devamında Suriye’yi karıştıran, Müslümanların ibadeti engelleyenlere ve buna yardım eden destek verenlere, bu vahim tabloya sebep olanlara beddua etti.
Dua, âmin denesi bir dua. Herkes kendi niyetine göre ‘âmin’ dedi.
Gazeteciliğim tutmuş olacak ki, hocanın gerçek niyetinin ne olduğunu öğrenmek istedim.
Ustaca yapılan bir duaydı bu. İsteyen istediği yere çekebilirdi duayı.
İmam efendi ile görüşünceye kadar kafamda kurguladığım senaryo şu idi. Daha önceki yıllar Suriye’ye birkaç defa seyahatim olmuştu. Babamın, rahmetli dedem ve ninemin de Halep ile ilgili Şam ile ilgili hatıralarını da biliyordum. Son seneye kadar Suriye’de hiçbir sorun yoktu. İstediğiniz camiye gidip namaz da kılıyordunuz, sabahlara kadar ibadetinizi de yapabiliyordunuz. Halep’te Zekeriya camisini ziyaretimizde dikkatimiz çeken husus, caminin avlusunda çoluk çocuk oyun oynuyorlardı. Burası sadece namaz kılınan bir mekân değil, aynı zamanda hafızların durak noktası, çocukların oyun bahçesi, ailelerin buluşma mekânı olmuştu. Hz. Zekeriya peygamberin türbesi de burada bulunuyordu. Şam’daki Emeviye Camisi de buradan farklı değildi. Burada Hz. Yahya peygamberin kabri ile İmam-ı Hüseyin’in Kerbela’da Yezid’in adamları tarafından kesilen ve Şam’a getirilen mübarek başlarının defnedildiği bir bölüm de ziyarete açıktı. Yine Şam’da Peygamber Efendimizin torunu, İmam-ı Ali ve Hz. Fatıma’nın kızları, İmam-ı Hasan ve Hüseyin’in kız kardeşi Hz. Zeynep’in yattığı Seyyide Zeynep Camii, dünyanın dört bir tarafından gelen ziyaretçilerin uğrak yeri idi. Buraları ziyarette hiçbir sıkıntımız olmamıştı.
Ama bugün böyle mi?
Hayır, maalesef isteseniz de bu mekânları ziyaret edemiyorsunuz, ne dışardan gelenlerin ne de Suriye’de yaşayanların can ve mal emniyetleri maalesef bugün yok.
Peki, niçin yok?
Güya Suriyelilerin huzur ve mutluluğu için yok.
Arap Baharı adı altında insan hakları ayaklar altında. Irak’ta olduğu gibi, Mısır’da olduğu gibi, Libya’da olduğu gibi demokrasi, insan hakları, özgürlük maskeli bir Amerikan işgali bölgemizi kasıp kavurduğu için yok.
İmam efendi ile konuştuğumuzda hayal kırıklığına uğradığımı itiraf edeyim. Ben bütün bunları anlatırken, o niçin Esad Golan tepelerini İsrail’den almadı, niçin Hama’da katliam yapıldı diye ardı arkasına sorular soruyordu. Bilmiyordu ki, dün Golan tepelerini kaybeden Suriyeli, bugün bütün Suriye topraklarını kaybediyordu, dün Hama’yla sınırlı olan katliam bugün bütün Suriye’ye şamil oluyordu. Kendi mantığında boğuluyordu imam efendi. Üstelik Müslümanlar bir haçlı saldırısına maruz kalmışlardı.
Sürekli, ‘siyaset yapmayalım’ diyen imam efendi siyasetin göbeğinde boğulmuştu hiç haberi yok. Adeta siyasetin memurluğunu yapıyordu.
Milletimiz yoğun bir toplum mühendisliğinin tesiri altında. Hak ve batıl birbirine karışmış. Bunlar ürkütücü gerçekler. Mevki, makam, dünyalık adına bu ve benzeri duruş sergileyenler, bu dünyanın Sultan Süleyman’a da kalmadığını unutmamalıdır. Üstelik bu dünyadan öte, ahiret hayatının olduğunu da Ramazan münasebetiyle tefekkür etmelidir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Doç. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Yunan bayramı, Türk dersi / 29.03.2025
- Asıl rakip ne İmamoğlu ne Yavaş: Hükümetin en büyük sınavı geçim krizi / 24.03.2025
- Bozduğun kantar seni de tartacak / 23.03.2025
- Adaletin zarfı ve mazrufu: İmamoğlu olayı üzerine bir toplumsal okuma / 22.03.2025
- ABD açıktan İran’ı hedef olarak gösterdi / 20.03.2025
- Dünya ateş çemberinde: Türkiye’nin stratejisi ne olmalı? / 10.03.2025
- Wilson’dan İmralı’ya: Türkiye’yi bölme planı mı devrede? / 04.03.2025
- Oruç, ilahi bir emir ve bilimsel bir şifadır / 03.03.2025
- Yeraltı zenginliklerimiz için millî mücadele zamanıdır / 23.02.2025
- Kızılderililerden Ortadoğu'ya aynı senaryo / 15.02.2025
- Asıl rakip ne İmamoğlu ne Yavaş: Hükümetin en büyük sınavı geçim krizi / 24.03.2025
- Bozduğun kantar seni de tartacak / 23.03.2025
- Adaletin zarfı ve mazrufu: İmamoğlu olayı üzerine bir toplumsal okuma / 22.03.2025
- ABD açıktan İran’ı hedef olarak gösterdi / 20.03.2025
- Dünya ateş çemberinde: Türkiye’nin stratejisi ne olmalı? / 10.03.2025
- Wilson’dan İmralı’ya: Türkiye’yi bölme planı mı devrede? / 04.03.2025
- Oruç, ilahi bir emir ve bilimsel bir şifadır / 03.03.2025
- Yeraltı zenginliklerimiz için millî mücadele zamanıdır / 23.02.2025
- Kızılderililerden Ortadoğu'ya aynı senaryo / 15.02.2025