Dilde dile gelen yürekte olandır. Yürek ise dilin mahzeni, hazinesi ve arka planıdır. "Küp içinde olanı sızdırır" denildiği gibi dil de yürekte olanı dışa vurur, ona tercümanlık yapar.Bilindiği gibi yürekten kaynayan manalar dil tarafından dillendirilir ve karşıdakine söz olarak akseder. "Söz ola kese savaşıSöz ola kestire başıSöz ola ağulu aşıBal ile yağ ede bir söz"diyerek, sevgili Yunus'umuz bu konuda söylenmesi gerekenleri dört mısrada özetlemiş.Yürekte ne varsa, yürek hangi şeylerin barınağı ve korunağı ise onlar gelip dökülmektedir dilden.Savaş kestiren söz ile baş kestiren söz ve ağulu aşı bal ile yağ eden söz elbette farklı yüreklerin yansımalarıdır, tercümanlarıdır.Kur'an-ı Kerim'de kendisine hikmet verildiği ifade edilen Hz. Lokman'ın hikmet sahibi oluşuna örnek olarak ilgili ayetin tefsirinde şunlar nakledilir: "Bir gün Davut Peygamber, Hz. Lokman'dan,bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça et getirmesini ister. Hz. Lokman da kestiği koyunun dilini ve yüreğini getirir. Bir zaman sonra Davut aleyhisselam, bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini ister. O yine dilini ve yüreğini getirir. Sebebi sorulduğunda Hz. Lokman şöyle cevap verir: Bu ikisi iyi olursa bunlardan daha iyisi yoktur, kötü olursa bunlardan daha kötüsü yoktur."Şimdi buraya kadar söylenenleri güncel bir konu üzerinde test etmeye ne dersiniz?Konu, Ermeni Genel Patriği'nin Türkiye ziyareti ve kameralar önünde söyledikleri ve iki gazetecinin bu haberi ve söylenenleri değerlendirmesi.Önce Tercüman'dan Necdet Sevinç'e kulak verelim:"Patrik Karakin'in ta Ermenistan'dan gelip, Türkiye'ye meydan okuması; ideolojik yapılanmalarını Türklüğün reddi üzerine inşa edenlerin kanına dokunmuyor olabilir. Türk aleyhtarlığının bir arada tuttuğu Etnik Çete mensuplarının da kanına dokunmuyor olabilir bu meydan okuma. Ama benim kanıma dokunuyor!Adam Türk Milleti'ne 'katil' dedi, ağzını açan olmadı!Aslında çok konuşan biri olduğu halde, kendisinin Gürcü, karısının Arap olduğunu söyleyen zat da susmayı tercih etti, Türklüğü bir iftihar vesilesi olarak kabul etmediği bilinen Abdullah da!Bu takım iktidara geldiği günden beri Türklüğün terk etmediği mevzi kalmadı!Geri çekilmediği cephe kalmadı!Uğramadığı hakaret kalmadı!Milli menfaatlarımız da ayaklar altında ezildi, şeref ve haysiyetimiz de!Kendi vatanımızda, kendi bayrağımızın altında itilip kakılan, hesaba alınmayan, esamisi bile okunmayan öyle bir millet haline geldik ki, Türkiye Cumhuriyeti'ni şikayet etmek için Avrupa ve Amerika'da kapı kapı dolaşın Rum Patriği, gözümüzün önünde, Ermeni Patriği Karakin ile Türkiye'ye karşı cephe kurdu!Allah aşkına söyler misiniz Gazi'nin 'fesat ve hıyanet ocağı' dediği Patrikhane'nin 'siyasi mesai ile iştigal etmemek' şartıyla İstanbul'da kalabileceğine izin vermemiş miydik biz?Ve Lozan'da patrik sıfatı bile verilmeyen adam, sadece Rum ahalinin nikah, boşanma ve vaftiz gibi din" vecibelerini ifaya memur bir papaz değil miydi?Böyle hükmetmiyor muydu Lozan?Öyleyse hangi sıfat ve hangi yetkiyle Ermenistan Patriği'ni Türkiye'ye davet edebiliyor bu adam?Bu adamdan neden hesap sorulmuyor?Neden haddini bildirmekle görevlendirilenler baş eğiyorlar papaza?Ey benim sevgili milletim; öyle bir hacelete sürüklendik ki; Rum Patriği'nin müttefiki olarak Türkiye'de ağırlanan Karakin Efendi, İstanbul'da basın toplantısı düzenleyip Türk Milleti'ni soykırımı yapmakla suçladığı halde, ağzının payını verecek, milli haysiyet ve milli hassasiyet sahibi bir yetkili çıkmadı!Üstelik İstanbul Valisi tarafından kabul edildi bu herif!"Aynı konuyu Radikal'den Murat Belge ise şöyle değerlendiriyor:"Gazetelerden okuduğuma göre, Ermeni Gregoryen Kilisesi'nin Eçmiodzin'deki Başpatriği II. Karakin, Türkiye'yi, İstanbul'u ziyaret etmiş. Kendisini karşılamaya gelen zevat arasında gene bildik kişiler varmış. Bu durum artık bir 'Kamber' ve bir 'Düğün' mahiyeti arz etmeye başladığına göre, Patrik'in bu şekilde istikbal edilmemesine şaşmak gerekirdi. Patrik'lerden biri kentimizi ziyaret etmeye kalkınca, bir başkası denize haç atmaya kalkınca, kebe külâhını ve mokasenini kapan milliyetçiler de huruç eyleyip dünya kamuoyuna geleneksel Türk hoşgörüsünden unutulmayacak imgeler sunuyorlar. Onların bu varoluş ve duygularını dile getiriş biçimi, hiç şüphe yok ki, dünyada insanların, 'Yo, böyle kimselerin ataları kıyım filan yapamaz! Allah kuru iftiradan esirgesin!' demesine yol açıyordur. Patrik Karakin, onun konumunda birinin böyle bir konuda söyleyebileceği kadarını söylemiş bu gösteriler karşısında. Bunları ciddiye almadığını belirttikten sonra, 'Ama bu çeşit protestolar devam ederse, bu iki toplumun bir arada yaşamaya devam etmesi için ne kadar çok çalışmamız gerektiği anlaşılıyor' diye de eklemiş"Görüldüğü gibi dil ve yürek meselesi.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Vefatının beşinci yıl dönümünde Haydar Baş tüm yurtta anılıyor / 15.04.2025
- Mevcut manzara seni üzmüyorsa… / 11.04.2025
- Yorgun / 08.04.2025
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Mevcut manzara seni üzmüyorsa… / 11.04.2025
- Yorgun / 08.04.2025
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025