Bir tespit yaparken buna dayanak olarak mutlaka bir bilimsel arka planın olması zaruridir.
Yoksa ben öyle düşünüyorum veya zannediyorum ile olmaz bu işler Mehmet Beycim.
Ekonominin nasıl ayağa kaldırılacağını İngilizler bize öğretecek öyle mi!
Amerika'dan getirilen MB Başkanı biliyor da bize öğretecek, öyle mi sanıyorsunuz!
Veya bütün bunları organize eden şemanın başındaki iktidar her şeyi biliyor zannediyorsunuz öyle mi!
Yanıla yanıla elimizdeki vatan toprağından olacağız ama siz yine de bunların, "Vardır bir bildikleri" diyorsanız, size de denecek hiç bir şey kalmadı demektir.
Beni en çok hayrete düşüren mevcut iktidara alternatif olarak ortalık yerde gezinen muhalefetin tavrı ve açıklamalarıdır.
Mehmet Şimşek ve MB Başkanı Hanımefendi'nin transfer edilmesine iktidardan daha fazla alkış tutan muhalefet oldu.
Neden biliyor musunuz?… Çünkü muhalefetin de ekonomiye dair argümanları iktidarın ki ile aynı da ondan.
Çözüm adına ileri sürdükleri ve adeta koro halinde söyledikleri şey şu:
"Faizleri neden düşürüyorsunuz."
"Dövizin inmesi veya kontrol altına alınması için, faizlerin yukarı eğimli çıkarılması kaçınılmazdır."
"Faizleri indirirseniz, dışarıdan gelecek sıcak paranın önünü kesmiş olursunuz."
Daha çok sayıda böyle zırvalamalar var da gerek yok.
Bu kadar akılsız ve ekonomiden bihaber muhalefet olduktan sonra, iktidar neden ve nasıl değişsin ki…
Ben size tam yeri gelmişken tek bir cümle ile işin çıkış noktasını ve tek çözüm adresini ifade edeyim.
Ekonomi üzerine Türkiye ve dünyada yazılmış olan tek bir bilimsel tez vardır.
Bu tezin adı; Prof. Dr. Haydar Baş'a ait olan, Milli Ekonomi Modeli'dir. Nokta...
Bu tezi bilmeyen, okumayan, anlamayan hiç bir Allah kulunun ekonomiye dair söyleyebileceği gerçek manası ile tek bir cümlesi olamaz. Nokta...
Gelelim neden faiz çıkarsa döviz inmez gerçeğine.
Aslında her şey, Atatürk'ün aramızdan ayrılması ile başladı.
İnönü'den günümüze kadar tüm iktidarların uyguladığı sistemin adı, Kapitalizmdir.
Bu sistemi dünyada en vahşi şekilde uygulayan, Türkiye olmuştur!
Hikâye daha çok 1980'li yıllardan itibaren bizim için söz konusu olmuştur.
1980 ihtilali veya darbesi, o tarihe kadar mevcut olan iktidarların ekonomiye dair direnç gösterdiği alanların ortadan kaldırılması için tezgâhlanmıştır.
Tıpkı 28 Şubat'ın müjdelediği iktidar kurgusunda olduğu gibi!
O tarihe kadar varlığını bir şekilde sürdüren devletçi yaklaşım veya karma ekonomi politikaları, küresel çetelerin pek işine yaramıyordu.
İstedikleri özelleştirmelere ve dövizin serbest kalmasına olanak sağlayacak düzenlemelere gidilemiyordu.
Özellikle de sabit kur rejimi 1980'li yıllara kadar uygulanan bir döviz kuru sistemi olmuştur.
Fakat bu durum, 90'li yıllar sonrasında kademeli olarak değişmiş ve serbest yani dalgalı kur rejimine geçilmiştir. Özellikle 2001'deki ekonomi krizi sonrası Türkiye dalgalı kur sistemine geçmiştir.
24 Ocak 1980 kararları, Türkiye'de en geniş toplumsal kesimlere karşı en kapsamlı saldırı planı olarak tarihe geçti.
12 Eylül darbesi sonrasında kesintisiz biçimde uygulamaya konulan 24 Ocak Kararları, 1978'de IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası sermaye örgütlerinin Türkiye'den taleplerini formüle ediyordu.
Kararlar Türkiye'yi uluslararası sermayeye açarken, yerli sermayeyi de 'piyasa serbestliği' adına, emeğe karşı güçlendirilmeyi amaçlıyordu ve öyle de oldu.
O dönem uluslararası sermaye örgütlerinin Türkiye'den talepleri, "KİT'lerin sübvanse edilmesine son verilmesi, reel ücretlerin düşürülmesi, sıkı para politikalarıyla enflasyonun kontrol altına alınması, devalüasyon yapılarak ihracata yönelik bir birikim modelinin önünün açılması, yatırıma ayrılan kaynakların azaltılarak büyüme hızının aşağı çekilmesi" olarak sıralanırken, bu talepler 24 Ocak Kararlarına, "Ekonominin liberalizasyonu adına ithalat kotaların adım adım kaldırılması, ağır sanayi ve temel mallara dönük kamu yatırımlarının giderek tasfiyesi, temel mallar üzerindeki sübvansiyonların kaldırılması, yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi, kâr transferinin kolaylaştırılması, Kamu İktisadi Teşekkülleri'nin özelleştirilmesinin hedeflenmesi, iç talebin daraltılması, dış ticaretin serbestleşmesi" olarak tercüme ediliyordu.
Şimdi tüm bu gerçeklerden sonra siz sadece faizin yükseltilmesi ile dövizin ineceğini veya sabitleneceğini söylemeye devam ediyorsanız, benim de susmaktan başka yapabileceğim tek bir şey olamaz.
Ama söz konusu Türkiye'dir.
Bu vatanı bize emanet eden aziz Atatürk'ün hatırasına ihanet edemeyiz.
Susmayacağız ve gerçekleri daima demokratik hak ve hukuk çerçevesinde haykırmaya devam edeceğiz.
Bu sistemden tümüyle vazgeçilmezse, ne faizin çıkması çözüm olur, ne de enflasyon bir gıdım düşer ve ne de, dövizi elde tutabilirsiniz.
Bu konu çok gitmeyecek ve göreceksiniz, Türkiye açısından bir Milli Güvenlik sorunu haline dönüşecektir.
O takdirde sorumlu olanların ağlamaya veya mağdur edebiyatı yapmaya hiç bir hakları da kalmayacaktır.
Son bir söz:
CHP artık Atatürk'ün CHP'si olmaktan çıkmış, küresel aktörlerin yedek oyuncusu haline dönüştürülmüştür.
CHP'nin tabanı ise, bugünkü CHP'den en çok şikâyet eden kesimin başında gelmektedir.
İYİ Parti'de ise kafalar bir hayli karışıktır.
Bana sorarsanız Türkiye'nin kurtuluşunun formülü şudur: Atatürk ve Cumhuriyet konusunda şüphesi olmayanlar mutlaka bir araya gelerek, büyük bir merkez siyaseti inşa etmelidir.
Atatürk Nutuk'ta neleri söylemiş ve işaret etmişse, o yol izlenmelidir.
Türkiye'nin tek şansı budur bence.
- “Kürt sorunu” ifadesi ‘SEVR’ in ürünüdür! / 02.04.2025
- TÜRK milletine ters kelepçe! / 01.04.2025
- Türkler Ehl-i Beyt ile akrabadır / 31.03.2025
- Türk’ler Ehl-i Beyt İslam’ını kabul etmiştir / 30.03.2025
- İktidar çok tehlikeli oynuyor! / 26.03.2025
- Suriye için tek çözüm: Atatürk modeli / 25.03.2025
- Ne ekersen onu biçersin! / 24.03.2025
- Muhalefete tarihi görev: TEK ÇATI altında birleşin / 23.03.2025
- Türkiye’de sadece TÜRK’ler vardır! / 19.03.2025