Türk askerlerinin, önündeki Yunan işgal kuvvetlerini denize dökerek İzmir'e girdiği 9 Eylül 1922 tarihi, Millî Mücadele'nin askeri yönünün zaferle sona erişini simgeler.
Türk süvarilerinin İzmir'e girmelerinden bir gün önce İzmir'deki haddini bilmez Fransız Konsolosu, yalnız Fransızların değil, tüm İzmir halkının can ve mal güvenliğinin sağlanması için gereken önlemlerin alındığını, bunu sağlamak için Fransa ve İtalya'nın limandaki savaş gemilerinden karaya asker çıkarılacağını söylemek küstahlığında bulunmuştu. Oysa korku dağları bekliyordu. Ordularımız İzmir'e yaklaştıkça korkuları artan bu gruplar adına, başta İzmir'deki İngiltere Başkonsolosu olmak üzere İtilaf Devletleri konsolosları Türk Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa'ya telsiz yoluyla başvurmuşlar ve kendisiyle nerede, ne zaman görüşebileceklerini sormuşlardı. Atatürk, "Nutuk"ta bu konuda şöyle demiştir:
"Buna verdiğim cevapta 9 Eylül 1922'de Nif'te (bugünkü adıyla Kemalpaşa'da) görüşebileceğimi bildirmiştim. Gerçekten, dediğim günde ben Nif'te bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi; Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında, ilk verdiğim hedefe, Akdeniz'e ulaşmış bulunuyorlardı."
Mustafa Kemal Paşa 12 Eylül 1922 günü İngiltere Başkonsolosu Harry Lamp'i kabul etmiş ve onun küstahça dile getirdiği "İngiltere Hükûmetine harp mi ilan ettiniz" sorusu üzerine sinirlenerek Konsolos Lamp'e, kendisinin barış görüşmeleri yapmaya yetkisi olup olmadığını sormuş ve şöyle devam etmiştir:
"Yunan ordusunu Anadolu'ya çıkaran siz değil misiniz? Yunan ordularını mağlup ederek topraklarımızdan dışarı atan ve vatanı kurtaran ise biziz. Durum böyle olunca karar vermek bize değil, size düşer!"
Emperyalist devletler, tahrik ve teşvik ederek Anadolu'ya sürdükleri Yunanlıları, yenilgi üzerine kendi perişan hallerinde bırakmışlardır. Dış güçlerin vaatlerine kanıp, "bir koyup beş almak" gibi ham hayaller peşinde koşan sözde "devlet adamları" nın neden oldukları nice dramlar tarihin sayfalarına geçmiştir.
Yabancı konsolosların haddini bilmez tavırları ve sözleri karşısındaki Mustafa Kemal Paşa'nın verdiği sert tepkinin temelinde iki dayanak bulunuyordu:
Birincisi, asker olmasına rağmen, uluslararası politika konusunda, karşısındaki konsoloslardan çok daha fazla bilgisi, deneyimi ve sezgisi vardı. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa'nın, özgüvene dayanan bu kesin tavrı sonuç vermiş, yabancı devletlerin savaş gemileri, bir iki gün içinde İzmir Limanı'ndan "geldikleri gibi" çekip gitmiştir.
İkincisi ise, buyruğu altındaki askerlere ve özellikle kim bilir kaç savaşta ateşle ve ölümle sınavdan geçmiş olan subaylarına güveniyordu.
96 yıl önce yaşanan bir askeri zaferin ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın diplomasideki başarısının yazıldığı 9 Eylül 1922 tarihinden alınması gereken dersler var!
Türk süvarilerinin İzmir'e girmelerinden bir gün önce İzmir'deki haddini bilmez Fransız Konsolosu, yalnız Fransızların değil, tüm İzmir halkının can ve mal güvenliğinin sağlanması için gereken önlemlerin alındığını, bunu sağlamak için Fransa ve İtalya'nın limandaki savaş gemilerinden karaya asker çıkarılacağını söylemek küstahlığında bulunmuştu. Oysa korku dağları bekliyordu. Ordularımız İzmir'e yaklaştıkça korkuları artan bu gruplar adına, başta İzmir'deki İngiltere Başkonsolosu olmak üzere İtilaf Devletleri konsolosları Türk Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa'ya telsiz yoluyla başvurmuşlar ve kendisiyle nerede, ne zaman görüşebileceklerini sormuşlardı. Atatürk, "Nutuk"ta bu konuda şöyle demiştir:
"Buna verdiğim cevapta 9 Eylül 1922'de Nif'te (bugünkü adıyla Kemalpaşa'da) görüşebileceğimi bildirmiştim. Gerçekten, dediğim günde ben Nif'te bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi; Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında, ilk verdiğim hedefe, Akdeniz'e ulaşmış bulunuyorlardı."
Mustafa Kemal Paşa 12 Eylül 1922 günü İngiltere Başkonsolosu Harry Lamp'i kabul etmiş ve onun küstahça dile getirdiği "İngiltere Hükûmetine harp mi ilan ettiniz" sorusu üzerine sinirlenerek Konsolos Lamp'e, kendisinin barış görüşmeleri yapmaya yetkisi olup olmadığını sormuş ve şöyle devam etmiştir:
"Yunan ordusunu Anadolu'ya çıkaran siz değil misiniz? Yunan ordularını mağlup ederek topraklarımızdan dışarı atan ve vatanı kurtaran ise biziz. Durum böyle olunca karar vermek bize değil, size düşer!"
Emperyalist devletler, tahrik ve teşvik ederek Anadolu'ya sürdükleri Yunanlıları, yenilgi üzerine kendi perişan hallerinde bırakmışlardır. Dış güçlerin vaatlerine kanıp, "bir koyup beş almak" gibi ham hayaller peşinde koşan sözde "devlet adamları" nın neden oldukları nice dramlar tarihin sayfalarına geçmiştir.
Yabancı konsolosların haddini bilmez tavırları ve sözleri karşısındaki Mustafa Kemal Paşa'nın verdiği sert tepkinin temelinde iki dayanak bulunuyordu:
Birincisi, asker olmasına rağmen, uluslararası politika konusunda, karşısındaki konsoloslardan çok daha fazla bilgisi, deneyimi ve sezgisi vardı. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa'nın, özgüvene dayanan bu kesin tavrı sonuç vermiş, yabancı devletlerin savaş gemileri, bir iki gün içinde İzmir Limanı'ndan "geldikleri gibi" çekip gitmiştir.
İkincisi ise, buyruğu altındaki askerlere ve özellikle kim bilir kaç savaşta ateşle ve ölümle sınavdan geçmiş olan subaylarına güveniyordu.
96 yıl önce yaşanan bir askeri zaferin ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın diplomasideki başarısının yazıldığı 9 Eylül 1922 tarihinden alınması gereken dersler var!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023