Bilindiği gibi dolar, uluslararası para birimi haline geldi. Bir bakıma ABD'nin gücü, doların gücü demektir. Bu fiili duruma baş kaldıran bir tek Avrupa Birliği olmuştur. Avrupa Birliği euro ile Amerika'ya parasal, daha doğrusu ekonomik savaş açtı. Avrupa Birliği, Sovyet tehdidi ortadan kalktığı günden itibaren, ABD'nin karşısına sadece ekonomik alanda değil, her alanda rakip çıkmaya başladı. Örneğin Güvenlik ve Savunma Kimliği adı altında yapılan çalışmalar, ABD'nin Avrupa'dan tamamen dışlamasına yöneliktir.
Türkiye, bütün gelişmelerde ve konumuz olan dolar ve euro savaşında hangi cephede yer alıyor. Anlayana aşk olsun. Hükümet, takas sistemini getirerek iç borçlanmayı dahi dolarla yapıyor. Bu duruma bakarsanız, hükümetin dolar ve euro savaşında dolar cephesinde yer aldığına hükmedersiniz. Ardından aynı hükümetin, Avrupa Birliği'ne girmek için verdiği tavizlere bakınca şaşırır kalırısınız. Aslında yapılanları taviz olarak nitelendirmek de mümkün değil. Anayasanın 6. maddesini değiştirerek, millete sormadan egemenliği Avrupa Birliği'ne devretmeyi istemek, tavizle ifade edilebilir mi? O, esareti kabulden başka bir şey değil ki.
Anlayacağınız, Türkiye'yi idare edenlerin kafaları çok karışık. Günlük esen rüzgara göre yelken açıyorlar. Ama bu durumun çok uzun sürmeyeceği kesin. Dolar ve euro arasındaki savaş büyüyünce, Türkiye'de de safların netleşeceğini tahmin ediyoruz. Bazıları, "Saflar net değil mi, hangi saflar netleşecek?" diye sorabilir. Evet, Türkiye'de saflar net. Bir tarafta Kuvay-i Milliyeciler, öte yanda mandacılar. Biz safların netleşmesinden söz ederken, mandacıların arasındaki safları kast ediyoruz. Çünkü geçmişte olduğu gibi bugün de, mandacıların bir kısmı Amerikan, bir kısmı da Avrupa Birliği mandacılığını savunuyor.
Türkiye'yi idare edenlerin henüz tam olarak anlamadığı, belki de anlamak istemediği dolar ve euro savaşına, dünyada nasıl bakılıyor? Biraz da bunun üzerinde duralım. Hükümetimiz doları, TL.'nin önüne geçire dursun, dolara karşı bütün dünyada bir nefret uyanmış durumda. Ezilen ve sömürülen halklar, doları bir sömürü aracı olarak görüyorlar. Bu sadece bir görüş değil gerçeğin ta kendisidir. ABD Merkez Bankası'na (FED) bağlı banknot matbaaları Türkiye gibi ülkelere dolar ihraç etmek için gece gündüz çalışıyor. ABD'nin tedavülü sürdüğü 500 milyar dolarlık paranın yüzde 50 ile 70'i yabancı ülkelerde kullanıyor. Yapılan bir araştırmaya göre dolar, ABD'den çok ABD dışı ülkelerde işlem görüyor. Çünkü ABD'liler, pahalı ve yüklü alış verişlerini plastik kartlarla ya da elektronik para transferleriyle yapıyorlar.
Bu sebepten dolayı gelecek bilimci Alvin Toffler, dolar ve euro savaşını gerçekçi bulmuyor. Ona göre, "sadece devletler değil, gelecekte güven duyulan kurumlar bile, eskiden olduğu gibi kendi paralarını çıkartacaklar". Alvin Toffler, kredi kartlarının da sadece belli ürünlerin alınabileceği şekilde programlanacağını iddia ediyor. Bu iddiasını ispatlamak için Malezya'da büyük bir bankanın çıkardığı kredi kartlarını ve seyahat puanlarıyla para vermeden satın aldığı bilgisayarı örnek gösteriyor.
Türkiye'yi idare edenleri, gelecek bilimcilerinin söyledikleri ilgilendirir mi? Hiç zannetmiyorum. Çünkü onlar, ne geçmişle, ne de gelecekle ilgilidirler. İlgilendikleri tek şey, dolar ve borsanın günlük iniş ve çıkışıdır. Ufuk bu kadar daralmış. Bu ufukla geleceğe bakmak, gelecekle ilgili bir şeyler yapmak mümkün değildir. Peki, geçmişe bakılıyor mu? Hani nerede? Keşke geçmişe hakkıyla bakabilseler... Geçmişe doğru bakanların geleceği görme sıkıntısı olmaz. Çörçil'in dediği gibi, "Ne kadar geçmişe bakarsanız, geleceği o kadar iyi görürsünüz". Geçmişi ve geleceği bir tarafa bıraktık, körebe gibi el yordamıyla yol almaya çalışıyoruz. Bu durumdan mutlaka kurtulmamız gerekmektedir. Bu durumdan kurtulabilirsek dolar ve euro savaşını da anlayabiliriz.
Türkiye, bütün gelişmelerde ve konumuz olan dolar ve euro savaşında hangi cephede yer alıyor. Anlayana aşk olsun. Hükümet, takas sistemini getirerek iç borçlanmayı dahi dolarla yapıyor. Bu duruma bakarsanız, hükümetin dolar ve euro savaşında dolar cephesinde yer aldığına hükmedersiniz. Ardından aynı hükümetin, Avrupa Birliği'ne girmek için verdiği tavizlere bakınca şaşırır kalırısınız. Aslında yapılanları taviz olarak nitelendirmek de mümkün değil. Anayasanın 6. maddesini değiştirerek, millete sormadan egemenliği Avrupa Birliği'ne devretmeyi istemek, tavizle ifade edilebilir mi? O, esareti kabulden başka bir şey değil ki.
Anlayacağınız, Türkiye'yi idare edenlerin kafaları çok karışık. Günlük esen rüzgara göre yelken açıyorlar. Ama bu durumun çok uzun sürmeyeceği kesin. Dolar ve euro arasındaki savaş büyüyünce, Türkiye'de de safların netleşeceğini tahmin ediyoruz. Bazıları, "Saflar net değil mi, hangi saflar netleşecek?" diye sorabilir. Evet, Türkiye'de saflar net. Bir tarafta Kuvay-i Milliyeciler, öte yanda mandacılar. Biz safların netleşmesinden söz ederken, mandacıların arasındaki safları kast ediyoruz. Çünkü geçmişte olduğu gibi bugün de, mandacıların bir kısmı Amerikan, bir kısmı da Avrupa Birliği mandacılığını savunuyor.
Türkiye'yi idare edenlerin henüz tam olarak anlamadığı, belki de anlamak istemediği dolar ve euro savaşına, dünyada nasıl bakılıyor? Biraz da bunun üzerinde duralım. Hükümetimiz doları, TL.'nin önüne geçire dursun, dolara karşı bütün dünyada bir nefret uyanmış durumda. Ezilen ve sömürülen halklar, doları bir sömürü aracı olarak görüyorlar. Bu sadece bir görüş değil gerçeğin ta kendisidir. ABD Merkez Bankası'na (FED) bağlı banknot matbaaları Türkiye gibi ülkelere dolar ihraç etmek için gece gündüz çalışıyor. ABD'nin tedavülü sürdüğü 500 milyar dolarlık paranın yüzde 50 ile 70'i yabancı ülkelerde kullanıyor. Yapılan bir araştırmaya göre dolar, ABD'den çok ABD dışı ülkelerde işlem görüyor. Çünkü ABD'liler, pahalı ve yüklü alış verişlerini plastik kartlarla ya da elektronik para transferleriyle yapıyorlar.
Bu sebepten dolayı gelecek bilimci Alvin Toffler, dolar ve euro savaşını gerçekçi bulmuyor. Ona göre, "sadece devletler değil, gelecekte güven duyulan kurumlar bile, eskiden olduğu gibi kendi paralarını çıkartacaklar". Alvin Toffler, kredi kartlarının da sadece belli ürünlerin alınabileceği şekilde programlanacağını iddia ediyor. Bu iddiasını ispatlamak için Malezya'da büyük bir bankanın çıkardığı kredi kartlarını ve seyahat puanlarıyla para vermeden satın aldığı bilgisayarı örnek gösteriyor.
Türkiye'yi idare edenleri, gelecek bilimcilerinin söyledikleri ilgilendirir mi? Hiç zannetmiyorum. Çünkü onlar, ne geçmişle, ne de gelecekle ilgilidirler. İlgilendikleri tek şey, dolar ve borsanın günlük iniş ve çıkışıdır. Ufuk bu kadar daralmış. Bu ufukla geleceğe bakmak, gelecekle ilgili bir şeyler yapmak mümkün değildir. Peki, geçmişe bakılıyor mu? Hani nerede? Keşke geçmişe hakkıyla bakabilseler... Geçmişe doğru bakanların geleceği görme sıkıntısı olmaz. Çörçil'in dediği gibi, "Ne kadar geçmişe bakarsanız, geleceği o kadar iyi görürsünüz". Geçmişi ve geleceği bir tarafa bıraktık, körebe gibi el yordamıyla yol almaya çalışıyoruz. Bu durumdan mutlaka kurtulmamız gerekmektedir. Bu durumdan kurtulabilirsek dolar ve euro savaşını da anlayabiliriz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018