Bizzat Tayyip Erdoğan'ın şikâyeti üzerine Sulh Ceza Hâkimi kararıyla tutuklanan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül serbest bırakıldı. Tutukluluğu sona erdiren karar Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) çıktı. Ama ne çıkış? AYM kararı, hukuk kabadayılarının topuna birden ders veriyordu.
Neydi o hukuka kafa tutmalar! AKP tayfasının hukuk (hukuksuzluk) manzaraları bin odalı sarayın binbir gece masalları gibiydi. Sarayın kendisi bile hukuka aykırıydı. Kaymakamlara "mevzuatı (yasaları) bir kenara bırakın" diyen Cumhurbaşkanı, sarayının inşaatında imar mevzuatını bir kenara bırakarak örnek(!) olmuştu zaten.
İş imar mevzuatında kalsaydı iyiydi de, gelip anayasaya dayanmaz mı!? Çık işin içinden. Hukuk tanımazlığın boyutu anayasa ve rejimi de aşmıştı. Erken seçim olup olmayacağı, anayasa değişikliği ya da başkanlık(!) sisteminin ya da her ikisinin referanduma sunulup sunulmayacağı, Meclis'in yetki alanında kalmasına aldırmayarak, bu hususlarda saray sözcüsü hayli kalın talimatlar yağdırıyordu.
Hukukun adalet zemini yerine siyaset zemininde yargıyı sürdürdüğü, siyasal iktidarın tekerine çomak sokan hâkim ve savcıların cezalandırıldığı, kumpasların cirit attığı bir ortamda, tam da umutlar tükenmişken, anayasal yargıda birilerine dur diyecek kımıldamanın görülmesi, nasıl okunmalı?
Nasıl okunursa okunsun da, tüm baskı, korku ve tehditlere göğüs gererek anayasal hak ve özgürlüklerin teminatının yargıdaki bekçisiyim, diyebilmiştir AYM.
Gönül isterdi ki, milletin iradesini sakatlayan, siyasal hak ve özgürlüklerin önündeki baraj (%10 seçim barajı) için de hakların teminatı olduğunu gösterebilseydi. Bu konuda AYM, baraj işi yasamayı ilgilendirir, diyerek topa girmezken, görmezden geldiği husus şuydu: AYM'den istenen, seçim yasasını değiştir talebi değildi; bu yasanın uygulanması nedeniyle seçme ve seçilme hakkının ihlâl edildiğinin tespit edilmesi idi.
Nasıl ki, tutuklu gazetecilerin kişi güvenliği, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü şeklindeki anayasal haklarının ihlâl edildiği tespit edilebiliyorsa, kişilerin anayasal haklarından olan siyasal hak ve özgürlüklerinin de seçim uygulamalarıyla ihlâl edildiği karara bağlanabilirdi.
Anayasa Yargısı ekseninde bireysel başvuru yoluyla, devletin anayasallaşması sağlanabilir.
Devletin anayasallaşması demek hukuk devleti demektir.
Anayasa Mahkemesi kişilerin temel hak ve özgürlüklerini siyasal iktidarın keyfi ve otoriter tutumlarına karşı koruma görevi olduğu kadar, anayasayı da, yargıyı da yasama organına karşı koruma görevi bulunmaktadır.
Yargının işlevini yerine getirebilmesi yürekli hukukçuların varlığına bağlıdır. Kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı devletin kimliği olarak anayasada belirtilmesi yetmez; kimliğin hayat bulması yazılmasından önemlidir.
Hak ve özgürlüklerin, yargı mensuplarının, muhalif düşüncelerin, siyasi hesaplaşmanın aracı haline getirilmek istenmesinin ülkeyi getirdiği durum bu iken, millet olarak bize düşen, hoyrat siyasete demokrat tokat atmaktır.
Neydi o hukuka kafa tutmalar! AKP tayfasının hukuk (hukuksuzluk) manzaraları bin odalı sarayın binbir gece masalları gibiydi. Sarayın kendisi bile hukuka aykırıydı. Kaymakamlara "mevzuatı (yasaları) bir kenara bırakın" diyen Cumhurbaşkanı, sarayının inşaatında imar mevzuatını bir kenara bırakarak örnek(!) olmuştu zaten.
İş imar mevzuatında kalsaydı iyiydi de, gelip anayasaya dayanmaz mı!? Çık işin içinden. Hukuk tanımazlığın boyutu anayasa ve rejimi de aşmıştı. Erken seçim olup olmayacağı, anayasa değişikliği ya da başkanlık(!) sisteminin ya da her ikisinin referanduma sunulup sunulmayacağı, Meclis'in yetki alanında kalmasına aldırmayarak, bu hususlarda saray sözcüsü hayli kalın talimatlar yağdırıyordu.
Hukukun adalet zemini yerine siyaset zemininde yargıyı sürdürdüğü, siyasal iktidarın tekerine çomak sokan hâkim ve savcıların cezalandırıldığı, kumpasların cirit attığı bir ortamda, tam da umutlar tükenmişken, anayasal yargıda birilerine dur diyecek kımıldamanın görülmesi, nasıl okunmalı?
Nasıl okunursa okunsun da, tüm baskı, korku ve tehditlere göğüs gererek anayasal hak ve özgürlüklerin teminatının yargıdaki bekçisiyim, diyebilmiştir AYM.
Gönül isterdi ki, milletin iradesini sakatlayan, siyasal hak ve özgürlüklerin önündeki baraj (%10 seçim barajı) için de hakların teminatı olduğunu gösterebilseydi. Bu konuda AYM, baraj işi yasamayı ilgilendirir, diyerek topa girmezken, görmezden geldiği husus şuydu: AYM'den istenen, seçim yasasını değiştir talebi değildi; bu yasanın uygulanması nedeniyle seçme ve seçilme hakkının ihlâl edildiğinin tespit edilmesi idi.
Nasıl ki, tutuklu gazetecilerin kişi güvenliği, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü şeklindeki anayasal haklarının ihlâl edildiği tespit edilebiliyorsa, kişilerin anayasal haklarından olan siyasal hak ve özgürlüklerinin de seçim uygulamalarıyla ihlâl edildiği karara bağlanabilirdi.
Anayasa Yargısı ekseninde bireysel başvuru yoluyla, devletin anayasallaşması sağlanabilir.
Devletin anayasallaşması demek hukuk devleti demektir.
Anayasa Mahkemesi kişilerin temel hak ve özgürlüklerini siyasal iktidarın keyfi ve otoriter tutumlarına karşı koruma görevi olduğu kadar, anayasayı da, yargıyı da yasama organına karşı koruma görevi bulunmaktadır.
Yargının işlevini yerine getirebilmesi yürekli hukukçuların varlığına bağlıdır. Kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı devletin kimliği olarak anayasada belirtilmesi yetmez; kimliğin hayat bulması yazılmasından önemlidir.
Hak ve özgürlüklerin, yargı mensuplarının, muhalif düşüncelerin, siyasi hesaplaşmanın aracı haline getirilmek istenmesinin ülkeyi getirdiği durum bu iken, millet olarak bize düşen, hoyrat siyasete demokrat tokat atmaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023

































































































