Sorun denilen şey ülkemizde bir kangren gibi büyüyor maalesef. Çünkü bu sorun her ne olursa olsun, hangi konuda olursa olsun çözülmek düşünülen bir şey değil.
Bencil insanın, kendi içerisinde bir kirli ruh barındıran insanın hiçbir mefhuma, varlığa faydalı olması mümkün olmadığı için bugün biz de bu hali yaşıyoruz.
Yani daha kendisine olmaktan daha büyük bir ahlaka, değere, inanca ram olmamış insanlar her yanımızı sardı. En fecisi de başımıza dikildiler.
Bence çözümsüzlük meselesini buradan da görmek gereklidir.
Çözüm üretemeyen oluşumların birincil meselesi daha "çözüm nedir?" sorusuna içlerinde bir yanıt bulmamış olmalarıdır.
Çözümün gerekliliğine inanmamalarıdır.
Zira gördüğümüz üzere, doymayan bir hırsla dünyaya sarılıyorlar.
İktidarıyla, muhalefetiyle gündeme koyduğumuz oluşumlar bizleri temsil ediyorlarsa bizlerin lehine bir şeyler yapmalılar. Biz, millet olarak onlara kendilerinden daha sevimli gelmeliyiz.
Ama bizim olan ne varsa satılırken herkes sus pus!
Bağımsız Türkiye derdinde olan bizlerin boğazı yırtıldı: "Madenlerimiz satıldı! Paramız kisvesinde emeğimiz dahi satılıyor! Madenler satılırken topraklarımız satılıyor! Ülke adım adım bölünmeye, iç karışıklığa gidiyor!" ve benzerinde her ne sorun varsa haykırdık. Bu milletin haberdar olmadığı tehlikeleri millete bağırdık.
Çünkü…
Prof. Dr. Haydar Baş Bey'le bir aradaydık.
O'nun elinin değdiği konudaki bakışını hiçbir insanın bakışıyla mukayese edemiyoruz.
Mesela ekonomi konusu çok çarpıcı bir örnektir.
Ekonomi, bir bilim dalı olarak işlenen, anlatılan, üzerinde akademik faaliyetler yapılan bir ciddi kavram olarak görünse de baştan aşağı yanlıştı ama bir kişi bile görememişti!
Kimse sorgulamıyordu: Bu temel varsayımlar acaba doğru mu diye. "Kaynaklar kıt mı? Nüfus problem mi? İşsizlik doğal mı? Yoksulluk makul mu? Biri kazanırken diğeri kazanamaz mı?" Ve bir ton benzeri soruyu kimse sormadı. Kimse binlerin, milyonların, milyarların kabul ettiği varsayımlara itiraz edemedi.
Ta ki… Haydar Baş diye bir insan çıkıp kavramları olması gereken yere koyana kadar, zulme bahane, kirli ağızlara sakız edilen "ekonomiyi" olması gerektiği temel yaklaşımları, bilimsel altyapısıyla açıklayana kadar…
Yani Prof. Dr. Baş, Milli Ekonomi Modeli'ni kaleme almasaydı biz de katliamlara bu kapitalizmi kabul etmekle ortak olabilirdik.
Ama Sayın Baş, böyle bir yaklaşımı doğurdu.
Bunun da zannediyorum ki en temel gerekliliği böyle bir derde sahip olmaktır.
İnsanları kazanmak, insanlara faydalı olmak, insanlara iyiliğinin dokunmasını arzulamaktır.
Çözüm sahibi olmanın en temel gerekliliği takdir edersiniz ki çözüm getirmeyi istemektir ki ülkemizde ne siyaset böyle bir dertte, ne toplumca böyle bir düşüncedeyiz.
Artık gözlerimizi açalım. Başımızı eğip görmeden geçmeye çalıştığımız gerçek bize mecbur gereken bir şeydir.
Prof. Dr. Haydar Baş'la olmak, başka hiçbir isimle benzemez, beka meselesidir. Çünkü bizi kemiren dertlerin dermanı Sayın Baş'ta!
Ülkemizin varlığını tehdit altına sokacak dertleri otuz yıl evvelinden haykırdığı yazıları hala arşivlerdedir!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Taşkın / diğer yazıları
- Ölenden borç var doğana borç kalıyor / 08.06.2019
- Eğer başarı aranıyorsa / 10.04.2019
- Enflasyonu da bilmiyorsunuz ki! / 15.03.2019
- Büyük devrim / 14.03.2019
- Çözüm sahibi olmak / 05.03.2019
- Taklit edilmeye çalışılan parti BTP / 26.02.2019
- Hepimiz orada olmak durumundayız / 20.01.2019
- Prof. Dr. Haydar Baş’a kim tuzak kurar? / 15.01.2019
- Yarın değil, bugün / 25.12.2018
- Ata’ya vefa borcumuz var / 23.10.2018
- Eğer başarı aranıyorsa / 10.04.2019
- Enflasyonu da bilmiyorsunuz ki! / 15.03.2019
- Büyük devrim / 14.03.2019
- Çözüm sahibi olmak / 05.03.2019
- Taklit edilmeye çalışılan parti BTP / 26.02.2019
- Hepimiz orada olmak durumundayız / 20.01.2019
- Prof. Dr. Haydar Baş’a kim tuzak kurar? / 15.01.2019
- Yarın değil, bugün / 25.12.2018
- Ata’ya vefa borcumuz var / 23.10.2018