Daha önce bu sütunlarda siz aziz okuyucularımla konu hakkında altını çizdiğim sekiz bölümlük yazı dizisinde belirtmiş olduğum sakıncalardan dolayı hangi mezhepten olursa olsun, bütün Müslümanların Hz. Peygamber Efendimizin, “Ümmetim adına kendimden sonra şu zümrelerden korkuyorum” ikazında bulunduğu zümrelere, Allah adına aldatan din tüccarlarına karşı çok dikkatli olmaları, böylelerinin oyunlarına gelmemeleri gerekir. İman, ilim ve basiret sahibi insanların da İslam toplumunun birliği ve dirliği için Müslümanları bunlara karşı uyarmaları gerekir.
Bir diğer önemli nokta ise Müslümanların Şeytan hilelerine karşı uyanık ve tedbirli olmalarıdır. Zira dine karşı din ile mücadeleyi ilk başlatan İblis olmuş ve inançlı toplumları Allah adına aldatan din tüccarlarını da İblis eğitmiştir. Şeytanın insanları aldatmak için türlü türlü hile ve vesileleri vardır. Her insanın bulunduğu konuma göre farklı bir şeytanı vardır. Tüccarın şeytanı ile din âliminin şeytanı aynı değildir. Doktorun şeytanı ile siyasetçinin şeytanı bir değildir. Kadının şeytanı ile erkeğin şeytanı, gencin şeytanı ile yaşlının şeytanı aynı değildir. Bunların tamamının şeytanı kendi bulundukları konumlarına göre farklıdır. Tüccarın şeytanı tüccar, âlimin şeytanı âlim, doktorun şeytanı doktor… şeytandır.
Şeyh Ensari’nin talebelerinden bir tanesi bir gün şeytanı rüyasında gördü. Şeytanın omuzlarında renkli renkli ipler bulunmaktaydı. Bu iplerden kimisi kalın kimisi inceydi. Talebe iplerin farklı renklerde ve kimisinin kalın ve kimisinin de ince olmasının sebebini sordu. Şeytan şöyle dedi; “Bunlar benim hile araçlarımdır. Bu dünyada insanlar farklı farklı şeyleri sevmektedirler. Farklı alanlarda zaafları vardır. Ben kim hangi rengi seviyorsa sevdiği renkten olan ipi onun boynuna atıyor ve kendime çekmeye çalışıyorum. Bu iplerin kalınlarını imanı sağlam olanlar için ve incelerini ise imanı zayıf olanlar için kullanıyorum.” İpler içerisinde kalın ama kopuk bir ip vardı. Âlim o kalın ipin kopuk olma nedenini sorduğunda şeytan şöyle dedi; “O kalın ve kopuk olan ip senin üstadın şeyh Ensari’nin ipiydi. Dün akşam bu ipi onun boynuna attım ve kendime doğru çektim. Bir noktaya kadar kendime çektim ama sonunda ipi kırdı ve benden kurtuldu.” Âlim, “Peki benim ipim hangisidir?” diye sorduğunda, şeytan şöyle dedi; “Senin ipin yoktur. Zira sen kendin kendi ayağınla geliyorsun. Ben kendisi gelenlere ip kullanmam.” Âlim rüyasından uyandığında, üstadı şeyh Ensari’nin yanına gidiyor ve görmüş olduğu rüyasını ona anlatıyor. Bunları duyan şeyh Ensari şöyle diyor; “Melun şeytan doğru diyor. Zira dün akşam evde bir şeye ihtiyacımız vardı ve onu alacak paramız da yoktu. Yalnız evde beytul mala ait olan bir dirhem vardı. Kendi kendime, bunu borç unvanında alıp ihtiyacımı gidereyim ve sonradan beytul mala olan borcumu öderim diye düşündüm. O bir dirhemi aldım ve pazarın yolunu tuttum. Pazara geldiğimde kendi kendime, yarına sağ çıkacağıma garantim olmadığını düşünmeye başladım. Bu parayı harcayıp da bu gece ölürsem kıyamet günü Allah’a nasıl hesap verebilirim diye düşündüm ve o parayı harcamaktan vazgeçtim, pişman olup geri döndüm ve parayı yerine bıraktım.” (Zindegani ve Şahsiyet-i Şeyh Ensari, s.89)
İnsanın şeytana karşı silahlanması gerekir. Şeytana karşı silahlanmayan kalp şeytanın yuva ve yatağı haline gelir. İnsanın yanında yağlı, kokulu bir yemek veya etli bir kemik parçası olursa aç köpeği kovsa bile köpek ondan uzaklaşmaz. Ama yanında köpeğe yarayacak hiçbir şey olmadımı hoşt demesi ile köpek kaçmaya ve uzaklaşmaya başlar. Şeytan da aç köpek gibidir. Şeytan kendisine karşı silahlanan ve tedbirli olan bir insana yaklaşmaz ama onlara sahip olmayan insanın etrafında döner durur.
Hangi mezhepten olursa olsun Müslümanların Allah adına aldatan din tüccarlarından olmamaları, tüm Müslümanların hangi sınıf ve unvanda olursa olsun din tüccarlarını tanımaları ve böylelerine karşı meşru kavramlar dâhilinde hukuk kaidelerine riayet ederek ve toplum düzenini ve asayişini bozmadan mücadele etmeleri dilekleri ile…
Bir diğer önemli nokta ise Müslümanların Şeytan hilelerine karşı uyanık ve tedbirli olmalarıdır. Zira dine karşı din ile mücadeleyi ilk başlatan İblis olmuş ve inançlı toplumları Allah adına aldatan din tüccarlarını da İblis eğitmiştir. Şeytanın insanları aldatmak için türlü türlü hile ve vesileleri vardır. Her insanın bulunduğu konuma göre farklı bir şeytanı vardır. Tüccarın şeytanı ile din âliminin şeytanı aynı değildir. Doktorun şeytanı ile siyasetçinin şeytanı bir değildir. Kadının şeytanı ile erkeğin şeytanı, gencin şeytanı ile yaşlının şeytanı aynı değildir. Bunların tamamının şeytanı kendi bulundukları konumlarına göre farklıdır. Tüccarın şeytanı tüccar, âlimin şeytanı âlim, doktorun şeytanı doktor… şeytandır.
Şeyh Ensari’nin talebelerinden bir tanesi bir gün şeytanı rüyasında gördü. Şeytanın omuzlarında renkli renkli ipler bulunmaktaydı. Bu iplerden kimisi kalın kimisi inceydi. Talebe iplerin farklı renklerde ve kimisinin kalın ve kimisinin de ince olmasının sebebini sordu. Şeytan şöyle dedi; “Bunlar benim hile araçlarımdır. Bu dünyada insanlar farklı farklı şeyleri sevmektedirler. Farklı alanlarda zaafları vardır. Ben kim hangi rengi seviyorsa sevdiği renkten olan ipi onun boynuna atıyor ve kendime çekmeye çalışıyorum. Bu iplerin kalınlarını imanı sağlam olanlar için ve incelerini ise imanı zayıf olanlar için kullanıyorum.” İpler içerisinde kalın ama kopuk bir ip vardı. Âlim o kalın ipin kopuk olma nedenini sorduğunda şeytan şöyle dedi; “O kalın ve kopuk olan ip senin üstadın şeyh Ensari’nin ipiydi. Dün akşam bu ipi onun boynuna attım ve kendime doğru çektim. Bir noktaya kadar kendime çektim ama sonunda ipi kırdı ve benden kurtuldu.” Âlim, “Peki benim ipim hangisidir?” diye sorduğunda, şeytan şöyle dedi; “Senin ipin yoktur. Zira sen kendin kendi ayağınla geliyorsun. Ben kendisi gelenlere ip kullanmam.” Âlim rüyasından uyandığında, üstadı şeyh Ensari’nin yanına gidiyor ve görmüş olduğu rüyasını ona anlatıyor. Bunları duyan şeyh Ensari şöyle diyor; “Melun şeytan doğru diyor. Zira dün akşam evde bir şeye ihtiyacımız vardı ve onu alacak paramız da yoktu. Yalnız evde beytul mala ait olan bir dirhem vardı. Kendi kendime, bunu borç unvanında alıp ihtiyacımı gidereyim ve sonradan beytul mala olan borcumu öderim diye düşündüm. O bir dirhemi aldım ve pazarın yolunu tuttum. Pazara geldiğimde kendi kendime, yarına sağ çıkacağıma garantim olmadığını düşünmeye başladım. Bu parayı harcayıp da bu gece ölürsem kıyamet günü Allah’a nasıl hesap verebilirim diye düşündüm ve o parayı harcamaktan vazgeçtim, pişman olup geri döndüm ve parayı yerine bıraktım.” (Zindegani ve Şahsiyet-i Şeyh Ensari, s.89)
İnsanın şeytana karşı silahlanması gerekir. Şeytana karşı silahlanmayan kalp şeytanın yuva ve yatağı haline gelir. İnsanın yanında yağlı, kokulu bir yemek veya etli bir kemik parçası olursa aç köpeği kovsa bile köpek ondan uzaklaşmaz. Ama yanında köpeğe yarayacak hiçbir şey olmadımı hoşt demesi ile köpek kaçmaya ve uzaklaşmaya başlar. Şeytan da aç köpek gibidir. Şeytan kendisine karşı silahlanan ve tedbirli olan bir insana yaklaşmaz ama onlara sahip olmayan insanın etrafında döner durur.
Hangi mezhepten olursa olsun Müslümanların Allah adına aldatan din tüccarlarından olmamaları, tüm Müslümanların hangi sınıf ve unvanda olursa olsun din tüccarlarını tanımaları ve böylelerine karşı meşru kavramlar dâhilinde hukuk kaidelerine riayet ederek ve toplum düzenini ve asayişini bozmadan mücadele etmeleri dilekleri ile…
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mehdi Aksu / diğer yazıları
- Eleştiri nedir ve nasıl olmalıdır? / 03.12.2012
- Maruf’a davet terk edilince değerler yozlaşır / 02.12.2012
- Hayırlı ümmetin önemli özelliği / 28.11.2012
- Marufa davet etmenin yöntemleri / 27.11.2012
- Marufa emretme ve münkerden nehyetme / 25.11.2012
- Bu mudur Ehl-i Beyt sevgisi / 22.11.2012
- İmam Hüseyin ve sünnet kavramı / 21.11.2012
- Muharrem aylarında genelde konuşulmayanlar / 20.11.2012
- İmam Hüseyin’i anlayabildik mi? / 19.11.2012
- Sönmeyen ebedi aşkın Hüseyin / 17.11.2012
- Maruf’a davet terk edilince değerler yozlaşır / 02.12.2012
- Hayırlı ümmetin önemli özelliği / 28.11.2012
- Marufa davet etmenin yöntemleri / 27.11.2012
- Marufa emretme ve münkerden nehyetme / 25.11.2012
- Bu mudur Ehl-i Beyt sevgisi / 22.11.2012
- İmam Hüseyin ve sünnet kavramı / 21.11.2012
- Muharrem aylarında genelde konuşulmayanlar / 20.11.2012
- İmam Hüseyin’i anlayabildik mi? / 19.11.2012
- Sönmeyen ebedi aşkın Hüseyin / 17.11.2012