Son günlerde ekranlara yansıyan misyonerlik konusundaki tartışmalara dikkat ediyor musunuz? Haber ve itiraf kırıntıları bile, işin vahametini en basit akılla çözmeye yetmektedir. Bu günler, Türkiyemizle ilgili ekonomiden dış politikaya en temel problemlerin teşhis ve çözümünde olduğu gibi, misyonerlik konusunda da bir kez daha Prof. Dr. Haydar Baş beyi haklı çıkarmıştır. Bu derin ve ciddi tehlikeye dikkat çekmekle kalmayıp çözüm olarak yıllardan beri seslendirdiği "Dini bütünlüğümüz, milli bütünlüğümüzün teminatıdır" esası, tüm gönüllere, tüm hanelere, kurumlara, dairelere asılması ve gereğinin yapılması lazım gelen bir gerçektir.
8-9 yıl önce bu vahim gelişmelere dikkat çektiğimizde dudak bükenler, öyle şey mi olur canım bunlar sanal komplo senaryoları diyenler, şimdi dizlerini dövmeye başladılar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da siz haklı çıktınız, demeye başladılar. İşin çığırından çıktığını ancak gördüler.
Çünkü yerli sivil işbirlikçilerinin varlığı hadi neyse; inanç turizmi veya dinlerarası diyalog adı altında devletin kurumlarının bile misyonerliğe alet edildiği somut belgeler ışığında konuşulmaya başlandı. Lozan Antlaşması'nın, değil yeni kilise ihdas etme, eskilerinin imarını bile bakanlık iznine bağlayan düzenlemesine rağmen her taşın altından bir ayin yerinin, her binanın bodrumundan bir kilise evin türemesine, en umulmadık yerlerde gençlerimizin misyonerlik oltasıyla avlanmasına maalesef resmi makamlarca göz yumulduğu kanıtlarıyla bangır bangır anlatılıyor. Bütün bunlar olurken Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, değil karşı çalışmalar içine girmesi, bilakis vakıf kanalıyla elde ettiği gelirleri modern misyonerlik olan dinlerarası diyalog toplantılarına harcadığı; hatta sayın Başkan'ın kendisini Ekümenik ilan eden Patrik'in Borphous deklerasyonunda Ekümenik vasfını onaylarcasına hemen yanıbaşına imza çaktığı bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Yenimesaj okuyucuları ve Meltem TV izleyicileri için orjinal şeyler değil bunlar. Zira, siz deyin 7-8, biz diyelim 17-18 seneden beri Prof. Dr. Haydar Baş beyin ikaz ettiği gerçekler bunlar. Millet şuna hayıflanıyor; bu vatanın muhafızı olan ve olması gereken aydınlarımız, etkililerimiz ve yetkililerimiz hep iş işten geçtikten sonra mı bu büyük risklerin farkına varacak, kulağından tutacak?
Bütün bunlar sürüp giderken toplum, binlerce gencimizin avlanmasına mı yansın.... Atı alanın Üsküdar'ı geçtiğine mi.... Yoksa kendi kültür ve değerlerine yönelik aşağılama ve yozlaştırma bombardımanına mı... Yahut ekranlara ve resmi koltuklara tünemiş birçok din bilginimiz başta olmak üzere aydınlarımızın ve okumuş vatan evladının farkında olarak veya olmayarak bu misyonerlerin bedava piyonları konumuna nasıl düştüğüne mi... Veya bu dinsel ve etnik misyonerlikle vatanının bölünmeye doğru yol aldığına mı yansın? Bütün bunlara lojistik ve politik destek sağlayan bazı siyaset ve bürokrasi kurmaylarına mı? Hangisine?
Türkiye'yi yöneten veya yönetmeye talip olan partilerin programına bakınız; bu ve benzeri tehlikelerden, vatanımızı kuşatan manevralardan haberdar olan, bir satırlık kaydı bulunan bir siyasi oluşum var mı? Yok... Yok... Yok.
Sadece, Prof. Dr. Haydar Baş beyin açtığı Kuvay-ı Milliye çığırının partileşmesiyle ortaya çıkan Bağımsız Türkiye Partisi'nin programında görüyoruz bu gerçekleri ve tedbirlerini. BTP'nin parti programı, ekonomiden dış politikaya, eğitimden kültüre tam bir kurtuluş ve bağımsızlık reçetesi.
Bakınız bu konuda BTP programı ne diyor:
Hedef ülke Türkiye... Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik çıkar çatışmasının güdümünde daha da keskinleştirildi (s, 4). Türkiye'nin siyasi. sosyal, kültürel, ekonomik vb. sorunları analiz edildiğinde, en başta gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze yönelik olduğunu görüyoruz (s, 5). Günümüzde ülkemiz siyasi, kültürel ve ekonomik kuşatma altına alınmış durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir (s, 6). Ve tabii bu tehdit ve tehlikeler karşısında yapılması gerekenler, tedbirler ve çareler; BTP herşeyin farkında.
Akl-ı selim sahibi siyasilerimiz, yetkililerimiz, devlet erkanı, eğer BTP'nin programını samimiyetle ele alabilirlerse; bu, bir parti programının ötesinde hepimizin sahiplenmesi gereken, devlet politikaları haline getirilmesi gereken çözümlerdir kanaatinde inanın buluşurlar. Toplumun beklentisi de budur, kurtuluşu da bundadır. BTP'nin Kuvay-ı Milliye ruhuyla buluşması adresi olması bu gerçeğin somut halidir.
Gerisi oyalanma ve vakit kaybıdır; yoksa ne at kalacak, ne Üsküdar.
8-9 yıl önce bu vahim gelişmelere dikkat çektiğimizde dudak bükenler, öyle şey mi olur canım bunlar sanal komplo senaryoları diyenler, şimdi dizlerini dövmeye başladılar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da siz haklı çıktınız, demeye başladılar. İşin çığırından çıktığını ancak gördüler.
Çünkü yerli sivil işbirlikçilerinin varlığı hadi neyse; inanç turizmi veya dinlerarası diyalog adı altında devletin kurumlarının bile misyonerliğe alet edildiği somut belgeler ışığında konuşulmaya başlandı. Lozan Antlaşması'nın, değil yeni kilise ihdas etme, eskilerinin imarını bile bakanlık iznine bağlayan düzenlemesine rağmen her taşın altından bir ayin yerinin, her binanın bodrumundan bir kilise evin türemesine, en umulmadık yerlerde gençlerimizin misyonerlik oltasıyla avlanmasına maalesef resmi makamlarca göz yumulduğu kanıtlarıyla bangır bangır anlatılıyor. Bütün bunlar olurken Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, değil karşı çalışmalar içine girmesi, bilakis vakıf kanalıyla elde ettiği gelirleri modern misyonerlik olan dinlerarası diyalog toplantılarına harcadığı; hatta sayın Başkan'ın kendisini Ekümenik ilan eden Patrik'in Borphous deklerasyonunda Ekümenik vasfını onaylarcasına hemen yanıbaşına imza çaktığı bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Yenimesaj okuyucuları ve Meltem TV izleyicileri için orjinal şeyler değil bunlar. Zira, siz deyin 7-8, biz diyelim 17-18 seneden beri Prof. Dr. Haydar Baş beyin ikaz ettiği gerçekler bunlar. Millet şuna hayıflanıyor; bu vatanın muhafızı olan ve olması gereken aydınlarımız, etkililerimiz ve yetkililerimiz hep iş işten geçtikten sonra mı bu büyük risklerin farkına varacak, kulağından tutacak?
Bütün bunlar sürüp giderken toplum, binlerce gencimizin avlanmasına mı yansın.... Atı alanın Üsküdar'ı geçtiğine mi.... Yoksa kendi kültür ve değerlerine yönelik aşağılama ve yozlaştırma bombardımanına mı... Yahut ekranlara ve resmi koltuklara tünemiş birçok din bilginimiz başta olmak üzere aydınlarımızın ve okumuş vatan evladının farkında olarak veya olmayarak bu misyonerlerin bedava piyonları konumuna nasıl düştüğüne mi... Veya bu dinsel ve etnik misyonerlikle vatanının bölünmeye doğru yol aldığına mı yansın? Bütün bunlara lojistik ve politik destek sağlayan bazı siyaset ve bürokrasi kurmaylarına mı? Hangisine?
Türkiye'yi yöneten veya yönetmeye talip olan partilerin programına bakınız; bu ve benzeri tehlikelerden, vatanımızı kuşatan manevralardan haberdar olan, bir satırlık kaydı bulunan bir siyasi oluşum var mı? Yok... Yok... Yok.
Sadece, Prof. Dr. Haydar Baş beyin açtığı Kuvay-ı Milliye çığırının partileşmesiyle ortaya çıkan Bağımsız Türkiye Partisi'nin programında görüyoruz bu gerçekleri ve tedbirlerini. BTP'nin parti programı, ekonomiden dış politikaya, eğitimden kültüre tam bir kurtuluş ve bağımsızlık reçetesi.
Bakınız bu konuda BTP programı ne diyor:
Hedef ülke Türkiye... Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik çıkar çatışmasının güdümünde daha da keskinleştirildi (s, 4). Türkiye'nin siyasi. sosyal, kültürel, ekonomik vb. sorunları analiz edildiğinde, en başta gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze yönelik olduğunu görüyoruz (s, 5). Günümüzde ülkemiz siyasi, kültürel ve ekonomik kuşatma altına alınmış durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir (s, 6). Ve tabii bu tehdit ve tehlikeler karşısında yapılması gerekenler, tedbirler ve çareler; BTP herşeyin farkında.
Akl-ı selim sahibi siyasilerimiz, yetkililerimiz, devlet erkanı, eğer BTP'nin programını samimiyetle ele alabilirlerse; bu, bir parti programının ötesinde hepimizin sahiplenmesi gereken, devlet politikaları haline getirilmesi gereken çözümlerdir kanaatinde inanın buluşurlar. Toplumun beklentisi de budur, kurtuluşu da bundadır. BTP'nin Kuvay-ı Milliye ruhuyla buluşması adresi olması bu gerçeğin somut halidir.
Gerisi oyalanma ve vakit kaybıdır; yoksa ne at kalacak, ne Üsküdar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019