MGK toplantısından 'gerilim' bekleyenler ile resepsiyondaki türban atraksiyonlarını güya 'derin kriz' olarak görenler, politikanın Ankara'dakiler tarafından yoğrulduğunu zannettikleri için yanıldılar.
Ankara, politik globalleşme sürecini yaşıyor.
Ankara'ya 'hazır çorba' türünden hazır politikalar geliyor; herkes bu çorbadan payına düşeni içiyor? Kimisi üfleyerek, kimisi kâse kâse. Dolayısıyla artık Ankara, kendi krizini kendisi oluşturacak düzlemde değildir.
Bu bağlamda resepsiyon tartışmalarını, ekonomik darlıklar sebebiyle kamuoyu nezdinde az-çok cilası dökülen iktidarın en uygun şekilde 'yeniden parlatılması' olarak görenler, daha ziyade haklı çıktı. Bu parlatma işlemi çeşitli argümanlarla sürdürüldü. İmar Yasası'yla her tarafa 'kilise, ayin evi' açma çığırını başlatma azmindeki iktidarın, güya Cumhurbaşkanı Sezer ile 'imam' tartışmasına tutulduğu, Başbakan'ın ise 'Ben de imamlık yaptım ama şimdi başbakanım' dediği türünden haberler de bu 'yeniden cilalama'nın bir seansını andırıyor.
Dün yabancılar parlatma seansı uyguladı. ABD Dışişleri Bakanı Powell, Türkiye, AB'nin bir parçasıdır, diyor. Bir gün sonra, yani dün Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grosman, gündemle alakasız görünse de, Başbakan'ın ABD ziyaretinde herhangi bir taahhütte bulunmadığının, herhangi bir söz vermediğinin ısrarla altını çizdi.
Bu arada Mesut Yılmaz, Bavyera Katolik Akademisi'nden AKP'ye AB takdirlerini iletti.
Böyle bir global düzlemde MGK'dan krizler çıkamaz; herkes rahat olsun. Tezkere'yle gündeme gelen milli egemenliğin tartışmalı hallere düşürülmesi hususlarında bile 'iktidara tam destek' beyanatı veren askerin, MGK'larda AKP'ye zorluk çıkarmayacağı açıktır.
Nitekim çıkmadı. Artık başı üstünde Demokles'in kılıcı gibi AB kriterleri asılı bulunan MGK'nın 'laiklik vurgusu' da rutin bir beyanat olarak görülebilir.
Atışmalar ve atraksiyonlar, dar alanda kısa paslaşmalardır, o kadar.
Anlaşılan, bundan böyle Türkiye'de kriz çıkartacak merciler yerli olanlar değil; yabancı olanlardır.
Çıkartırsa; ABD kriz çıkartır, AB kriz çıkartır, IMF kriz çıkartır.
Krizin düğmesi, Ankara'dan Batı başkentlerine nakledildi.
Globalleşme sürecinde Ankara'nın politik ipleri, bu odakların elinde. Kırmızı kitapta kaydı geçen 'AB istikameti' de bu globalleşmenin en önemli ayağı.
Ankara, ev ödevlerini AB'nin istediği biçimde yerine getirdikçe, Kıbrıs dahil her konuda dayatılan tavizleri verdikçe, ABD'nin 'stratejik talepleri'ne karşılık verdikçe; 'milletin iktidarı' olarak değil, 'ABD ve AB kuvvet macunu'yla güçlendirilmiş bir politik kadro olarak MGK toplantılarına katılmaktadır. Dolayısıyla bu toplantılarda zorluk çıkartmak, AB'ye, ABD'ye zorluk çıkartmak olur ki, bu kabil 'yüksek müsaadesiz kriz' henüz vuku bulmamıştır.
Bağımsız ve güçlü Türkiye ile globalleştirilmiş bağımlı Türkiye arasındaki yol ayrımı buradan başlamaktadır. Ankara, henüz bu milli ve güçlü duruş tercihini yapmış görünmüyor. Bu cilalı siyaset devriyle tarihin bizi nereye sürükleyeceğini de henüz kestirebilmiş değil.
Ankara kendini, Bağımsız Türkiye'yi arıyor. Ya da tam bağımlı Türkiye'ye doğru kayıyor.
Ankara kriz çıkartacak lükse sahip değil.
Bingöl'ümüzdeki deprem feleketinde can veren kardeşlerimize Yüce Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar niyaz eder, kederli ailelerine ve Aziz Milletimizi başsağlığı dilerim.
Ankara, politik globalleşme sürecini yaşıyor.
Ankara'ya 'hazır çorba' türünden hazır politikalar geliyor; herkes bu çorbadan payına düşeni içiyor? Kimisi üfleyerek, kimisi kâse kâse. Dolayısıyla artık Ankara, kendi krizini kendisi oluşturacak düzlemde değildir.
Bu bağlamda resepsiyon tartışmalarını, ekonomik darlıklar sebebiyle kamuoyu nezdinde az-çok cilası dökülen iktidarın en uygun şekilde 'yeniden parlatılması' olarak görenler, daha ziyade haklı çıktı. Bu parlatma işlemi çeşitli argümanlarla sürdürüldü. İmar Yasası'yla her tarafa 'kilise, ayin evi' açma çığırını başlatma azmindeki iktidarın, güya Cumhurbaşkanı Sezer ile 'imam' tartışmasına tutulduğu, Başbakan'ın ise 'Ben de imamlık yaptım ama şimdi başbakanım' dediği türünden haberler de bu 'yeniden cilalama'nın bir seansını andırıyor.
Dün yabancılar parlatma seansı uyguladı. ABD Dışişleri Bakanı Powell, Türkiye, AB'nin bir parçasıdır, diyor. Bir gün sonra, yani dün Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grosman, gündemle alakasız görünse de, Başbakan'ın ABD ziyaretinde herhangi bir taahhütte bulunmadığının, herhangi bir söz vermediğinin ısrarla altını çizdi.
Bu arada Mesut Yılmaz, Bavyera Katolik Akademisi'nden AKP'ye AB takdirlerini iletti.
Böyle bir global düzlemde MGK'dan krizler çıkamaz; herkes rahat olsun. Tezkere'yle gündeme gelen milli egemenliğin tartışmalı hallere düşürülmesi hususlarında bile 'iktidara tam destek' beyanatı veren askerin, MGK'larda AKP'ye zorluk çıkarmayacağı açıktır.
Nitekim çıkmadı. Artık başı üstünde Demokles'in kılıcı gibi AB kriterleri asılı bulunan MGK'nın 'laiklik vurgusu' da rutin bir beyanat olarak görülebilir.
Atışmalar ve atraksiyonlar, dar alanda kısa paslaşmalardır, o kadar.
Anlaşılan, bundan böyle Türkiye'de kriz çıkartacak merciler yerli olanlar değil; yabancı olanlardır.
Çıkartırsa; ABD kriz çıkartır, AB kriz çıkartır, IMF kriz çıkartır.
Krizin düğmesi, Ankara'dan Batı başkentlerine nakledildi.
Globalleşme sürecinde Ankara'nın politik ipleri, bu odakların elinde. Kırmızı kitapta kaydı geçen 'AB istikameti' de bu globalleşmenin en önemli ayağı.
Ankara, ev ödevlerini AB'nin istediği biçimde yerine getirdikçe, Kıbrıs dahil her konuda dayatılan tavizleri verdikçe, ABD'nin 'stratejik talepleri'ne karşılık verdikçe; 'milletin iktidarı' olarak değil, 'ABD ve AB kuvvet macunu'yla güçlendirilmiş bir politik kadro olarak MGK toplantılarına katılmaktadır. Dolayısıyla bu toplantılarda zorluk çıkartmak, AB'ye, ABD'ye zorluk çıkartmak olur ki, bu kabil 'yüksek müsaadesiz kriz' henüz vuku bulmamıştır.
Bağımsız ve güçlü Türkiye ile globalleştirilmiş bağımlı Türkiye arasındaki yol ayrımı buradan başlamaktadır. Ankara, henüz bu milli ve güçlü duruş tercihini yapmış görünmüyor. Bu cilalı siyaset devriyle tarihin bizi nereye sürükleyeceğini de henüz kestirebilmiş değil.
Ankara kendini, Bağımsız Türkiye'yi arıyor. Ya da tam bağımlı Türkiye'ye doğru kayıyor.
Ankara kriz çıkartacak lükse sahip değil.
Bingöl'ümüzdeki deprem feleketinde can veren kardeşlerimize Yüce Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar niyaz eder, kederli ailelerine ve Aziz Milletimizi başsağlığı dilerim.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019