Malumunuz Türkiye geçtiğimiz ayın 15'ini 16'sına bağlayan gecede sarsıcı bir olay yaşadı. Bu ülkenin ilk defa meclisi bombalandı. İlk defa halkına böylesine ateş edildi. İlk defa meydanların, köprülerin isimlerine verilecek kadar kahramanlığın bir arada yapıldığı bir gece yaşandı. Allah bir ikincisini göstermesin!
Tabi bu kadar olay yaşanırken, hepimizin içinde köpüren duygular oldu. Mesela ben milletimizi bu kadar istekli ve cesur şekilde meydanlarda görünce gurur duydum. Siyasilerin soğukkanlı ve yatıştırıcı tavırlarını görünce takdir ettim. Meclise ve halka ateş eden helikopterler görünce öfkelendim. 20 yaşında ne olduğundan habersiz Mehmetçiklerin acımasızca ve yargılanmadan dövüldüğünü görünce hüzünlendim, gözlerim doldu.
Olayın soğumasıyla beraber gittikçe berraklaşan zihinlerimiz, halkın nabzını ölçmek ve bazı siyasilerin yaptığı yanlışları görmek bakımından daha da netleşti. Şuan yaşanan tüm bu güzel tabloların, demokrasi nöbetlerinin, mitinglerin, birliğin, beraberliğin yanında maalesef bir de acı gerçekler var.
Sokaktaki, kahvedeki, pazar yerindeki veya esnafın içindeki ?anlayacağınız halkın içine karışmış- bazı insanların kendilerini tutamayıp içlerindeki "Mehmetçik kinini" dışarı kusmalarıyla, bu insanlara -maalesef- 'büyük adamdır ne dese doğrudur' mantığıyla bakan kitlelerde bir asker düşmanlığı görülmeye başlandı. Girdiğim esnafta, bindiğim dolmuşta, oturduğum çay bahçesinde 10 kişiden 3'ü 4'ü TSK aleyhine konuşuyor. Öyle ki bazıları 'bunların tamamını yakacaksın, asacaksın, süreceksin' şeklinde ifadeler kullanabilecek kadar ileri gidiyor.
Sokaktaki vatandaşa lafım yok, o, bu asker düşmanı provokatörlerin zehirli fikirlerinden etkileniyor. Eğer, bu ordu düşmanı hainlere fırsat verilmezse ve siyasiler tarafından ordu-millet kardeşliğinin altı 'tekrar tekrar' çizilirse herkes bilinçlenmiş olur.
Tamam, FETÖ'cüleri ayıklayıp, gerekeni yapacağız ama TSK'nın tamamına olan bu düşmanlık niye? Sanki bu işe TSK kalkışmış gibi, 'hazır millet gergin, kusacağımızı kusalım' mantığıyla depara kalkan bu soytarıları iyi tespit etmek ve dediklerini ciddiye almamak hatta protesto ederek planlarını başlarına yıkmak bizim yani halkın bir görevidir.
Mehmetçik bizim can ve namus emniyetimizdir, ordu peygamber ocağıdır, asker milletin kardeşidir, millet gerektiği yerde askerdir. Biri et ise diğeri tırnaktır! Asıl düşman olan ve 'sürülmesi' gerekenler ise asker ile milletin arasını açarak kaos ortamı oluşturmak isteyen vatan haini soytarılardır. Milletimiz, sokaklarda, meydanlarda, şehitler vererek kazandığı bu demokrasi zaferini, provokatörleri dinleyip kaybetmemelidir.
Bunun yanında bir de 'biz bu FETÖ'yü zamanında göremedik, kusurumuza bakmayın' diye savunma yapan bir grup var. 'Kardeşim sen ahmak mısın?' derler adama ki onlar da zaten 'isterseniz ahmak deyin' diyor. Madem bu kadar ahmaksın, devletin makamını ne diye işgal ediyorsun? Bunlar dedikleri gibi sadece ahmak da değiller, doğru söyleyeni işitme ve görme problemleri de mevcut.
Yaklaşık 20 yıldan bu yana Fethullah Gülen hakkında uyarılar yapan bir insan var ki o da Prof. Dr. Haydar Baş'tır. O zamanlar, ona ve kadrolarına 'siz bu adamı, cemaatini kıskandığınızdan böyle söylüyorsunuz' diyenler emin olun ki bugün sağda solda 'asker düşmanlığı' fitnesini yaymaya çalışanlardır. Yani ister yeşil ister sarı ister siyah olsun yılan aynı yılan. Vatandaş olarak bizim 'siyasetten' beklentimiz ise, dün de bugün de doğruyu söyleyen, hakikati milletten gizlemeyen, kimin ne olduğunu cam gibi ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş'ı dinleyip, onunla yönlenerek doğru adımlar atmalarıdır.
Tabi bu kadar olay yaşanırken, hepimizin içinde köpüren duygular oldu. Mesela ben milletimizi bu kadar istekli ve cesur şekilde meydanlarda görünce gurur duydum. Siyasilerin soğukkanlı ve yatıştırıcı tavırlarını görünce takdir ettim. Meclise ve halka ateş eden helikopterler görünce öfkelendim. 20 yaşında ne olduğundan habersiz Mehmetçiklerin acımasızca ve yargılanmadan dövüldüğünü görünce hüzünlendim, gözlerim doldu.
Olayın soğumasıyla beraber gittikçe berraklaşan zihinlerimiz, halkın nabzını ölçmek ve bazı siyasilerin yaptığı yanlışları görmek bakımından daha da netleşti. Şuan yaşanan tüm bu güzel tabloların, demokrasi nöbetlerinin, mitinglerin, birliğin, beraberliğin yanında maalesef bir de acı gerçekler var.
Sokaktaki, kahvedeki, pazar yerindeki veya esnafın içindeki ?anlayacağınız halkın içine karışmış- bazı insanların kendilerini tutamayıp içlerindeki "Mehmetçik kinini" dışarı kusmalarıyla, bu insanlara -maalesef- 'büyük adamdır ne dese doğrudur' mantığıyla bakan kitlelerde bir asker düşmanlığı görülmeye başlandı. Girdiğim esnafta, bindiğim dolmuşta, oturduğum çay bahçesinde 10 kişiden 3'ü 4'ü TSK aleyhine konuşuyor. Öyle ki bazıları 'bunların tamamını yakacaksın, asacaksın, süreceksin' şeklinde ifadeler kullanabilecek kadar ileri gidiyor.
Sokaktaki vatandaşa lafım yok, o, bu asker düşmanı provokatörlerin zehirli fikirlerinden etkileniyor. Eğer, bu ordu düşmanı hainlere fırsat verilmezse ve siyasiler tarafından ordu-millet kardeşliğinin altı 'tekrar tekrar' çizilirse herkes bilinçlenmiş olur.
Tamam, FETÖ'cüleri ayıklayıp, gerekeni yapacağız ama TSK'nın tamamına olan bu düşmanlık niye? Sanki bu işe TSK kalkışmış gibi, 'hazır millet gergin, kusacağımızı kusalım' mantığıyla depara kalkan bu soytarıları iyi tespit etmek ve dediklerini ciddiye almamak hatta protesto ederek planlarını başlarına yıkmak bizim yani halkın bir görevidir.
Mehmetçik bizim can ve namus emniyetimizdir, ordu peygamber ocağıdır, asker milletin kardeşidir, millet gerektiği yerde askerdir. Biri et ise diğeri tırnaktır! Asıl düşman olan ve 'sürülmesi' gerekenler ise asker ile milletin arasını açarak kaos ortamı oluşturmak isteyen vatan haini soytarılardır. Milletimiz, sokaklarda, meydanlarda, şehitler vererek kazandığı bu demokrasi zaferini, provokatörleri dinleyip kaybetmemelidir.
Bunun yanında bir de 'biz bu FETÖ'yü zamanında göremedik, kusurumuza bakmayın' diye savunma yapan bir grup var. 'Kardeşim sen ahmak mısın?' derler adama ki onlar da zaten 'isterseniz ahmak deyin' diyor. Madem bu kadar ahmaksın, devletin makamını ne diye işgal ediyorsun? Bunlar dedikleri gibi sadece ahmak da değiller, doğru söyleyeni işitme ve görme problemleri de mevcut.
Yaklaşık 20 yıldan bu yana Fethullah Gülen hakkında uyarılar yapan bir insan var ki o da Prof. Dr. Haydar Baş'tır. O zamanlar, ona ve kadrolarına 'siz bu adamı, cemaatini kıskandığınızdan böyle söylüyorsunuz' diyenler emin olun ki bugün sağda solda 'asker düşmanlığı' fitnesini yaymaya çalışanlardır. Yani ister yeşil ister sarı ister siyah olsun yılan aynı yılan. Vatandaş olarak bizim 'siyasetten' beklentimiz ise, dün de bugün de doğruyu söyleyen, hakikati milletten gizlemeyen, kimin ne olduğunu cam gibi ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş'ı dinleyip, onunla yönlenerek doğru adımlar atmalarıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Haydar Bektaş / diğer yazıları
- Süleymani’nin ardından / 10.01.2020
- Sorunların çözümü / 28.12.2019
- Atatürk ilkeleri ve MEM / 15.10.2019
- Hukukçu enflasyonu / 02.07.2019
- Güzel günler / 20.04.2019
- Çileli günler / 18.04.2019
- Bir salonda Türkiye / 02.03.2019
- Bir müzik dehası / 27.01.2019
- İfade özgürlüğü üzerine / 24.11.2018
- Can sıkıcı bir yazı / 21.10.2018
- Sorunların çözümü / 28.12.2019
- Atatürk ilkeleri ve MEM / 15.10.2019
- Hukukçu enflasyonu / 02.07.2019
- Güzel günler / 20.04.2019
- Çileli günler / 18.04.2019
- Bir salonda Türkiye / 02.03.2019
- Bir müzik dehası / 27.01.2019
- İfade özgürlüğü üzerine / 24.11.2018
- Can sıkıcı bir yazı / 21.10.2018