Başbakan R. T. Erdoğan, iktidarının ilk günlerinde “Dicle kenarında kapsa da bir kurt bir kuzuyu…” çıkışlarını çok yapardı.
Son dönemde ise hiç oralı değil…
Ortada ne Dicle kalmış, ne kuzu… Lakin Erdoğan ve AKP hükümeti, her işte topu taca atıyor.
Sadece şu birkaç hadiseye bakın:
Uludere katliamına…
Sıfır terör olarak devraldığı PKK terörünün geldiği vaziyete…
Hükümetin, PKK ile yaptığı üst düzey pazarlıklara…
Türk futbolunun şike serencamına…
İddianameleri üç-dört yılda hazırlanmadığı halde kodeslerde çürüyen zanlıların durumuna…
Deniz Feneri e. v. sürecine…
“Sıfır sorun” mavallarıyla okunurken etrafındaki tüm komşularıyla düşman hale gelen Türkiye’nin konumuna…
Birliği-dirliği darmadağın olan devlet ve milletin vahim ahvaline…
Anası ağlayan kamu çalışanına reva görülen çç kuruşluk zamma ve hakem heyetinin kararına…
Çiftçinin yaşadığı ağır ve müflis hale…
Erdoğan ve AKP hükümetine bakılırsa; hiçbirinden mesul değiller.
Hükümet, bütün bu icraatların sorumluluğunu bir yerlere veya birilerine paslıyor.
Hükümet, bir yandan “sorumsuz yetkili” pozisyonu oluşturmaya kalkışıyor; diğer yandan da gelecekte kendilerine sorulması muhtemel hesapları, yeni Anayasa ile kitabına uydurma telaşı yaşıyor.
Erdoğan ve AKP hükümeti, hiçbir icraatı geçiştiremez.
Yasama, yürütme ve yargıda her ne ki yanlış icraat söz konusudur, sorumlusu hükümettir…
Ülkedeki icraatların da hukuki sorumluluğunun silsilesi hükümete kadar çıkar. Siyasal sorumluluğun faturası da hükümete kesilir.
Hükümet demek, devlet demek olmuştur…
Çünkü AKP hükümeti, yasamada da, yürütmede de, yargıda da tek tüfektir.
“Yargının bağımsızdır” söylemi, sergilenen icraatlar ve yargıya müdahil siyasal çomaklar sebebiyle sadece laf ebeliğidir.
Akl-ı selim sahiplerinin maşeri kanaati odur ki, yargı maalesef siyasallaşmıştır… Dolayısıyla hükümet yargıda da tek tüfektir.
Ne doğrarsan çanağına o gelir kaşığına!
Bu gerek Türk milleti için böyle olduğu gibi, Erdoğan ve AKP hükümeti için de böyledir.
AKP ve Erdoğan, hem söz konusu vahim icraatlara ilişkin sorumluluktan sıyrılmak, hem de her alanda iflas etmiş üç dönemlik iktidardan sonra artık milletin bir daha kendilerine iktidar vermeyeceğini çok iyi bildikleri için, yeni Anayasa adı altında işleri kitabına uydurmaya çalışıyor.
Başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi numaraları çekiyorlar.
PKK terör örgütünün talep ettiği Güneydoğu eksenli bölünme, özerklik veya federatif “parçalanma tezgahı” olduğunu cümle alemin bildiği Başkanlık sistemi tartışmalarını alevlendiriyor.
Türk milletinin, önümüzdeki seçimde kendilerini öyle veya böyle harcayacağını fark eden siyasi iktidar, kendi ikbalini garanti altına almak için, adeta Türkiye’yi harcıyor, milletimizi harcıyor, birliğimizi dağıtıyor.
Bu yaklaşım, üç dönemin vahim icraatlarının sorumluluğundan daha ağır bir vebaldir.
Türk milleti, tüm demokratik haklarını kullanıp AKP’yi koltuğundan savurarak; hem kendini bu parçalanma tezgahından kurtarmalı, hem de AKP hükümetini böylesi ağır vebale düşmekten uzaklaştırmalıdır.
Son dönemde ise hiç oralı değil…
Ortada ne Dicle kalmış, ne kuzu… Lakin Erdoğan ve AKP hükümeti, her işte topu taca atıyor.
Sadece şu birkaç hadiseye bakın:
Uludere katliamına…
Sıfır terör olarak devraldığı PKK terörünün geldiği vaziyete…
Hükümetin, PKK ile yaptığı üst düzey pazarlıklara…
Türk futbolunun şike serencamına…
İddianameleri üç-dört yılda hazırlanmadığı halde kodeslerde çürüyen zanlıların durumuna…
Deniz Feneri e. v. sürecine…
“Sıfır sorun” mavallarıyla okunurken etrafındaki tüm komşularıyla düşman hale gelen Türkiye’nin konumuna…
Birliği-dirliği darmadağın olan devlet ve milletin vahim ahvaline…
Anası ağlayan kamu çalışanına reva görülen çç kuruşluk zamma ve hakem heyetinin kararına…
Çiftçinin yaşadığı ağır ve müflis hale…
Erdoğan ve AKP hükümetine bakılırsa; hiçbirinden mesul değiller.
Hükümet, bütün bu icraatların sorumluluğunu bir yerlere veya birilerine paslıyor.
Hükümet, bir yandan “sorumsuz yetkili” pozisyonu oluşturmaya kalkışıyor; diğer yandan da gelecekte kendilerine sorulması muhtemel hesapları, yeni Anayasa ile kitabına uydurma telaşı yaşıyor.
Erdoğan ve AKP hükümeti, hiçbir icraatı geçiştiremez.
Yasama, yürütme ve yargıda her ne ki yanlış icraat söz konusudur, sorumlusu hükümettir…
Ülkedeki icraatların da hukuki sorumluluğunun silsilesi hükümete kadar çıkar. Siyasal sorumluluğun faturası da hükümete kesilir.
Hükümet demek, devlet demek olmuştur…
Çünkü AKP hükümeti, yasamada da, yürütmede de, yargıda da tek tüfektir.
“Yargının bağımsızdır” söylemi, sergilenen icraatlar ve yargıya müdahil siyasal çomaklar sebebiyle sadece laf ebeliğidir.
Akl-ı selim sahiplerinin maşeri kanaati odur ki, yargı maalesef siyasallaşmıştır… Dolayısıyla hükümet yargıda da tek tüfektir.
Ne doğrarsan çanağına o gelir kaşığına!
Bu gerek Türk milleti için böyle olduğu gibi, Erdoğan ve AKP hükümeti için de böyledir.
AKP ve Erdoğan, hem söz konusu vahim icraatlara ilişkin sorumluluktan sıyrılmak, hem de her alanda iflas etmiş üç dönemlik iktidardan sonra artık milletin bir daha kendilerine iktidar vermeyeceğini çok iyi bildikleri için, yeni Anayasa adı altında işleri kitabına uydurmaya çalışıyor.
Başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi numaraları çekiyorlar.
PKK terör örgütünün talep ettiği Güneydoğu eksenli bölünme, özerklik veya federatif “parçalanma tezgahı” olduğunu cümle alemin bildiği Başkanlık sistemi tartışmalarını alevlendiriyor.
Türk milletinin, önümüzdeki seçimde kendilerini öyle veya böyle harcayacağını fark eden siyasi iktidar, kendi ikbalini garanti altına almak için, adeta Türkiye’yi harcıyor, milletimizi harcıyor, birliğimizi dağıtıyor.
Bu yaklaşım, üç dönemin vahim icraatlarının sorumluluğundan daha ağır bir vebaldir.
Türk milleti, tüm demokratik haklarını kullanıp AKP’yi koltuğundan savurarak; hem kendini bu parçalanma tezgahından kurtarmalı, hem de AKP hükümetini böylesi ağır vebale düşmekten uzaklaştırmalıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019