Ankara'nın, Washington'un talep listesi arasında yer alan Malatya Erhaç Hava Üssü'nü, 'olası gelişmelere karşı milli ihtiyaçlar için kullanmak' amacıyla listeden çıkarmasını ciddi ve 'hayır'lı bir gelişme olarak görüyorum. Hatta devamının da gelmesini bekliyorum. Özellikle İç, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki hiçbir üssün, stratejik bakımdan 'kesinlikle ABD'ye açılmaması' gerektiğine inanıyorum.
Anlaşılan ABD'nin bölgemize yönelik ihtirası, Ankara tarafından basiretle savuşturulamazsa, başımıza ardı arkası kesilmeyecek 'büyük musibetler' olarak patlayacak.
ABD, bir taraftan Washigton kumandalı Barzani ve Talabani'nin, Musul ve Kerkük'ü kollamak niyetindeki Türkiye'ye saldırabileceği şantajını yaparken, diğer yandan da NATO'ya Türkiye'nin koruma altına alınması ricasıyla, aslında 'Ankara'ya aba altından sopa göstermeye' devam ediyor. NATO'ya, Türkiye'yi ben de kurtaramam, siz de devre yapın, talebini ileterek, Ankara'nın muhtemel Musul ve Kerkük'ü koruma niyetini kursağında bırakmaya çalışıyor.
Bu konjonktürde Ankara'nın atması gereken öncelikli adım, Irak operasyonuna ilişkin planlamayı Washigton'un taleplerine göre değil, ağırlıklı olarak kendi strateji ve taktiklerine göre yapmaktır. Üslerin ve limanların kullandırılması meselesi de bu çerçevede yeniden şekillendirilmelidir.
Öte yandan Ankara'da, Irak'a müdahale konusunda güya BM'nin objektif(!) kararlarını gözetleme miskinliğine yatarak ABD'ye onay verenler var. Bunların da yapması gereken ilk iş, ABD'nin tanımadığı birtakım BM antlaşmalarını hatırlamak ve kendilerine hatırlatmaktır. Yani BM, gerektiği zaman ABD'nin kullandığı bir maşa olmaktan kurtarılmalıdır.
Nitekim, bölgemizdeki bu kaos sürecinde ABD'nin takmadığı BM antlaşmalarından en önemlisi, "Uluslararası Ceza Mahkemesi''ni kuran antlaşmadır. 1998 tarihindeki Roma Konferansı sonunda 120 Birleşmiş Milletler üyesinin imzaladığı antlaşma, 2002 Temmuz ayında yürürlüğe girecekti. Ancak W. Bush, daha önce Clinton'ın imzaladığı antlaşmadan çekildiğini BM'ler Genel Sekreteri'ne bildiriyor. Böylece ABD, politik liderlerinin ve askeri personelinin milli olmayan bir mahkemede yargılanabilmesi ihtimaline dahi imkan vermiyor. İşbu niyet bile, ABD'nin girişeceği muhtemel askeri operasyonlardaki 'hukuk ve ölçü tanımaz' tavrının çok önemli göstergesidir. Böyle kirli bir niyetle şekillenmiş bir savaşa ortak olmak, bize yakışmaz.
Haklı ve zaruri bir gerekçeden mahrum bir savaş olmaz; savaşta kadınlara, çocuklara, yaşlılara, kendi halindeki insanlara, ağaç ve yeşilliklere dokunulmaz, kabilinden ölçülere Batı'da rastlayamazsınız. ABD'de ise hiç bulunmaz. Bu insani ölçüler bize, bizim medeniyetimize aittir.
Bu sebeple ABD, BM'nin 'Uluslararası Ceza Mahkemesi' antlaşmasını imzalamaz, imzalayamaz.
Bu bağlamda ABD ve avanelerinden, Dünya ve Türkiye'nin dili oldukça yanmıştır.
Nitekim, İkinci Dünya Savaşı sonuna doğru ABD'nin güya yardım için konuşlandığı İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya'da bile, "Amerikan Yardımı" sırasında doğan milyonlarca "Amerikalı bebek" şimdi 45-50'li yaşlarını sürdürüyor ve sadece analarını tanıyorlar.
Dahası 1991'deki Körfez harekâtı sırasında İngiliz birlik komutanı tarafından tokatlandığı günlerce manşetlerden inmeyen Şemdinli Kaymakamı Erdoğan Ülker'in uğradığı densizlik ve Diyarbakır'da ABD'li bir yüzbaşının kendisinden daha üst bir rütbe taşıyan bir Türk subayını yine tokatlama olayları unutulmamalıdır.
Kendi milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için çırpınan Türkiye'nin, böylesi 'dokunulmaz coniler'e topraklarını açmasının izahı yapılamaz.
Bütün bu olup bitenler, muhtemel Irak operasyonunda 'ABD planlaması güdümünde olmayı' değil, bilakis 'bölgenin en stratejik devleti olma konumumuza ve tarihsel misyonumuzun ağırlığına uygun' biçimde kendi stratejilerimizi oluşturma gereğini kaçınılmaz kılmaktadır.
Bu cümleden olarak ben, Ankara'nın, Washington'un talep listesi arasında yer alan Malatya Erhaç Hava Üssünü, 'olası gelişmelere karşı milli ihtiyaçlar için kullanmak' amacıyla listeden çıkarmasını çok 'hayır'lı bir başlangıç olarak görüyor, devamını bekliyorum.
Anlaşılan ABD'nin bölgemize yönelik ihtirası, Ankara tarafından basiretle savuşturulamazsa, başımıza ardı arkası kesilmeyecek 'büyük musibetler' olarak patlayacak.
ABD, bir taraftan Washigton kumandalı Barzani ve Talabani'nin, Musul ve Kerkük'ü kollamak niyetindeki Türkiye'ye saldırabileceği şantajını yaparken, diğer yandan da NATO'ya Türkiye'nin koruma altına alınması ricasıyla, aslında 'Ankara'ya aba altından sopa göstermeye' devam ediyor. NATO'ya, Türkiye'yi ben de kurtaramam, siz de devre yapın, talebini ileterek, Ankara'nın muhtemel Musul ve Kerkük'ü koruma niyetini kursağında bırakmaya çalışıyor.
Bu konjonktürde Ankara'nın atması gereken öncelikli adım, Irak operasyonuna ilişkin planlamayı Washigton'un taleplerine göre değil, ağırlıklı olarak kendi strateji ve taktiklerine göre yapmaktır. Üslerin ve limanların kullandırılması meselesi de bu çerçevede yeniden şekillendirilmelidir.
Öte yandan Ankara'da, Irak'a müdahale konusunda güya BM'nin objektif(!) kararlarını gözetleme miskinliğine yatarak ABD'ye onay verenler var. Bunların da yapması gereken ilk iş, ABD'nin tanımadığı birtakım BM antlaşmalarını hatırlamak ve kendilerine hatırlatmaktır. Yani BM, gerektiği zaman ABD'nin kullandığı bir maşa olmaktan kurtarılmalıdır.
Nitekim, bölgemizdeki bu kaos sürecinde ABD'nin takmadığı BM antlaşmalarından en önemlisi, "Uluslararası Ceza Mahkemesi''ni kuran antlaşmadır. 1998 tarihindeki Roma Konferansı sonunda 120 Birleşmiş Milletler üyesinin imzaladığı antlaşma, 2002 Temmuz ayında yürürlüğe girecekti. Ancak W. Bush, daha önce Clinton'ın imzaladığı antlaşmadan çekildiğini BM'ler Genel Sekreteri'ne bildiriyor. Böylece ABD, politik liderlerinin ve askeri personelinin milli olmayan bir mahkemede yargılanabilmesi ihtimaline dahi imkan vermiyor. İşbu niyet bile, ABD'nin girişeceği muhtemel askeri operasyonlardaki 'hukuk ve ölçü tanımaz' tavrının çok önemli göstergesidir. Böyle kirli bir niyetle şekillenmiş bir savaşa ortak olmak, bize yakışmaz.
Haklı ve zaruri bir gerekçeden mahrum bir savaş olmaz; savaşta kadınlara, çocuklara, yaşlılara, kendi halindeki insanlara, ağaç ve yeşilliklere dokunulmaz, kabilinden ölçülere Batı'da rastlayamazsınız. ABD'de ise hiç bulunmaz. Bu insani ölçüler bize, bizim medeniyetimize aittir.
Bu sebeple ABD, BM'nin 'Uluslararası Ceza Mahkemesi' antlaşmasını imzalamaz, imzalayamaz.
Bu bağlamda ABD ve avanelerinden, Dünya ve Türkiye'nin dili oldukça yanmıştır.
Nitekim, İkinci Dünya Savaşı sonuna doğru ABD'nin güya yardım için konuşlandığı İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya'da bile, "Amerikan Yardımı" sırasında doğan milyonlarca "Amerikalı bebek" şimdi 45-50'li yaşlarını sürdürüyor ve sadece analarını tanıyorlar.
Dahası 1991'deki Körfez harekâtı sırasında İngiliz birlik komutanı tarafından tokatlandığı günlerce manşetlerden inmeyen Şemdinli Kaymakamı Erdoğan Ülker'in uğradığı densizlik ve Diyarbakır'da ABD'li bir yüzbaşının kendisinden daha üst bir rütbe taşıyan bir Türk subayını yine tokatlama olayları unutulmamalıdır.
Kendi milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için çırpınan Türkiye'nin, böylesi 'dokunulmaz coniler'e topraklarını açmasının izahı yapılamaz.
Bütün bu olup bitenler, muhtemel Irak operasyonunda 'ABD planlaması güdümünde olmayı' değil, bilakis 'bölgenin en stratejik devleti olma konumumuza ve tarihsel misyonumuzun ağırlığına uygun' biçimde kendi stratejilerimizi oluşturma gereğini kaçınılmaz kılmaktadır.
Bu cümleden olarak ben, Ankara'nın, Washington'un talep listesi arasında yer alan Malatya Erhaç Hava Üssünü, 'olası gelişmelere karşı milli ihtiyaçlar için kullanmak' amacıyla listeden çıkarmasını çok 'hayır'lı bir başlangıç olarak görüyor, devamını bekliyorum.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019