İnsanın tarifini beşerin kendi elindeki güçle, takatle yapması zor belki de imkânsızdır.
Çünkü insan görünen dış kalıbının dışında çok daha ötelerde bir mana, bir anlam taşımaktadır. İnsana bu anlamı veren, bu asaleti, bu şerefi veren Cenab-ı Hak'tır. Cenab-ı Hak'tan ikram edilen bu ilahi muhabbetti nasıl açıklayabiliriz ki? Sadece duyulan zevkle bunu hissedebiliriz. Allah (c.c)'ın insandaki bu tecellilerini hangi zekâ ihata edebilir ki, çözümleyip anlaya bilir ki?
Belki insandaki bu güzelliği tarif etmek çok da mümkün değildir ama bu güzelliği, bu asaleti korumak, muhafaza etmek mümkündür. İnsandaki bu şerefi, asaleti koruyacak müessese ise ahlaktır. Bütün ilahi fermanların gayesi insanı ahlaklı kılmak için gelmiştir.
Ahlak bir hal ilmidir, anlatılmaz ancak yaşanır. Bu ilmi giyinemeyenler çok zavallı bir duruma düşerler.
Ahlakın gayesi insanın gönlünü temiz kılmaktır. Bakın Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli bu durumu nasıl güzel ifade ediyor; "Kâinattaki cennetin insandaki karşılığı, temizlenmiş gönüldür." İnsanın cennet gönüllü olması da ancak nebevi güzel ahlak sahibi olmasıyla mümkündür.
İnsanda ki bu şerefi, asaleti bozmanın, insanı ayağa düşürmenin yolu ahlakı insandan koparmaktır. Bunun en kestirme yolu da insanlığı benlik davasına düşürmektir. Benlik davasına düşenler de çok zavallı bir hale duçar olurlar.
İşte insanın bu benlik çukuruna yuvarlanmasını önleyen, insanı kurtaran, insanı israf etmeyen, insanı insan kılan kurumun adı ahlaktır.
Nice, ben akıllıyım diye caka satanlar bu ahlaksızlık çukuruna düşmüştür. Pek çoğu, 'aklım hâkimimdir, vicdanım amirimdir' diyenler bu benlik girdabına kapılıp perişan olmuştur.
Hakk'ın insana verdiği kıymete namus denir. İnsan bu dünyada her payeyi elde edebilir ama en büyük paye insan olarak, onurlu, şerefli bir insan olarak bu hayatı tamamlamaktır.
Hakk'ın kuluna lütfettiği, verdiği bu kıymetli değerin muhafazasını ancak güzel ahlak ile koruya biliriz.
İnsanı güzel kılan aslında Hakk'ın insandaki görünümüdür. Bu tecellilerin muhatabı kalptir. Eğer kalbi bu tecellilere hazır hale getirip, hakkı bir mana olarak yaşayabilirsek sen de, ben de hak gözükür.
Ahlak işte bu manayı koruyan zırhtır. Bu manayı gizleyeceksin, koruyacaksın. İşte bu korunana namus diyoruz.
İmam Ali Efendimiz şöyle buyurur; "Hayâ bir damla, hem de manevi bir damla. Düştü mü ölür."
Resulü Ekrem'in şu emri fermanı da aslında bizi tir tir titretmesi gerekiyor; "Utanmadıktan sonra istediğini yap." Ne ağır bir ihtar değil mi?
İnsan önce kendinden utanmalı, kendinden utanmayıp ondan bundan utanmak hayâ değildir.
Sendeki güzelliklerin bir sahibi var. Sen aslında sendeki güzelliklerin sahibiyle sensin.
Önce ona karşı edepli olmak gerekir, önce ondan utanmak gerekir. Bu hal işte insanı güzelleştirir.
Güzeller güzelinin sen bir gölgesisin. O güzeller güzeli olan Cenab-ı Hak senden bir çekilsin, sen sadece bir kadavra olarak kalırsın.
Bu cesedi de kimse uzun süre yanında tutamaz hemen toprağın bağrına vermek ister.
Demek ki bütün güzelliklerin kaynağı Cenab-ı Hakk'ın esmalarının sendeki tecellileridir.
O tecellilerin muhafaza edilmesi aslında namusun, şerefin muhafaza edilmesidir.
Onun yolunda ahlak ile ahlaklı olmakla olmaktadır. Ne mutlu o ahlak sahiplerine. O tevhid-i ahlakın şuurunda olup onu yaşatıp yaşayanlara ne mutlu. Onlara selam olsun.
Huzurlu kalbin sahibi olanlara şöyle bir baktığımızda onların huzurunun ve bitmeyen mutluluklarının esas kaynağı ne servetleri ne çok yüksek rütbelere, masalara, makamlara sahip olmalarından kaynaklanıyor. Onların huzuru ve mutluluklarının kaynağının sebebi; kendi benliklerini Hakk'a satmalarının bir sonucu olarak Allah (c.c)'ın onlara bir ikramıdır.
İşte bu incelikleri bize ahlak anlatır, ahlak öğretir. Ahlak insanı güzelleştirir, tatlandırır. İnsanı katılıktan, kartlıktan, korukluktan kurtarır.
Hamdım, piştim, yandım elhamdülillah sürecini her insan tamamlayabilir. Ancak bu sürecin netice vermesi için sendeki beni Hakk'a vermek gerekiyor. O vakit edeple, hayâ ile yürür ve yol alırız. Böylece kendimizi de nesillerimizi de kurtarırız.
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025






























































































