Son Gara katliamından sonra ortaya cevap bekleyen onlarca soru çıktı. Operasyonun başarısızlığı teyit edildi ve sorumlu kimdir, sorusu da bu sorulara eklendi.
Sayın Erdoğan, Perşembe günü, 'sorumlu devlettir' dedi: "Bu operasyonun sorumlusu elbette aynı zamanda başkomutan ve yürütmenin başı olan cumhurbaşkanından, askerinden polisine, istihbaratçısına kadar Türkiye Devleti'dir."
Peki, devlet sorumlu olur mu, hata yapar mı?
Devlet, soyut bir kavramdır aynı zamanda bizim inancımızda kutsaldır. Elle tutulmaz, gözle görülmez ama varlığı her an hissedilir.
Devlet soyuttur, devleti yönetenler somuttur. Devlet kalıcıdır, devleti yönetenler ise gidicidir.
Ne demişti Atatürk, "Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır."
Şimdi! Hataları, yanlışları yapanlar somut varlıklar yani devleti yönetenlerdir. Eğer devletin hata yaptığı, yanlış yaptığı kabul edilirse bu acziyettir. Acziyete düşen devletlerin akıbeti malumdur.
60'larda, 70'lerde, 80'lerde, 90'larda bu hatalar yapıldı. Sorumlu devlettir, dendi. Ama faturayı millet ödedi, devletin önü tıkandı.
Onun için diyoruz ki, devlet hata yapmaz. Kişiler, insanlar, en alt kademeden tepeye kadar devleti yönetenler, muhalefet edenler vs. hata yapar.
Bu mealde soyut kavramlar yani devlet bedel ödemez. Bedel ödeyecek somut yani olanlardır.
Yöneticilerin yanlış ve hatalı kararları sonucu ortaya çıkan olumsuz, acı tablonun birinci bedeli istifadır.
İstifa, devlet için kendini feda etmektir. İstifa, devletin varlığını, kuvvet ve kudretini, adaletini muhafaza etmek için kendini siper etmektir. Diğer taraftan istifa hata ve yanlışları en aza indiren bir sigortadır adeta.
'İstifa erdemdir' diye de bir tanımlamamız var. Erdem, 'ruhsal yetkinlik, yanlışta ısrar etmemek, iyiye yönelmek' gibi daha birçok anlamlar içeren bir kelimedir.
Son yirmi yılda, 'erdem sahibi' olarak tanıdığım tek isim Işık Koşaner Paşa ve arkadaşlarıdır.
Ama görüyoruz ki, bu erdem kaybolmuş, gitmiş. Haliyle hatalar, yanlışlar sıradanlaşmış, devlet yap-boz tahtası haline gelmiştir.
Oysa bu 'erdem' kişilerde hayat bulmuş olsaydı, makamlara oturanlarda vicdan ve hesap verme bilinci oluşur, başarısızlığın faturasını nasıl öderim, bilinciyle görevler layıkıyla yapılmaya başlanırdı. En azından maddi ve manevi mesuliyetten kurtulurlardı!
Örneğin Milli Eğitim! 6 bakan ve 5 model denendi ve hala arayış devam ediyor. Eğer istifa mekanizması çalışıyor olsaydı daha ilk bakan ve ilk sistem değişikliğinde aranılan model bulunur ve bir nesil heba edilmezdi.
Örneğin! Saman ithal edildiği, Sırp kasabından et ithal edildiği gün ilgili bakan istifa etseydi bugün Rusya'dan şeker ithal etmezdik.
Türkiye'nin deprem envanteri çoktan çıkarılmış. Hatta hangi binaların yıkılacağı bile belli. Herkes depremi bekliyor. Ama adım atan yok.
Ya dışişleri! Dostumuz yok dostumuz. Dost denilenler ise her gün tehdit ediyor, gözdağı veriyor. Ama koltuk sahipleri hala dünyaya ayar vermekten, diyalog, samimi ilişkiler, karşılıklı iyi niyetten bahsediyor.
Ya içişleri! Yıllık cinayet rakamları 3 binin üzerinde. Günde en az bir kadın öldürülüyor. Her gün 200'den fazla hırsızlık vakası yaşanıyor. Şehirlerde mafyalaşma yeniden başladı. Esnaftan haraç toplanıyor. Kumar, içki, fuhuş o biçim. Rüşvet almış başını gidiyor. Terör zaten malumunuz.
Ama koltuk sahipleri, görevlerini layıkıyla yaptıklarından emin olduklarını açıklıyor.
Herkes görevini layıkıyla yapıyorsa bu tablonun müsebbibi kimdir?
Bir daha diyorum, devlet değildir, devlet hata yapmaz. Devleti yönetenler hata yapar. Anlayana, görene!
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025