Bugün 27 Şubat? Dört yıl önce Rusya Parlamentosunda bir Türk evladının dünyayı ayağa kaldırdığı günün yıldönümü. Konuşması bittiğinde alkış sesleri yankılanmaya devam ediyordu. Dahası var: "Ne mutlu Türküm diyene" sözleri Duma Meclisi Başkan Yardımcısı, ateşli Rus milliyetçisi Viladimir Jirinovski'nin hançeresinden çıktığında alkış seslerinin yankılandığı binanın duvarlarını aşan heyecan dalgası Moskova semalarını sarmıştı çoktan.
Başka bir şey daha oldu ve de olmaya devam ediyordu; Duma'daki dalgalanma Rus halkının dilinde "Haydar Baş gibi düşünmek" deyimini adeta ilkeye dönüştürüyordu.
Başkaları Prof. Dr. Haydar Baş'ı bizden daha iyi tanıyordu.
Küre-i arzın temeline attığı MEM (Milli Ekonomi Modeli) projesiyle "dünyayı tersine çeviren lider" olarak tanımladığım bilge adam, devrimci lider Sayın Haydar Baş, Rusya Federasyonu Duma Meclisi'nde MEM tezini ispatladığında orada bulunma onurunu taşıyanlardan biri olarak tanık olduklarımı yazmaya çalışıyorum.
Tarihler 27 Şubat 2013'ü gösterdiğinde dünyanın önde gelen bilim insanlarının hayranlık ve şaşkınlıkla, kendi takdirlerinin de üstünde gördükleri tezi benimserken aslında dünya ekonomisinde yapısal dönüşüm ihtiyacının nasıl karşılanabileceğini de öğrenmiş oluyorlardı.
Bize gelince;
Türkiye ekonomisi son birkaç yıldır sıkıntılı bir gelişme gösterdi. 2015 yılında kriz sinyalleri veren ekonomimiz 2016'da tamamen krizin içine girdi. Kriz kelimesi kullanılmasına karşı çıkanlar olsa da dengesiz, olumsuz ve istenmeyen bir duruma geçiş olarak tanımlanabilecek ekonomik krizi yaşadığımızı söyleme cesaretini göstermemiz gerekmektedir.
Mali fotoğrafımıza baktığımızda:
Ekonominin barometresi çalışmıyor. Ekonomik büyümemizi sağlayamıyoruz. İstihdam oluşturamadığımız için işsizliğin artmasını önleyemiyoruz. Nitelikli insan gücümüz verimli ve etkin kullanılmıyor.
Oysa varlıklarımıza baktığımızda;
Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili, bereketli toprakları olan, dört iklimi doya doya yaşayan dünyanın en verimli alanlarındandır.
Çok değerli yer altı kaynaklarımız var.
80 milyon nüfusumuz ile yetişmiş insan gücüne sahibiz.
Olumlu kullanılması halinde kimseye nasip olmayacak jeopolitik öneme sahibiz.
Ülkemizin, sahip olduğu varlıklarla gelişmiş bir ekonomi olması çok zor değildir. Ama bunu sağlamak için akıl ve bilimle hareket etmemiz gerekiyor. Allah'ın (c.c.) bir lütfu olan kadim Anadolu topraklarında üretimi çoğaltarak ve en adil biçimde dağıtarak kullanmalıyız. Başkasının parası ile refah sağlamaya tenezzül etmemeliyiz.
Çözüm seçenekleri ne mi?
"Haydar Baş gibi düşünmek" deyimine kulak değil gönül verin yeter!
Başka bir şey daha oldu ve de olmaya devam ediyordu; Duma'daki dalgalanma Rus halkının dilinde "Haydar Baş gibi düşünmek" deyimini adeta ilkeye dönüştürüyordu.
Başkaları Prof. Dr. Haydar Baş'ı bizden daha iyi tanıyordu.
Küre-i arzın temeline attığı MEM (Milli Ekonomi Modeli) projesiyle "dünyayı tersine çeviren lider" olarak tanımladığım bilge adam, devrimci lider Sayın Haydar Baş, Rusya Federasyonu Duma Meclisi'nde MEM tezini ispatladığında orada bulunma onurunu taşıyanlardan biri olarak tanık olduklarımı yazmaya çalışıyorum.
Tarihler 27 Şubat 2013'ü gösterdiğinde dünyanın önde gelen bilim insanlarının hayranlık ve şaşkınlıkla, kendi takdirlerinin de üstünde gördükleri tezi benimserken aslında dünya ekonomisinde yapısal dönüşüm ihtiyacının nasıl karşılanabileceğini de öğrenmiş oluyorlardı.
Bize gelince;
Türkiye ekonomisi son birkaç yıldır sıkıntılı bir gelişme gösterdi. 2015 yılında kriz sinyalleri veren ekonomimiz 2016'da tamamen krizin içine girdi. Kriz kelimesi kullanılmasına karşı çıkanlar olsa da dengesiz, olumsuz ve istenmeyen bir duruma geçiş olarak tanımlanabilecek ekonomik krizi yaşadığımızı söyleme cesaretini göstermemiz gerekmektedir.
Mali fotoğrafımıza baktığımızda:
Ekonominin barometresi çalışmıyor. Ekonomik büyümemizi sağlayamıyoruz. İstihdam oluşturamadığımız için işsizliğin artmasını önleyemiyoruz. Nitelikli insan gücümüz verimli ve etkin kullanılmıyor.
Oysa varlıklarımıza baktığımızda;
Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili, bereketli toprakları olan, dört iklimi doya doya yaşayan dünyanın en verimli alanlarındandır.
Çok değerli yer altı kaynaklarımız var.
80 milyon nüfusumuz ile yetişmiş insan gücüne sahibiz.
Olumlu kullanılması halinde kimseye nasip olmayacak jeopolitik öneme sahibiz.
Ülkemizin, sahip olduğu varlıklarla gelişmiş bir ekonomi olması çok zor değildir. Ama bunu sağlamak için akıl ve bilimle hareket etmemiz gerekiyor. Allah'ın (c.c.) bir lütfu olan kadim Anadolu topraklarında üretimi çoğaltarak ve en adil biçimde dağıtarak kullanmalıyız. Başkasının parası ile refah sağlamaya tenezzül etmemeliyiz.
Çözüm seçenekleri ne mi?
"Haydar Baş gibi düşünmek" deyimine kulak değil gönül verin yeter!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023