Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.a.) Medine'de bir rüya gördü. Rüyasında ashabıyla beraber güven içerisinde Kâbe'yi tavaf ediyordu ve bu rüyanın yorumu olarak da ashabıyla beraber Mekke'yi, umre niyetiyle ziyaret etme kararı aldı.
Bu rüyanın ve yorumunun Müslümanlar arasında yayılmasıyla, sahabeden bin dört yüz kişilik kalabalık bir toplulukla Hicret'in altıncı yılının Zilkade ayında yola çıkıldı. Son savaş olan Hendek Gazvesi'ne katılan sahabe sayısının üç bine yakın olması dikkate alındığında, bu sayının ne kadar çok olduğu daha iyi anlaşılır.
Müslümanları ortadan kaldırmak, canlarına kastedip, onları öldürmek için üç defa saldırıp savaş açan müşriklerin hâkim olduğu Mekke'ye yapacakları bu ziyaret, aslında çok büyük bir tehlike arz etmekteydi.
Müslümanlar yanlarına Mekkeli müşriklere karşı kendilerini savunacak silah olarak yalnız yolcu kılıcı almışlardı. Bu tehlikeyi bütün sahabenin gözünde ufaltan, muhakkak ki Peygamber Efendimizin (s.a.a.) görmüş olduğu rüya idi.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) ve sahabesi ihramlı bir vaziyette, dört yüz kilometreyi aşan mesafeyi katettikten sonra, Mekke'ye on yedi kilometre kala Hudeybiye'ye ulaştılar.
Hudeybiye'de Peygamber Efendimiz'in (s.a.a.) devesi Kusva yere çökmüş, bütün uğraşlara rağmen kaldırılamamıştı. Allah-ü Teâlâ'nın Ebrehe'nin fillerini hapsettiği gibi kendi devesi Kusva'yı da Harem'e gitmekten alıkoyduğunu söyleyen Resûlullah (s.a.a.) burada konakladı ve Mekke'ye elçi olarak Hıraş'ı (r.a.) gönderdi.
Bu arada Müşriklerin komutanı Halid bin Velid, iki yüz atlı süvari ile Hudeybiye'ye gelip, Müslümanların zayıf anını kollamaya başladı.
Mekkeli müşrikler gönderilen elçiye iyi davranmadılar ve Müslümanların umre yapma teklifini kabul etmediler. İkinci elçi olarak Osman (r.a.) müşriklere gönderildi. Müşrikler, Osman'a (r.a.) umre yapmasını ve ihramdan çıkmasını teklif ettiler. Fakat Osman (r.a.) Peygamber (s.a.a.) ihramdan çıkmadığı sürece ihramdan çıkmayacağını söyleyince müşrikler onu hapis ettiler.
Onun bu gecikmesi ve arkasından ölüm haberi gelmesi, Peygamber Efendimizin bütün sahabesini bir ağacın altında toplayıp, onlardan ölene kadar çarpışmaları için biat almasına neden oldu.
Bu olayı duyan müşrikler acelece Osman'ı (r.a.) serbest bıraktılar. Bu biat Kur'an-ı Kerim'de Fetih suresi 18-19. ayetlerde övülmüş 'Rıdvan Biatı' diye isimlendirilmiştir.
Bu biatten yalnız bir kişi kaçınmıştı. Münafıklardan Cedd bin Kays (Bkz: Sire cilt 3/330).
Mekkeli müşrikler Süheyl'i elçi olarak yolladılar ve antlaşma imzalandı.
Müslümanlar o sene umre yapmadan ihramdan çıkıp Medine'ye geri döndüler. Umre gelecek seneye kaldı. Müşrikler Müslümanları kabul ettiler ama Efendimizin Peygamberliğini inkâr edip peygamberlik sıfatını antlaşmaya yazdırmadılar.
Mekke'de Müslüman olan biri Medine'ye hicret ederse onun müşriklere iadesini Peygamber'e kabul ettirdiler.
Hudeybiye Antlaşması'nı zül görüp Peygamber Efendimizin rüyasının çıkmadığını dillendiren sahabeler, Âlemlerin Efendisine şöyle soruyorlardı: "Yoksa sen Peygamber değil misin?"
Oysaki Hudeybiye'de iki hafta kalan sahabe susuz kalmış ve O'nun mucizesi ile O'nun parmaklarından pınar gibi akan su ile susuzluklarını gidermişlerdi.
Acaba Peygamberin yakasına yapışıp bu antlaşmaya niçin 'evet' dedin diyenlerle, Peygamberin bu barış antlaşmasını görmemezlikten gelenlerin ne farkı var?
Hudeybiye'de biat edenlerin hepsinden Allah ü Teâlâ razıydı.
Antlaşmak mı savaşmak mı?
Bu rüyanın ve yorumunun Müslümanlar arasında yayılmasıyla, sahabeden bin dört yüz kişilik kalabalık bir toplulukla Hicret'in altıncı yılının Zilkade ayında yola çıkıldı. Son savaş olan Hendek Gazvesi'ne katılan sahabe sayısının üç bine yakın olması dikkate alındığında, bu sayının ne kadar çok olduğu daha iyi anlaşılır.
Müslümanları ortadan kaldırmak, canlarına kastedip, onları öldürmek için üç defa saldırıp savaş açan müşriklerin hâkim olduğu Mekke'ye yapacakları bu ziyaret, aslında çok büyük bir tehlike arz etmekteydi.
Müslümanlar yanlarına Mekkeli müşriklere karşı kendilerini savunacak silah olarak yalnız yolcu kılıcı almışlardı. Bu tehlikeyi bütün sahabenin gözünde ufaltan, muhakkak ki Peygamber Efendimizin (s.a.a.) görmüş olduğu rüya idi.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.) ve sahabesi ihramlı bir vaziyette, dört yüz kilometreyi aşan mesafeyi katettikten sonra, Mekke'ye on yedi kilometre kala Hudeybiye'ye ulaştılar.
Hudeybiye'de Peygamber Efendimiz'in (s.a.a.) devesi Kusva yere çökmüş, bütün uğraşlara rağmen kaldırılamamıştı. Allah-ü Teâlâ'nın Ebrehe'nin fillerini hapsettiği gibi kendi devesi Kusva'yı da Harem'e gitmekten alıkoyduğunu söyleyen Resûlullah (s.a.a.) burada konakladı ve Mekke'ye elçi olarak Hıraş'ı (r.a.) gönderdi.
Bu arada Müşriklerin komutanı Halid bin Velid, iki yüz atlı süvari ile Hudeybiye'ye gelip, Müslümanların zayıf anını kollamaya başladı.
Mekkeli müşrikler gönderilen elçiye iyi davranmadılar ve Müslümanların umre yapma teklifini kabul etmediler. İkinci elçi olarak Osman (r.a.) müşriklere gönderildi. Müşrikler, Osman'a (r.a.) umre yapmasını ve ihramdan çıkmasını teklif ettiler. Fakat Osman (r.a.) Peygamber (s.a.a.) ihramdan çıkmadığı sürece ihramdan çıkmayacağını söyleyince müşrikler onu hapis ettiler.
Onun bu gecikmesi ve arkasından ölüm haberi gelmesi, Peygamber Efendimizin bütün sahabesini bir ağacın altında toplayıp, onlardan ölene kadar çarpışmaları için biat almasına neden oldu.
Bu olayı duyan müşrikler acelece Osman'ı (r.a.) serbest bıraktılar. Bu biat Kur'an-ı Kerim'de Fetih suresi 18-19. ayetlerde övülmüş 'Rıdvan Biatı' diye isimlendirilmiştir.
Bu biatten yalnız bir kişi kaçınmıştı. Münafıklardan Cedd bin Kays (Bkz: Sire cilt 3/330).
Mekkeli müşrikler Süheyl'i elçi olarak yolladılar ve antlaşma imzalandı.
Müslümanlar o sene umre yapmadan ihramdan çıkıp Medine'ye geri döndüler. Umre gelecek seneye kaldı. Müşrikler Müslümanları kabul ettiler ama Efendimizin Peygamberliğini inkâr edip peygamberlik sıfatını antlaşmaya yazdırmadılar.
Mekke'de Müslüman olan biri Medine'ye hicret ederse onun müşriklere iadesini Peygamber'e kabul ettirdiler.
Hudeybiye Antlaşması'nı zül görüp Peygamber Efendimizin rüyasının çıkmadığını dillendiren sahabeler, Âlemlerin Efendisine şöyle soruyorlardı: "Yoksa sen Peygamber değil misin?"
Oysaki Hudeybiye'de iki hafta kalan sahabe susuz kalmış ve O'nun mucizesi ile O'nun parmaklarından pınar gibi akan su ile susuzluklarını gidermişlerdi.
Acaba Peygamberin yakasına yapışıp bu antlaşmaya niçin 'evet' dedin diyenlerle, Peygamberin bu barış antlaşmasını görmemezlikten gelenlerin ne farkı var?
Hudeybiye'de biat edenlerin hepsinden Allah ü Teâlâ razıydı.
Antlaşmak mı savaşmak mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Nezir / diğer yazıları
- Maarif yüzyılı! / 13.01.2025
- Denizcilik İşletmeleri / 27.12.2024
- Savaşların kazananları! / 06.12.2024
- Ortadoğu’da gözü olanlar! / 25.10.2024
- Şam’ın ve Halep’in limanı Beyrut’tur! / 18.10.2024
- Kahire’deki Türk şehitliği! / 20.09.2024
- Kavimler göçü veya sığınmacılar! / 17.08.2024
- Avrupalıların keşif dediği ‘sömürü’! / 09.08.2024
- Top oynayan çocuklara atılan füze / 30.07.2024
- Kerbela! / 16.07.2024
- Denizcilik İşletmeleri / 27.12.2024
- Savaşların kazananları! / 06.12.2024
- Ortadoğu’da gözü olanlar! / 25.10.2024
- Şam’ın ve Halep’in limanı Beyrut’tur! / 18.10.2024
- Kahire’deki Türk şehitliği! / 20.09.2024
- Kavimler göçü veya sığınmacılar! / 17.08.2024
- Avrupalıların keşif dediği ‘sömürü’! / 09.08.2024
- Top oynayan çocuklara atılan füze / 30.07.2024
- Kerbela! / 16.07.2024