Yarından sonraki gün 23 Nisan 2022… Ulusal Egemenlik 102 yaşında olacak. 23 Nisan ilk milli bayramımız ve dünyada ilk çocuk bayramıdır.
Birleşmiş Milletler'in, 1979 yılını "Dünya Çocuk Yılı" olarak kabul etmesinden 59 yıl önce, Atatürk, Ulusal Egemenlik Bayramı'nı, çocuklara adayarak, onlara ne denli önem ve öncelik verdiğini göstermiştir. Atatürk bu alanda da öncü ve örnek bir liderdir.
23 Nisan 1920'de dualarla açılan Meclis, siyasal tarihimizde hem kurtuluşun hem de kuruluşun simgesidir. Bu nedenle 102. Kuruluş yılını kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Cumhuriyetimizin en temel taşıdır. Zira, TBMM, ulusal egemenlik düşüncesine dayanmaktadır.
Atatürk şunları söylüyordu: "…Tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. İşte İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur. Bu kararın dayandığı en sağlam düşünce ve mantık şu idi: Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak, tam bağımsız olmakla sağlanabilir."
"TBMM'nin bütün programlarının dayanağı şu iki temel ilkededir:
Tam bağımsızlık, kayıtsız şartsız ulusal egemenlik. Birinci ilkenin açıklaması ulusal and 'Misâk-ı Milli'dir. İkinci ve yaşamamız için gerekli olan ilkenin belirgin biçimi ise Anayasa 'Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'dur." (16 Ocak 1923)
Meclis'in 1921'de kabul ettiği Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nda birinci madde hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtirken ikinci maddesi bu hâkimiyetin icra yetkisinin Meclis'te olduğunu vurguluyordu. Böylesi köklü bir siyasi egemenlik değişimi ne 1876 Kanuni Esasi'de ne de bu anayasaya 1909 yılında yapılan geniş kapsamlı değişikliklerde bulunuyordu.
Kuşkusuz, hem 1876'daki kısa süreli parlamento deneyimi hem de 1908 Devrimi'nden sonra açılan meclisin altında yatan ana fikir, memleketin kötü gidişatına dur demekti. Ancak sadece 1920'de açılan Meclis bu kötü gidişatı ulusun egemenliği gibi bir kavram üzerinden değiştirmeyi amaç edinmişti. Bu, siyasal tarihimizde bir kopuşun habercisi, parlamento tarihimizde de bir kırılma anıydı.
Atatürk 1938'de hayatını kaybettiğinde Türkiye'de her şeyden önce işler bir kurumsal yapı bırakmıştı.
Birinci Meclis, tarihimizin en önemli aşamalarından birini oluşturur. Bu nedenle her 23 Nisan haklı olarak en çok bu Meclis'i konuşuruz. Ne var ki, 102 yıllık siyasal hayatın bu kuruma nasıl etki ettiğini, devlet erkleri arasındaki dengenin nasıl değiştiğini unutmamalıyız.
Türkiye parlamenter sisteme geçtikten sonra, kuvvetler ayrılığı (yasama-yürütme-yargı) açısından düşünüldüğünde, yapılan her anayasa değişikliğinde yasama, yürütmenin karşısında zayıflamıştır. Bu, birbirinden çok farklı bir anlayışı yansıtan 1961 ve 1982 anayasalarının her ikisi için de geçerlidir. Ancak bu kertede en büyük dönüm noktası, şüphesiz, parlamenter sistemden başkanlık (!) sistemine geçilen 2017 sonrasında gerçekleşmiştir. Zira, parlamenter sistemde yasama, yürütmeye karşı zamanla zayıflasa da, Meclis yine de aktif siyasetin en önemli kurumu olmaya devam etmiştir. Ancak sistem değişikliği bu durumu ortadan kaldırmıştır. Yüzyıl sonra Meclis'in gücünü tartışıyoruz!
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023