Ankara'da ne siyasi ilke kaldı, ne siyasi ahlâk, ne de siyasi teamül...
Sadece Türk siyasi hayatında değil, dünya siyaset tarihinde, partisinden ve kabinesinden bu kadar vekil ve bakanı istifa edip de "aylarca raporlu hasta" haliyle Başbakanlığı süren Bülent Ecevit'ten gayrı bir başka politikacıya rastlayan bana haber versin... Sürmanşet vereceğim.
Bu tablo, Bülent Ecevit'in değil, koalisyon ortakları başta olmak üzere tüm iktidar ve muhalefet partilerinin ne kadar "politik acizlik" içinde olduklarının göstergesidir.
Evet, Ecevit'in ahvali; yel değirmenlerine karşı tek başına mücadele veren Don Kişot misali...
Ecevit'in su tutmaz hali, diğerlerine bin çekiyor.
MHP bunaldı
Şimdi asıl zorda olan Devlet Bahçeli...
Bahçeli, ilke ve kimlik bunalımı geçiriyor.
Sanki Apo'yu ipten indiren benmişim gibi, milletin huzurunda iken güya AB'ye karşı... Mesut Yılmaz'ın ve sair yerli yabancı AB'cilerin huzurlarında ise katıksız AB'ci...
Yılmaz köşeye sıkıştırınca, Bahçeli, koalisyon hükümetinin üç yıl süresince AB konusunda attığı ve tarihi bir nitelik taşıyan pek çok olumlu adımın altında MHP'nin imzası vardır, dedirtiyor 31 Mayıs günü yardımcısı Şefkat Çetin'e. Diğer MHP'li bakanlar ise halkın yüzüne çıkınca farklı telden çalıyorlar; kimisi diyor ki, AB'nin talepleri Apo'nun talepleridir. Kimisi de Kopenhag kriterleri, Sevr maddeleridir.
Bu, çark, gel-git, ilkesizlik değil sadece; bir bunalım.
Bahçeli'ye suçüstü
Başbakan Ecevit'in, Bahçeli ile ilgili önceki günkü sürpriz açıklaması bu bunalımın üstüne tuz biber ekiyor.
Ecevit, oy sayısında MHP'nin altına düştüğümüzde normal olarak bizim istifa etmemiz gerekirdi; ancak MHP bunu doğru bulmuyor, Bahçeli buna yanaşmıyor, diyor önceki gün. Ecevit'in anlattığına göre Bahçeli, Ecevit'in o haliyle Başbakanlık'ta kalmasını uygun buluyor. Başbakan da, ne yapalım, hükümet sorunu çıkmasın diye "peki" diyoruz, diye konuşuyor.
Bahçeli, ya hu başbakanlık üzerimde kalacak, perişan olacağım, dercesine; önceki gün Ecevit'ten daha heyecanlı biçimde, istifacı vekillere, DSP'ye dönün çağrısı yapıyor.
Hani Bahçeli, başbakanlığa hazırdı?
Bahçeli, şimdi niçin kaçıyor, dersiniz.
Hatırlarsınız, 23 Nisan öncesi partisinin Kızılcahamam'daki toplantısının açılışında Bahçeli, başbakanlığa hazır olduklarını söylemişti. Mesut Yılmaz da 22 Nisan günü, ben de başbakanlığa hazırım, diye gönderme yapmıştı.
Ecevit'in beyanına göre şimdi Bahçeli, tabana kuvvet kaçıyor.
Yoksa Bahçeli, hani şu mini mini çocukların Meclis'i şenlendirdiği 23 Nisan başbakanlığı için mi, hazırım demişti.
Tiyatrocuların hesabı
Bunlar tiyatro mu oynuyor Allah aşkına?
Nerede devlet ciddiyeti, nerede siyasi ahlak, nerede ilke ve iz'an...
Şimdi MHP, birinci parti.
Başbakan, ise üçüncü sıraya düşen partiden... Hem de hasta.
Başbakanlık ise sanki ateşten gömlek.
Niye mi?
Koalisyonun iki ortağı şu hesabı yapıyor: IMF'nin talimatlarıyla tarımı, sanayiyi, imalatı, işçiyi, çiftçiyi, esnafı, memuru bitirdik. AB dayatmalarıyla Yasama'nın, Yürütme'nin, Yargı'nın bağımsızlığını beş paralık ettik. Apo'yu ipten indirdik. İç-dış borcu kabarttıkça kabarttık. 97 katrilyonluk bütçemizde, borçlarımızın "sadece faiz gideri" bu yıl 45 katrilyon. Bir dahaki sene 68-70 katrilyonu bulacak. Borcun anaparası duracak. Yani ülke battı. Bunun altından kendileri kalkamaz.
Ortaklar bunu çok iyi biliyor; çünkü kendi hikayeleri.
Er veya geç, bu batışın hesabını millet elbette soracak. Millet, seçimde elbette faturayı kesecek.
Tam bu konjonktürde Ecevit'in hastalanmasıyla ortaklar bir nefes aldı. Ortakların fatura hesabı şu: Şayet Ecevit, başbakan olarak devam ederken hastalığının şiddeti artar da Hak vaki olursa, faturayı Ecevit'in sırtına yükler ve göndeririz.
Eskiden bazı krallar, mezarlarına eşya ve kapkacaklarıyla gömülürdü.
Şimdi de ortakları, Ecevit'i ülkeyi çökertme faturalarıyla tek başına gömmeye çalışıyorlar.
Ne yapsın Ecevit...
Ülkenin batırılmış bu ahvalini yüklenip Başbakan olarak seçime gidecek babayiğit yok. Koltuk, istese de istemese de Ecevit'e kaldı.
Ancak millet, iktidar ve muhalefetteki tüm AB'ci-IMF'ci koalisyonu sandığa gömecek.
Korku bu.
Bu sebeple hepsi, başbakanlığa hazırız, diyor ama kimse bu ateşten gömleği giymeye yanaşmıyor.
Bahçeli, AB konusunda altında imzası bulunan tavizleri "AB karşıtı söylemlerle" tam da milletin gözünden kaçırmaya çalışırken Ecevit, suçüstü yapıyor. Bahçeli'nin başbakanlıktan kaçtığını ve koltuğun bu zaruret sebebiyle kendisine kaldığını açıklıyor.
Bilmem anlatabildim mi?
Türkler geliyor
ABD ve AB'den devşirme siyasi icazetliler de, bu çöküşte sanki AB ve ABD'nin kasası IMF'nin payı yokmuş gibi, ülkeyi tam batırmak, milleti tam dağıtmak üzere koltuk kapmak için koro halinde AB'ci-ABD'ci kesildiler. Koltuk pahasına Kıbrıs'tan, Kuzey Irak'tan, güneyden vazgeçtiler.
Millet, bu kadarı da fazla, diyor.
Vatanını bekliyor, sandığını bekliyor.
AB ve ABD ise, vahim çöküş tablosunu görünce; şahlanan Kuvay-ı Milliye ruhundan ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin tek başına iktidarından korkuyor. Bunu da kendi kalemleri yazdı.
Ama korkmalarına gerek yok. Zira bu millet, tarihten bugüne hiç kimseye adaletten gayrı bir muamelede bulunmadı.
Bu seçimde herhalde sadece sandıklar açılmayacak; yepyeni bir Türk çağı da açılacak.
Ateşten gömleğe dönüşen başbakanlık işte bu yürekli Türkleri bekliyor.
Türkler geliyor.
Sadece Türk siyasi hayatında değil, dünya siyaset tarihinde, partisinden ve kabinesinden bu kadar vekil ve bakanı istifa edip de "aylarca raporlu hasta" haliyle Başbakanlığı süren Bülent Ecevit'ten gayrı bir başka politikacıya rastlayan bana haber versin... Sürmanşet vereceğim.
Bu tablo, Bülent Ecevit'in değil, koalisyon ortakları başta olmak üzere tüm iktidar ve muhalefet partilerinin ne kadar "politik acizlik" içinde olduklarının göstergesidir.
Evet, Ecevit'in ahvali; yel değirmenlerine karşı tek başına mücadele veren Don Kişot misali...
Ecevit'in su tutmaz hali, diğerlerine bin çekiyor.
MHP bunaldı
Şimdi asıl zorda olan Devlet Bahçeli...
Bahçeli, ilke ve kimlik bunalımı geçiriyor.
Sanki Apo'yu ipten indiren benmişim gibi, milletin huzurunda iken güya AB'ye karşı... Mesut Yılmaz'ın ve sair yerli yabancı AB'cilerin huzurlarında ise katıksız AB'ci...
Yılmaz köşeye sıkıştırınca, Bahçeli, koalisyon hükümetinin üç yıl süresince AB konusunda attığı ve tarihi bir nitelik taşıyan pek çok olumlu adımın altında MHP'nin imzası vardır, dedirtiyor 31 Mayıs günü yardımcısı Şefkat Çetin'e. Diğer MHP'li bakanlar ise halkın yüzüne çıkınca farklı telden çalıyorlar; kimisi diyor ki, AB'nin talepleri Apo'nun talepleridir. Kimisi de Kopenhag kriterleri, Sevr maddeleridir.
Bu, çark, gel-git, ilkesizlik değil sadece; bir bunalım.
Bahçeli'ye suçüstü
Başbakan Ecevit'in, Bahçeli ile ilgili önceki günkü sürpriz açıklaması bu bunalımın üstüne tuz biber ekiyor.
Ecevit, oy sayısında MHP'nin altına düştüğümüzde normal olarak bizim istifa etmemiz gerekirdi; ancak MHP bunu doğru bulmuyor, Bahçeli buna yanaşmıyor, diyor önceki gün. Ecevit'in anlattığına göre Bahçeli, Ecevit'in o haliyle Başbakanlık'ta kalmasını uygun buluyor. Başbakan da, ne yapalım, hükümet sorunu çıkmasın diye "peki" diyoruz, diye konuşuyor.
Bahçeli, ya hu başbakanlık üzerimde kalacak, perişan olacağım, dercesine; önceki gün Ecevit'ten daha heyecanlı biçimde, istifacı vekillere, DSP'ye dönün çağrısı yapıyor.
Hani Bahçeli, başbakanlığa hazırdı?
Bahçeli, şimdi niçin kaçıyor, dersiniz.
Hatırlarsınız, 23 Nisan öncesi partisinin Kızılcahamam'daki toplantısının açılışında Bahçeli, başbakanlığa hazır olduklarını söylemişti. Mesut Yılmaz da 22 Nisan günü, ben de başbakanlığa hazırım, diye gönderme yapmıştı.
Ecevit'in beyanına göre şimdi Bahçeli, tabana kuvvet kaçıyor.
Yoksa Bahçeli, hani şu mini mini çocukların Meclis'i şenlendirdiği 23 Nisan başbakanlığı için mi, hazırım demişti.
Tiyatrocuların hesabı
Bunlar tiyatro mu oynuyor Allah aşkına?
Nerede devlet ciddiyeti, nerede siyasi ahlak, nerede ilke ve iz'an...
Şimdi MHP, birinci parti.
Başbakan, ise üçüncü sıraya düşen partiden... Hem de hasta.
Başbakanlık ise sanki ateşten gömlek.
Niye mi?
Koalisyonun iki ortağı şu hesabı yapıyor: IMF'nin talimatlarıyla tarımı, sanayiyi, imalatı, işçiyi, çiftçiyi, esnafı, memuru bitirdik. AB dayatmalarıyla Yasama'nın, Yürütme'nin, Yargı'nın bağımsızlığını beş paralık ettik. Apo'yu ipten indirdik. İç-dış borcu kabarttıkça kabarttık. 97 katrilyonluk bütçemizde, borçlarımızın "sadece faiz gideri" bu yıl 45 katrilyon. Bir dahaki sene 68-70 katrilyonu bulacak. Borcun anaparası duracak. Yani ülke battı. Bunun altından kendileri kalkamaz.
Ortaklar bunu çok iyi biliyor; çünkü kendi hikayeleri.
Er veya geç, bu batışın hesabını millet elbette soracak. Millet, seçimde elbette faturayı kesecek.
Tam bu konjonktürde Ecevit'in hastalanmasıyla ortaklar bir nefes aldı. Ortakların fatura hesabı şu: Şayet Ecevit, başbakan olarak devam ederken hastalığının şiddeti artar da Hak vaki olursa, faturayı Ecevit'in sırtına yükler ve göndeririz.
Eskiden bazı krallar, mezarlarına eşya ve kapkacaklarıyla gömülürdü.
Şimdi de ortakları, Ecevit'i ülkeyi çökertme faturalarıyla tek başına gömmeye çalışıyorlar.
Ne yapsın Ecevit...
Ülkenin batırılmış bu ahvalini yüklenip Başbakan olarak seçime gidecek babayiğit yok. Koltuk, istese de istemese de Ecevit'e kaldı.
Ancak millet, iktidar ve muhalefetteki tüm AB'ci-IMF'ci koalisyonu sandığa gömecek.
Korku bu.
Bu sebeple hepsi, başbakanlığa hazırız, diyor ama kimse bu ateşten gömleği giymeye yanaşmıyor.
Bahçeli, AB konusunda altında imzası bulunan tavizleri "AB karşıtı söylemlerle" tam da milletin gözünden kaçırmaya çalışırken Ecevit, suçüstü yapıyor. Bahçeli'nin başbakanlıktan kaçtığını ve koltuğun bu zaruret sebebiyle kendisine kaldığını açıklıyor.
Bilmem anlatabildim mi?
Türkler geliyor
ABD ve AB'den devşirme siyasi icazetliler de, bu çöküşte sanki AB ve ABD'nin kasası IMF'nin payı yokmuş gibi, ülkeyi tam batırmak, milleti tam dağıtmak üzere koltuk kapmak için koro halinde AB'ci-ABD'ci kesildiler. Koltuk pahasına Kıbrıs'tan, Kuzey Irak'tan, güneyden vazgeçtiler.
Millet, bu kadarı da fazla, diyor.
Vatanını bekliyor, sandığını bekliyor.
AB ve ABD ise, vahim çöküş tablosunu görünce; şahlanan Kuvay-ı Milliye ruhundan ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin tek başına iktidarından korkuyor. Bunu da kendi kalemleri yazdı.
Ama korkmalarına gerek yok. Zira bu millet, tarihten bugüne hiç kimseye adaletten gayrı bir muamelede bulunmadı.
Bu seçimde herhalde sadece sandıklar açılmayacak; yepyeni bir Türk çağı da açılacak.
Ateşten gömleğe dönüşen başbakanlık işte bu yürekli Türkleri bekliyor.
Türkler geliyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019