Bilindiği gibi Nuh Tufanında Peygamberin sesine kulak verenler gemiye kaçmış, omuz verenler ise gemiden kaçmışlardı.
Göz sahibi, kulak sahibi ve gönül sahibi insana yaraşan ve yakışan odur ki özellikle Peygamberlerin çağrısına kulak versin, gönül versin, dikkatle dinlesin ve gereğini yapsın.
Davete kulak vermek yerine omuz vermek ve sırtını dönmek elbette nasipsizliğin en büyüğü.
"Sonra Nûh şöyle devam etti: Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum." (Nuh: 5-9).
Normal şartlarda Peygamberin daveti karşısında parmakları ile kulaklarını tıkayanlar, elbiseleri ile yüzlerini kapayanlar, "Gemiye binin" çağrısını da haliyle kale almadılar, alaya aldılar ve helak oldular.
Son elçi, son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamın; "Ehl-i Beyt'im Nuh'un gemisi gibidir, binen kurtulur yüz çeviren helak olur" şeklindeki uyarısı karşısında ümmetinin büyük çoğunluğunun tavrı ne yazık ki Nuh kavminin talihsiz tavrından farksız bir vaziyette.
Asırlardan beridir ki gemiden kaçış moda halinde devam etmiş gelmiş.
Peygamber dilinde Nuh'un gemisi olarak tanımlanan Ehl-i Beyt mensupları yaşarken hangi haksızlıklara ve zulümlere ve dahi ölümlere maruz kalmışlarsa sevenleri de sonraki asırlarda aynı baskılara maruz kalmışlar.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz şu zaman diliminde İslam coğrafyası fitne-fesat, zulüm-katliam, yalan-talan açısından tam bir Nuh tufanını yaşadığı halde Nuh Peygamberin oğlu gibi gemiye gelmemekte direnip duruyor ve hem zaman hem de sürekli kan kaybediyor.
"Sonunda buyruğumuz gelip tandırda sular kaynamaya başlayınca, 'Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve inananları gemiye bindir' dedik. Ancak, pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Nûh, 'Gemiye binin, onun yürümesi ve durması Allah'ın adıyladır; doğrusu, Rabbim bağışlayandır; merhamet edendir' dedi.
Gemi dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken Nûh, bir kenarda ayrı kalmış oğluna, 'Ey yavrucuğum! Bizimle beraber sen de gemiye bin, inkârcılarla beraber olma' diye seslendi.
Oğlu, 'Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır' deyince, Nuh, 'Bugün Allah'ın buyruğundan O'nun acıdıkları dışında kurtulacak yoktur' dedi. Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı." (Hud: 40-43).
Bugün Nuh tufanı gibi nice tufanlarla boğuşan, ayakta kalmaya çalışan İslam alemi Nuh'un gemisi mesabesindeki Ehl-i Beyt gemisine mesafeli durdukça, uzak kaldıkça yaşadığı tehlikeler günden güne artıyor ve daha da içinden çıkılmaz hal alıyor.
Gemiye kaçmak yerine, gemiden kaçmak modası ne yazık ki daha nice nesillerin mahvına sebep olacak gibi.
Nice basiretler niyaz ediyoruz.
Göz sahibi, kulak sahibi ve gönül sahibi insana yaraşan ve yakışan odur ki özellikle Peygamberlerin çağrısına kulak versin, gönül versin, dikkatle dinlesin ve gereğini yapsın.
Davete kulak vermek yerine omuz vermek ve sırtını dönmek elbette nasipsizliğin en büyüğü.
"Sonra Nûh şöyle devam etti: Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum." (Nuh: 5-9).
Normal şartlarda Peygamberin daveti karşısında parmakları ile kulaklarını tıkayanlar, elbiseleri ile yüzlerini kapayanlar, "Gemiye binin" çağrısını da haliyle kale almadılar, alaya aldılar ve helak oldular.
Son elçi, son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamın; "Ehl-i Beyt'im Nuh'un gemisi gibidir, binen kurtulur yüz çeviren helak olur" şeklindeki uyarısı karşısında ümmetinin büyük çoğunluğunun tavrı ne yazık ki Nuh kavminin talihsiz tavrından farksız bir vaziyette.
Asırlardan beridir ki gemiden kaçış moda halinde devam etmiş gelmiş.
Peygamber dilinde Nuh'un gemisi olarak tanımlanan Ehl-i Beyt mensupları yaşarken hangi haksızlıklara ve zulümlere ve dahi ölümlere maruz kalmışlarsa sevenleri de sonraki asırlarda aynı baskılara maruz kalmışlar.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz şu zaman diliminde İslam coğrafyası fitne-fesat, zulüm-katliam, yalan-talan açısından tam bir Nuh tufanını yaşadığı halde Nuh Peygamberin oğlu gibi gemiye gelmemekte direnip duruyor ve hem zaman hem de sürekli kan kaybediyor.
"Sonunda buyruğumuz gelip tandırda sular kaynamaya başlayınca, 'Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve inananları gemiye bindir' dedik. Ancak, pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Nûh, 'Gemiye binin, onun yürümesi ve durması Allah'ın adıyladır; doğrusu, Rabbim bağışlayandır; merhamet edendir' dedi.
Gemi dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken Nûh, bir kenarda ayrı kalmış oğluna, 'Ey yavrucuğum! Bizimle beraber sen de gemiye bin, inkârcılarla beraber olma' diye seslendi.
Oğlu, 'Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır' deyince, Nuh, 'Bugün Allah'ın buyruğundan O'nun acıdıkları dışında kurtulacak yoktur' dedi. Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı." (Hud: 40-43).
Bugün Nuh tufanı gibi nice tufanlarla boğuşan, ayakta kalmaya çalışan İslam alemi Nuh'un gemisi mesabesindeki Ehl-i Beyt gemisine mesafeli durdukça, uzak kaldıkça yaşadığı tehlikeler günden güne artıyor ve daha da içinden çıkılmaz hal alıyor.
Gemiye kaçmak yerine, gemiden kaçmak modası ne yazık ki daha nice nesillerin mahvına sebep olacak gibi.
Nice basiretler niyaz ediyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- İktidara düşen… / 22.04.2025
- Yaşadıklarımızın resmidir / 21.04.2025
- Vefatının beşinci yıl dönümünde Haydar Baş tüm yurtta anılıyor / 15.04.2025
- Mevcut manzara seni üzmüyorsa… / 11.04.2025
- Yorgun / 08.04.2025
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Yaşadıklarımızın resmidir / 21.04.2025
- Vefatının beşinci yıl dönümünde Haydar Baş tüm yurtta anılıyor / 15.04.2025
- Mevcut manzara seni üzmüyorsa… / 11.04.2025
- Yorgun / 08.04.2025
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025