17) Mübahale olayında İmam Ali (a.s.):
Resulüllah, Necran Hıristiyanlarını İslam'a davet etmişti. Onlar, büyük âlimlerinden 70 kişiyi beraberindekilerle birlikte Medine'ye gönderdiler. Kafile 300 kişiyi buluyordu. Resulüllah ile birkaç ilmî münazara yaptılar. Ve ciddi şekilde yenilgiye uğradılar. Çünkü Peygamber'in delilleri, Hıristiyanların elinde bulunan kitaplardandı. O kitaplarda son peygamberin zuhuru ve nişaneleri ile ilgili Hz. İsa'nın sözleri mevcuttu.
Ancak makam ve mevki sevgisi Hıristiyan âlimlerin teslim olmasına engel oluyordu. Bunun üzerine Mübahele ayeti nazil oldu:
"Sana gelen bunca ilimden sonra yine de bu hususta Seninle çekişip, tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım, sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım."
Bu ayet nazil olunca Hz. Peygamber Hıristiyanları mübahaleye (karşılıklı lanetleşme) davet etti, onlar da bunu kabul etti. Ertesi gün Hıristiyanların tamamı Medine'nin çıkışında Hz. Peygamberi bekliyorlardı. Resulüllah'ın kalabalık bir toplulukla geleceğini düşünüyorlardı.
Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın, ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde geldi ve Hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altına oturdu.
Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, yanındakilere bu gelenlerin kim olduğunu sordu. Onlar da "O genç, O'nun damadı ve amcasının oğlu Ali b. Ebi Talib'dir. O Kadın, kızı Fatıma'dır. Çocuklar ise torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin'dir" dediler.
Bunun üzerine piskopos şöyle dedi: "Bakın Muhammed en yakınlarını ve en çok sevdiklerini mübahaleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Eğer tereddüdü olsaydı onları getirmez, mübahaleden vazgeçerdi. Onunla mübahale yapmak kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri'nden korkmasaydım O'na iman ederdim. O'nun isteklerini kabullenerek şehrimize dönelim." (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s.343, 344; İmam Fahr-i Razi, Tefsir-i Kebir; İmam Ebu İshak Salefi, Keşfu'l-Beyan; Celaluddin Suyuti, ed-Durrü'l-Mensur; Kadı Beyzavi, Envaru'l-Tenzir)
Dikkat ederseniz Mübahale ayetindeki "kendimizi" ifadesi, Kendisini ve Hz. Ali'yi ifade etmektedir. Hz. Peygamber, daha birçok hadisinde Hz. Ali'yi hep "Kendisinden" olarak ifade etmiştir. Örneğin; Hakim, Mecmaü'l-Beyan'ında şu hadisi nakleder: "Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Allah peygamberleri muhtelif şecerelerden yaratmıştır. Ama Beni ve Ali'yi bir şecere ve ağaçtan yaratmıştır. Ben o ağacın kökleri mesabesindeyim. Ali ise o ağacın gövdesidir?"
Bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz "Beraat Suresi'nin okunması" hadisesinde de yine Cenab-ı Hakk'ın benzer bir ifadeyi, "Ya Sen ya da Senden olan" ifadesini kullandığını ve Hz. Peygamberin pratikte "Senden olan"ı Hz. Ali olarak seçtiğini görmekteyiz.
18) İmam Ali'nin Resulüllah ile putları kırması:
Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: "Resulüllah beni putları kırmak üzere götürdü Bana, 'otur' dedi. Kâbe'nin yanına çömeldim. Sonra Resulüllah omuzlarıma çıktı ve 'ayağa kalk' dedi. O'nu yukarı doğru kaldırdım. Benim altında zayıf olduğumu fark edince, 'otur' dedi. Oturdum. Ve omuzlarımdan aşağı indi.
Sonra, 'Ey Ali! Omuzlarıma çık' dedi. Hz. Peygamber'in omuzlarına çıktım. Sonra Beni yukarı doğru kaldırdı. O anda istesem göğe ulaşabilirim diye düşündüm. Kâbe'nin damına çıktım. Bakırdan yapılmış ve demir kazıklarla yapılmış, en büyük put Kâbe'nin üzerindeydi. Bana, 'Onu yerinden sök' dedi.
Ben putu yerinden sökmek için uğraşırken, Hz. Peygamber "iyi iyi" diyerek beni teşvik ediyordu. Nihayet putu yerinden söktüm. Bana, 'Onu parçala' dedi. Ben de putu kırıp parçaladım, sonra aşağı indim." (Prof. Dr. Haydar Baş, a.g.e; el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, c.2 s.367; İbn Cevzi, Tezkiretü'l-Havass, 34; Yenabiü'l-Mevedde, Kunduzi, s.254)
Bu lütufların hiçbirisi başka bir sahabeye nasip olmamıştır.
Allah şefaatlerinden mahrum etmesin.
Resulüllah, Necran Hıristiyanlarını İslam'a davet etmişti. Onlar, büyük âlimlerinden 70 kişiyi beraberindekilerle birlikte Medine'ye gönderdiler. Kafile 300 kişiyi buluyordu. Resulüllah ile birkaç ilmî münazara yaptılar. Ve ciddi şekilde yenilgiye uğradılar. Çünkü Peygamber'in delilleri, Hıristiyanların elinde bulunan kitaplardandı. O kitaplarda son peygamberin zuhuru ve nişaneleri ile ilgili Hz. İsa'nın sözleri mevcuttu.
Ancak makam ve mevki sevgisi Hıristiyan âlimlerin teslim olmasına engel oluyordu. Bunun üzerine Mübahele ayeti nazil oldu:
"Sana gelen bunca ilimden sonra yine de bu hususta Seninle çekişip, tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım, sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım."
Bu ayet nazil olunca Hz. Peygamber Hıristiyanları mübahaleye (karşılıklı lanetleşme) davet etti, onlar da bunu kabul etti. Ertesi gün Hıristiyanların tamamı Medine'nin çıkışında Hz. Peygamberi bekliyorlardı. Resulüllah'ın kalabalık bir toplulukla geleceğini düşünüyorlardı.
Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın, ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde geldi ve Hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altına oturdu.
Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, yanındakilere bu gelenlerin kim olduğunu sordu. Onlar da "O genç, O'nun damadı ve amcasının oğlu Ali b. Ebi Talib'dir. O Kadın, kızı Fatıma'dır. Çocuklar ise torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin'dir" dediler.
Bunun üzerine piskopos şöyle dedi: "Bakın Muhammed en yakınlarını ve en çok sevdiklerini mübahaleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Eğer tereddüdü olsaydı onları getirmez, mübahaleden vazgeçerdi. Onunla mübahale yapmak kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri'nden korkmasaydım O'na iman ederdim. O'nun isteklerini kabullenerek şehrimize dönelim." (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s.343, 344; İmam Fahr-i Razi, Tefsir-i Kebir; İmam Ebu İshak Salefi, Keşfu'l-Beyan; Celaluddin Suyuti, ed-Durrü'l-Mensur; Kadı Beyzavi, Envaru'l-Tenzir)
Dikkat ederseniz Mübahale ayetindeki "kendimizi" ifadesi, Kendisini ve Hz. Ali'yi ifade etmektedir. Hz. Peygamber, daha birçok hadisinde Hz. Ali'yi hep "Kendisinden" olarak ifade etmiştir. Örneğin; Hakim, Mecmaü'l-Beyan'ında şu hadisi nakleder: "Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Allah peygamberleri muhtelif şecerelerden yaratmıştır. Ama Beni ve Ali'yi bir şecere ve ağaçtan yaratmıştır. Ben o ağacın kökleri mesabesindeyim. Ali ise o ağacın gövdesidir?"
Bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz "Beraat Suresi'nin okunması" hadisesinde de yine Cenab-ı Hakk'ın benzer bir ifadeyi, "Ya Sen ya da Senden olan" ifadesini kullandığını ve Hz. Peygamberin pratikte "Senden olan"ı Hz. Ali olarak seçtiğini görmekteyiz.
18) İmam Ali'nin Resulüllah ile putları kırması:
Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: "Resulüllah beni putları kırmak üzere götürdü Bana, 'otur' dedi. Kâbe'nin yanına çömeldim. Sonra Resulüllah omuzlarıma çıktı ve 'ayağa kalk' dedi. O'nu yukarı doğru kaldırdım. Benim altında zayıf olduğumu fark edince, 'otur' dedi. Oturdum. Ve omuzlarımdan aşağı indi.
Sonra, 'Ey Ali! Omuzlarıma çık' dedi. Hz. Peygamber'in omuzlarına çıktım. Sonra Beni yukarı doğru kaldırdı. O anda istesem göğe ulaşabilirim diye düşündüm. Kâbe'nin damına çıktım. Bakırdan yapılmış ve demir kazıklarla yapılmış, en büyük put Kâbe'nin üzerindeydi. Bana, 'Onu yerinden sök' dedi.
Ben putu yerinden sökmek için uğraşırken, Hz. Peygamber "iyi iyi" diyerek beni teşvik ediyordu. Nihayet putu yerinden söktüm. Bana, 'Onu parçala' dedi. Ben de putu kırıp parçaladım, sonra aşağı indim." (Prof. Dr. Haydar Baş, a.g.e; el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, c.2 s.367; İbn Cevzi, Tezkiretü'l-Havass, 34; Yenabiü'l-Mevedde, Kunduzi, s.254)
Bu lütufların hiçbirisi başka bir sahabeye nasip olmamıştır.
Allah şefaatlerinden mahrum etmesin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025