Sokağa çıkma yasakları konusundaki talepleri reddeden Mahkeme'nin unuttuğu şey insan onuruydu.
Anayasa Mahkemesi'nin(AYM) reddettiğini bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kabul ederek, inceleme başlattı ve Türkiye'den, savunma olarak, şu üç sorunun cevabını istedi:
1 Sokağa çıkma yasaklarının hukuki gerekçesi nedir?
2 Yasaklı bölgelerdeki ahali temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu?
3 Bölge sakinlerinin hayat haklarının korunması için önlem alınmış mıdır ve alınmakta mıdır?
İşin öncesine bakalım; mülki âmirler (vali, kaymakam) tarafından sokağa çıkma yasağı kararı alınmasının ve uygulanmasının engellenmesi konusunda tedbir kararı verilmesi için AYM'ye başvurularak, kararların anayasaya aykırı olduğu, bireyin güvenliğini ve yaşam hakkını ihlâl eder nitelikte olduğu öne sürülmüşse de AYM, başvurucuların, sağlık hizmetlerine ve temel ihtiyaçlarına ilişkin taleplerinin karşılanmadığına dair, derhal tedbir kararı verilmesini gerektirecek bir durum bulunmadığı gerekçesiyle talepleri reddetmiştir. Kararın satır aralarında, bölgede yaşayanların 112 Acil Yardım Hattı ve 155 Polis İmdat Hattı'nı aramaları halinde sağlık hizmetlerine temel ihtiyaçlarına ilişkin taleplerinin karşılanabileceği, yapılan araştırma neticesinde başvurucuların böyle bir talepte bulunmadığı, hususları da yer almıştır.
Anlaşılan o ki, oybirliği ile karar veren Mahkeme üyelerinin hiçbiri ya bu ülkede yaşamıyor ya da olup bitenlerden haberleri yok! Olağan durumlarda tabii ki, 112 ve 155 hatları çare olabilir. Ancak iç savaşın hüküm sürdüğü, hastanelerin yakıldığı, cenazelerin gömülemediği, kentin harabeye döndüğü bir ortamda itfaiye yangın söndürmeye gidemezken, polis ve askere saldırı sürerken, acil yardım hatlarından yardım beklemek Kaf dağının arkasındaki umuttur ancak!
Dahası da var! AYM, başvuruda bulunanlardan yaşamlarının risk altına girdiğine dair somut bilgi ve belge sunma, şartını aramıştır. El insaf! Sokağa çıkma yasağını ihlâl edenlerin ateşli silahla vurulduğu, cezalarının "ölüm" olduğu bir bölgede, Cumhurbaşkanı'nın "sokağa çıkan teröristtir", dediği bir ülkede insanın hayatının risk altında olduğunun somut belgesi, eğer gömülebilirse, mezar taşı olabilirdi ancak.
Sokağa çıkma yasağı ihlâl edilirse, yaptırımı ne hapistir, ne de fiilen infaz edilen ölüm cezasıdır. Yasağın ihlâli Kabahatler Kanununa göre, idari para cezasıdır (madde:32). Ne var ki, İç Güvenlik Paketi ile torbaya bu maddede de girmiş, toplumsal hareketlerde cezanın hapis olacağı belirtilmiştir.
Oysa yasağın uygulandığı bölgede toplumsal hareket değil, şehir merkezlerindeki silahlı terör eylemleridir. Bu nedenle alınacak yasak kararının ihlali hapsi değil, idari para cezasını gerektirir.
Sokağa çıkma yasağı şu haliyle Anayasa'ya aykırıdır. Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ya da olağanüstü hallerde (OHAL) bu tür karar alınabilir, uluslararası yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla (Anayasa, madde: 15). Bakanlar Kurulu'nun alacağı karar TBMM'nin onayına sunulur. Şimdilerde uygulanan yasak kararını valiler ve kaymakamlar vererek, yetki gaspında bulunmuşlardır. Hukuk devletine uygun karar verilse dahi uluslararası yükümlülükler ihlâl edilmemelidir. Türkiye'nin kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, hiç kimse insanlık dışı, aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz, hükmünü getirmiştir (madde: 3). Burada vurgulanan insan onurudur; insan hakları ile insan onurunun kucaklaşmasıdır. Süresi uzayıp giden sokağa çıkma yasaklarının ev hapsine dönüşerek pek çok temel haklara ulaşılmasını engellemesi, insanlığa karşı, insan onuruyla bağdaşmaz bir ceza uygulamasıdır.
Hükümete bir sözümüz olacak: OHAL bu haldir!
Anayasa Mahkemesi'nin(AYM) reddettiğini bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kabul ederek, inceleme başlattı ve Türkiye'den, savunma olarak, şu üç sorunun cevabını istedi:
1 Sokağa çıkma yasaklarının hukuki gerekçesi nedir?
2 Yasaklı bölgelerdeki ahali temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu?
3 Bölge sakinlerinin hayat haklarının korunması için önlem alınmış mıdır ve alınmakta mıdır?
İşin öncesine bakalım; mülki âmirler (vali, kaymakam) tarafından sokağa çıkma yasağı kararı alınmasının ve uygulanmasının engellenmesi konusunda tedbir kararı verilmesi için AYM'ye başvurularak, kararların anayasaya aykırı olduğu, bireyin güvenliğini ve yaşam hakkını ihlâl eder nitelikte olduğu öne sürülmüşse de AYM, başvurucuların, sağlık hizmetlerine ve temel ihtiyaçlarına ilişkin taleplerinin karşılanmadığına dair, derhal tedbir kararı verilmesini gerektirecek bir durum bulunmadığı gerekçesiyle talepleri reddetmiştir. Kararın satır aralarında, bölgede yaşayanların 112 Acil Yardım Hattı ve 155 Polis İmdat Hattı'nı aramaları halinde sağlık hizmetlerine temel ihtiyaçlarına ilişkin taleplerinin karşılanabileceği, yapılan araştırma neticesinde başvurucuların böyle bir talepte bulunmadığı, hususları da yer almıştır.
Anlaşılan o ki, oybirliği ile karar veren Mahkeme üyelerinin hiçbiri ya bu ülkede yaşamıyor ya da olup bitenlerden haberleri yok! Olağan durumlarda tabii ki, 112 ve 155 hatları çare olabilir. Ancak iç savaşın hüküm sürdüğü, hastanelerin yakıldığı, cenazelerin gömülemediği, kentin harabeye döndüğü bir ortamda itfaiye yangın söndürmeye gidemezken, polis ve askere saldırı sürerken, acil yardım hatlarından yardım beklemek Kaf dağının arkasındaki umuttur ancak!
Dahası da var! AYM, başvuruda bulunanlardan yaşamlarının risk altına girdiğine dair somut bilgi ve belge sunma, şartını aramıştır. El insaf! Sokağa çıkma yasağını ihlâl edenlerin ateşli silahla vurulduğu, cezalarının "ölüm" olduğu bir bölgede, Cumhurbaşkanı'nın "sokağa çıkan teröristtir", dediği bir ülkede insanın hayatının risk altında olduğunun somut belgesi, eğer gömülebilirse, mezar taşı olabilirdi ancak.
Sokağa çıkma yasağı ihlâl edilirse, yaptırımı ne hapistir, ne de fiilen infaz edilen ölüm cezasıdır. Yasağın ihlâli Kabahatler Kanununa göre, idari para cezasıdır (madde:32). Ne var ki, İç Güvenlik Paketi ile torbaya bu maddede de girmiş, toplumsal hareketlerde cezanın hapis olacağı belirtilmiştir.
Oysa yasağın uygulandığı bölgede toplumsal hareket değil, şehir merkezlerindeki silahlı terör eylemleridir. Bu nedenle alınacak yasak kararının ihlali hapsi değil, idari para cezasını gerektirir.
Sokağa çıkma yasağı şu haliyle Anayasa'ya aykırıdır. Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ya da olağanüstü hallerde (OHAL) bu tür karar alınabilir, uluslararası yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla (Anayasa, madde: 15). Bakanlar Kurulu'nun alacağı karar TBMM'nin onayına sunulur. Şimdilerde uygulanan yasak kararını valiler ve kaymakamlar vererek, yetki gaspında bulunmuşlardır. Hukuk devletine uygun karar verilse dahi uluslararası yükümlülükler ihlâl edilmemelidir. Türkiye'nin kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, hiç kimse insanlık dışı, aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz, hükmünü getirmiştir (madde: 3). Burada vurgulanan insan onurudur; insan hakları ile insan onurunun kucaklaşmasıdır. Süresi uzayıp giden sokağa çıkma yasaklarının ev hapsine dönüşerek pek çok temel haklara ulaşılmasını engellemesi, insanlığa karşı, insan onuruyla bağdaşmaz bir ceza uygulamasıdır.
Hükümete bir sözümüz olacak: OHAL bu haldir!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023






























































































