Devletsiz millet, milletsiz de devlet olmaz. Devlet, milletin teşkilâtlanmış şeklidir. Milletler, ancak ve ancak güçlü devletler sayesinde huzurlu, mutlu ve güvenli yaşarlar. Onun için milletler, devletlere ve devleti ayakta tutacak, yükseltecek ve yüceltecek devlet adamlarına büyük önem vermişlerdir. Devlet adamı olabilecek kişiler, millet içerisinden seçilmiş ve özel olarak eğitilerek yetiştirilmişlerdir. Geçmişte uygulama böyleydi. Çünkü devletin varlığı, devlet adamına bağlı görülüyordu. Gerçekten de devletleri yükselten de, batıran da devlet adamlarıdır.
Demokratik yönetimlerde devlet adamı olabilecekleri seçme ve özel eğitime tabi tutma, genel olarak yapılmamaktadır. Demokrasilerde, seçilme şartına sahip olan herkes, devlet adamı adayı görülmekte ve hiçbir tecrübesi olmayan insanlara, devletin en üst makamları teslim edilmektedir. Bu uygulamanın ortaya çıkarabileceği zafiyeti gidermek için bazı demokratik ülkeler, bürokratik yapısını güçlü tutarlar. Bu yolla, yanlışı ve eksiği düzeltmeyi başarırlar. Bunu başaramayan demokratik ülkelerde, devlet gemisi boyuna yalpalar ve her zaman batma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Sosyal bilimciler, devlet adamlarını üç sınıfa ayırırlar. Birici sınıf devlet adamları, öngörü sahibidir, bilgili ve dirayetlidir. Bu devlet adamları, olaylar meydana gelmeden önce, onları basiret gözüyle görür ve ona göre tedbirini alır. Devletler, işte böylesi devlet adamlarının idaresinde yükselirler. İkinci sınıf devlet adamları, birincisi kadar öngörüde bulunamaz, olayların nasıl seyredeceğini önceden kestiremez. Ancak, olaylar olduktan sonra, onları doğru olarak okur ve isabetli tedbir almasını bilir. Bu devlet adamlarının idaresindeki devletlerde, zaman zaman sıkıntılar yaşanabilir, ama devlet batma tehlikesine düşmez. Devletleri batıran üçüncü sınıf devlet adamlarıdır. Üçüncü sınıf devlet adamlarının, ne öngörüsü, ne olayları doğru okuma ve ne de isabetli tedbir alma yeteneği vardır. Bu zatların yetersizliği ve eksikliği, en ufak bir sıkıntı anında hemen ortaya çıkar.
Günümüzde, bu üç sınıf devlet adamlarına bir sınıf daha eklemek gerekiyor. O da, yabancılar adına iş gören devlet adamlarıdır. Maalesef, bu gerçek dünyanın birçok yerinde ve özellikle de Ortadoğu ülkelerinde aynen yaşanıyor. Emperyalistler, Ortadoğu’da devletçikler kurdular ve başlarına da kendi hesabına iş görecek kuklaları, devlet adamı sıfatıyla geçirdiler. Büyük devlet geleneğine, tarihi bilgi ve birikime sahip Türkiye, emperyalistlerin bu oyunundan kendini koruyabilmiş midir? Milletimiz, Batılıların “Türkiye, idaresi Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” sözünü, ne oranda dikkate almış ve geçersiz kılmıştır? Bunlar, hayati ehemmiyeti haiz sorulardır
Tecrübeli devlet adamlarımızdan Kâmran İnan, bu konuda pek titiz davranmadığımızdan yakınıyor ve şöyle diyor: “Haine prim veriyor, hırsızı marifetli görüyor, cahile koltuk uzatıyoruz, hain yetiştirmede rekor, hırsız üretmede şöhret, cehalet tedrisinde tecrübe sahibiyiz.” Halbuki Türkiye, sıradan bir ülke değildir, idarecileri de sıradan olmamalıdır. Türkiye’nin idarecileri, ya ilim ve basiret ehli olmalı, ya da öylesi zatlardan yararlanmasını bilmelidir. Zira devlet idaresinin temeli ilimdir. Bir devlet ilimle idare edilmiyorsa, mutlaka zulümle idare ediliyordur. Zulümle de abat değil, berbat olunduğu, tarihi ve sosyolojik bir gerçektir.
Piri Mehmet Paşa, devletlerin yıkılması konusunda şöyle der: “Başta Sadrazamlık olmak üzere devlet idaresi cahillerin, liyakatsizlerin eline geçerse, işler rüşvetle görülürse, makam sahipleri zevk ü sefaya dalarsa, devlet yıkılır.” Bu ölçülerle devletimizi tarttığımızda, içimiz daralıyor ve korkuya kapılıyoruz. O zaman da ister istemez, milletimize dönüyor, uyanmasını ve en küçüğünden, en büyüğüne kadar idarecileri uyandırmasını istiyoruz. Bu güç, milletimizin elinde hâlâ vardır ve görev ona düşmüştür. Görevini yapmayan millet, sonunda pişman olur, ama son pişmanlık da fayda vermez.
Demokratik yönetimlerde devlet adamı olabilecekleri seçme ve özel eğitime tabi tutma, genel olarak yapılmamaktadır. Demokrasilerde, seçilme şartına sahip olan herkes, devlet adamı adayı görülmekte ve hiçbir tecrübesi olmayan insanlara, devletin en üst makamları teslim edilmektedir. Bu uygulamanın ortaya çıkarabileceği zafiyeti gidermek için bazı demokratik ülkeler, bürokratik yapısını güçlü tutarlar. Bu yolla, yanlışı ve eksiği düzeltmeyi başarırlar. Bunu başaramayan demokratik ülkelerde, devlet gemisi boyuna yalpalar ve her zaman batma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Sosyal bilimciler, devlet adamlarını üç sınıfa ayırırlar. Birici sınıf devlet adamları, öngörü sahibidir, bilgili ve dirayetlidir. Bu devlet adamları, olaylar meydana gelmeden önce, onları basiret gözüyle görür ve ona göre tedbirini alır. Devletler, işte böylesi devlet adamlarının idaresinde yükselirler. İkinci sınıf devlet adamları, birincisi kadar öngörüde bulunamaz, olayların nasıl seyredeceğini önceden kestiremez. Ancak, olaylar olduktan sonra, onları doğru olarak okur ve isabetli tedbir almasını bilir. Bu devlet adamlarının idaresindeki devletlerde, zaman zaman sıkıntılar yaşanabilir, ama devlet batma tehlikesine düşmez. Devletleri batıran üçüncü sınıf devlet adamlarıdır. Üçüncü sınıf devlet adamlarının, ne öngörüsü, ne olayları doğru okuma ve ne de isabetli tedbir alma yeteneği vardır. Bu zatların yetersizliği ve eksikliği, en ufak bir sıkıntı anında hemen ortaya çıkar.
Günümüzde, bu üç sınıf devlet adamlarına bir sınıf daha eklemek gerekiyor. O da, yabancılar adına iş gören devlet adamlarıdır. Maalesef, bu gerçek dünyanın birçok yerinde ve özellikle de Ortadoğu ülkelerinde aynen yaşanıyor. Emperyalistler, Ortadoğu’da devletçikler kurdular ve başlarına da kendi hesabına iş görecek kuklaları, devlet adamı sıfatıyla geçirdiler. Büyük devlet geleneğine, tarihi bilgi ve birikime sahip Türkiye, emperyalistlerin bu oyunundan kendini koruyabilmiş midir? Milletimiz, Batılıların “Türkiye, idaresi Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” sözünü, ne oranda dikkate almış ve geçersiz kılmıştır? Bunlar, hayati ehemmiyeti haiz sorulardır
Tecrübeli devlet adamlarımızdan Kâmran İnan, bu konuda pek titiz davranmadığımızdan yakınıyor ve şöyle diyor: “Haine prim veriyor, hırsızı marifetli görüyor, cahile koltuk uzatıyoruz, hain yetiştirmede rekor, hırsız üretmede şöhret, cehalet tedrisinde tecrübe sahibiyiz.” Halbuki Türkiye, sıradan bir ülke değildir, idarecileri de sıradan olmamalıdır. Türkiye’nin idarecileri, ya ilim ve basiret ehli olmalı, ya da öylesi zatlardan yararlanmasını bilmelidir. Zira devlet idaresinin temeli ilimdir. Bir devlet ilimle idare edilmiyorsa, mutlaka zulümle idare ediliyordur. Zulümle de abat değil, berbat olunduğu, tarihi ve sosyolojik bir gerçektir.
Piri Mehmet Paşa, devletlerin yıkılması konusunda şöyle der: “Başta Sadrazamlık olmak üzere devlet idaresi cahillerin, liyakatsizlerin eline geçerse, işler rüşvetle görülürse, makam sahipleri zevk ü sefaya dalarsa, devlet yıkılır.” Bu ölçülerle devletimizi tarttığımızda, içimiz daralıyor ve korkuya kapılıyoruz. O zaman da ister istemez, milletimize dönüyor, uyanmasını ve en küçüğünden, en büyüğüne kadar idarecileri uyandırmasını istiyoruz. Bu güç, milletimizin elinde hâlâ vardır ve görev ona düşmüştür. Görevini yapmayan millet, sonunda pişman olur, ama son pişmanlık da fayda vermez.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018