Yıl 1966? İstanbul'da Ağır Ceza Mahkemesi'nde staj yapıyorum. Duruşma salonuna tutuklu bir çocuk getirildi, hırsızlık yapmış. Mahkeme reisi soruyor: Niye yaptın oğlum? Çocuk ağlayarak, hâkim amca çok acıkmıştım, diye cevap veriyor. Geçmiş yıllar, tam hatırlayamıyorum, ya ekmek ya da simitti çaldığı şey. Savcı ağır ceza istemesine rağmen, "Tereyağ Nuri" lakaplı, babacan tavırlı reis bey çocuğun beraatine(aklanmasına) karar vermişti.Mahkeme başkanının beraat gerekçesi ıstırar idi. Istırarın anlamı, zorda kalmak yani çaresizliktir. Çocuk çok acıktığı için, çaresizlikle ekmek çalmış. Bunu nazara alan mahkeme sanığı aklamıştı. Savcı kararı temyiz ettiyse de Yargıtay'ın nasıl bir sonuca vardığını takip edemedim.Her zorda kalan suç işlese ve de ceza verilmese, bunun önü alınmaz ve insanlar suça özendirilmiş olur. Ceza Kanunu ancak meşru müdafaa ve zorunluluk durumunda ceza öngörmemekte ya da verilecek cezayı hafifletmektedir. Mesela evine hırsız giren kişi, hırsıza karşı güç kullansa, cezai sorumluluğu olmaz. Bu durumda dahi kullanılan gücün orantılı olması yasa gereğidir. Evine giren kişiyi defetmek için silahını kullanan ev sahibi hırsızın kafasına sıkarsa durum başka, topuğuna sıkarsa durum farklı değerlendirilir. Zorda kalınmış ve çaresizlik içerisinde işlenmiş suçun cezasında indirime gidilir, şartlar oluşmuşsa ceza da verilmeyebilir, meşru savunmada olduğu gibi.49 yıl önce tanık olduğum ekmek çalan çocuk olayından 31 yıl sonra, 1997'de Gaziantep'te baklava çalan çocuklar Türkiye'nin gündemine oturmuştu.Yargılanan çocuklar 9 yıla mahkûm edilince cezanın orantısız olduğu, adil olmadığı yolunda eleştiriler yoğunluk kazanmıştı.Toplumun vicdanını rahatsız eden şey, milyonlarla çalanların ortalıkta dolaşmasıydı, ceza adaletinin yokluğuydu.Kimse çocukların hırsızlık yapmasını onaylamaz velev ki, açlıktan olsun. Ancak bu çocukların ağır cezaya uğramaları yanında büyük hırsızların yargıdan sıyırmaları kolay hazmedilemiyordu işte.Şu sıralar baklava yine gündemde;Baklavacı çocuklardan sonra sırayı baklavacı polisler aldı. Polisler baklava çalmamıştı, sadece kemali afiyetle yemişlerdi. Yarasın yaramasına da, ortada yaramayan bir şey var o da kocaman bir ayıp!Olayın özeti şöyle:Mardin'in Nusaybin ilçesinde bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı ilân edilmiş, çatışmalarda insanlar ölmüş ve yasağın kalkması için HDP'li milletvekilleri bölgeye gelerek açlık grevine başlamıştı.Ne var ki, birkaç gün önce açlık grevinin yapıldığı yere gelen polisler tepsi tepsi gelen baklavaları, grevcilerin gözleri önünde mideye indirince insan düşünmeden edemiyor! Yapılan hareket cezalandırma mı, yoksa işkence mi?HDP'li bazı milletvekillerinin açlık grevi cezalandırılacak ise, bunun yasal yolları vardır. İşkence etmekse, yasal yolu yoktur, zira işkence yasaktır.Hukuk ve yasalar bir tarafa, demokratik protesto eylemleri çerçevesinde kalan bir davranış için biber gazı ve tazyikli su ile de yetinmeyip, alay edercesine baklava gösterisi yapmak, ahlak kurallarının ve insan onurunun neresinde yer alır, düzeyi/düzeysizliği nedir?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023