İlim ile iman farklı konulardır. İman ilimden vasıf edilmeyecek derecede üstündür. İnsanlara şöyle bir soru sorulsa; "ölen birisinden insana zarar gelir mi?" Tamamının cevabı; "hayır, ölen birisinin bedeninden (ölüsünden) zarar gelmez" olacaktır. Çünkü ruh beden ile alakasını kestikten sonra beden ve maddenin hiçbir etkisi kalmaz ve ondan hiçbir zarar gelmez. İnsanlar bu gerçeği böyle bilmektedirler. Bu gerçeği bilenlere ikinci bir soru sorulsa; Ölen bir insanın bedeniyle (ölüsüyle) bir gece karanlık bir odada yalnız başınıza kalabilir misiniz? Cevap çoğunlukla hayır olacaktır.
Bu örnekte dikkat edilirse, insanlar ilmi açıdan ölen birisinin bedeninden zarar gelmeyeceğini bilirler. Ama çoğunluk onunla bir gece karanlık bir odada kalmak istemezler. Bunun sebebi ilme iman getirilmediğinden dolayı sonuç böyle olur. Bu ilme iman getirenler hiç çekinmeden ölen birisinin bedeni ile yalnız olarak sabahlamaktan çekinmezler. İlim öğrenip de o ilme amel etmeyenler, öğrendikleri ilme kendilerinin imanı yoktur demektir. İblis de böyle bir konumda olduğu için lanetlenmiştir. İşte bunun için ilim insanın kurtuluş ve saadetine tek başına yeterli değildir.
Varlık içerisinde insanın öyle bir özelliği vardır ki bu özellik insandan başkasına verilmemiştir. Esasen insanı insan edende o özelliktir. İnsan çift boyutlu bir varlıktır. Ahlak ilminde bu iki boyut ve cihete farklı farklı isimler verilmiştir. Maddi ve manevi, insani ve hayvani, akıl ve nefis, melekuti ve nasuti... boyutlar denilmiştir. Bu iki sıfat beraber olarak insan dışında hiçbir varlıkta yoktur. İnsan, melek, hayvan üçgenine baktığımız zaman, Allah insanı yaratmış, insana akıl ve nefis sıfatlarını, hayvana sadece nefis sıfatını, meleklere de sadece akıl özelliğini vermiştir. Dolayısıyla melekler ve hayvanlarda tekâmül olmaz. Ama hayvanlarda maddi tekâmülün olması bir gerçektir. Zira maddi olan bütün varlıklarda maddi tekâmül vardır. Ama bunlarda manevi tekâmül olmaz. Bunun içindir ki bin yıl önceki bir hayvanla bugün aynı hayvan arasında hiçbir fark yoktur. Ama insan böyle değildir. İnsanda bulunan akıl ve nefis özelliğinden dolayı, tekâmül ve tenazül söz konusudur. Zira akıl nefse ve nefiste akıla karşı mücadele ederler. Bu mücadele her insanın son nefesine kadar devam eder. Bu mücadelede insan aklını nefsine komutan ederse, bu insan melekten üstün konuma gelir. Ama aksine insan nefsini aklına komutan eder ve nefis aklı istediği gibi kontrol eder, fitnelere ve fücurlara sürüklerse, böyle bir insanda hayvandan aşağılık konuma düşer. Nefis özde insan için bir nimettir. Vahşi bir atı düşününüz; Eğer insan nefsini at misali vahşileştirirse, vahşi at sahibini felakete götüreceği gibi terbiye olunmayan nefiste insanı felaketlere götürür. Ram edilen bir at sahibinin emrinde olacağı gibi terbiye edilen nefiste sahibinin kontrolünde olur.
Bu örnekte dikkat edilirse, insanlar ilmi açıdan ölen birisinin bedeninden zarar gelmeyeceğini bilirler. Ama çoğunluk onunla bir gece karanlık bir odada kalmak istemezler. Bunun sebebi ilme iman getirilmediğinden dolayı sonuç böyle olur. Bu ilme iman getirenler hiç çekinmeden ölen birisinin bedeni ile yalnız olarak sabahlamaktan çekinmezler. İlim öğrenip de o ilme amel etmeyenler, öğrendikleri ilme kendilerinin imanı yoktur demektir. İblis de böyle bir konumda olduğu için lanetlenmiştir. İşte bunun için ilim insanın kurtuluş ve saadetine tek başına yeterli değildir.
Varlık içerisinde insanın öyle bir özelliği vardır ki bu özellik insandan başkasına verilmemiştir. Esasen insanı insan edende o özelliktir. İnsan çift boyutlu bir varlıktır. Ahlak ilminde bu iki boyut ve cihete farklı farklı isimler verilmiştir. Maddi ve manevi, insani ve hayvani, akıl ve nefis, melekuti ve nasuti... boyutlar denilmiştir. Bu iki sıfat beraber olarak insan dışında hiçbir varlıkta yoktur. İnsan, melek, hayvan üçgenine baktığımız zaman, Allah insanı yaratmış, insana akıl ve nefis sıfatlarını, hayvana sadece nefis sıfatını, meleklere de sadece akıl özelliğini vermiştir. Dolayısıyla melekler ve hayvanlarda tekâmül olmaz. Ama hayvanlarda maddi tekâmülün olması bir gerçektir. Zira maddi olan bütün varlıklarda maddi tekâmül vardır. Ama bunlarda manevi tekâmül olmaz. Bunun içindir ki bin yıl önceki bir hayvanla bugün aynı hayvan arasında hiçbir fark yoktur. Ama insan böyle değildir. İnsanda bulunan akıl ve nefis özelliğinden dolayı, tekâmül ve tenazül söz konusudur. Zira akıl nefse ve nefiste akıla karşı mücadele ederler. Bu mücadele her insanın son nefesine kadar devam eder. Bu mücadelede insan aklını nefsine komutan ederse, bu insan melekten üstün konuma gelir. Ama aksine insan nefsini aklına komutan eder ve nefis aklı istediği gibi kontrol eder, fitnelere ve fücurlara sürüklerse, böyle bir insanda hayvandan aşağılık konuma düşer. Nefis özde insan için bir nimettir. Vahşi bir atı düşününüz; Eğer insan nefsini at misali vahşileştirirse, vahşi at sahibini felakete götüreceği gibi terbiye olunmayan nefiste insanı felaketlere götürür. Ram edilen bir at sahibinin emrinde olacağı gibi terbiye edilen nefiste sahibinin kontrolünde olur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mehdi Aksu / diğer yazıları
- Eleştiri nedir ve nasıl olmalıdır? / 03.12.2012
- Maruf’a davet terk edilince değerler yozlaşır / 02.12.2012
- Hayırlı ümmetin önemli özelliği / 28.11.2012
- Marufa davet etmenin yöntemleri / 27.11.2012
- Marufa emretme ve münkerden nehyetme / 25.11.2012
- Bu mudur Ehl-i Beyt sevgisi / 22.11.2012
- İmam Hüseyin ve sünnet kavramı / 21.11.2012
- Muharrem aylarında genelde konuşulmayanlar / 20.11.2012
- İmam Hüseyin’i anlayabildik mi? / 19.11.2012
- Sönmeyen ebedi aşkın Hüseyin / 17.11.2012
- Maruf’a davet terk edilince değerler yozlaşır / 02.12.2012
- Hayırlı ümmetin önemli özelliği / 28.11.2012
- Marufa davet etmenin yöntemleri / 27.11.2012
- Marufa emretme ve münkerden nehyetme / 25.11.2012
- Bu mudur Ehl-i Beyt sevgisi / 22.11.2012
- İmam Hüseyin ve sünnet kavramı / 21.11.2012
- Muharrem aylarında genelde konuşulmayanlar / 20.11.2012
- İmam Hüseyin’i anlayabildik mi? / 19.11.2012
- Sönmeyen ebedi aşkın Hüseyin / 17.11.2012