Orgeneral Kılınç "şahsi görüşünü" belirttikten sonra yer yerinden oynadı, herkes her şeyi yüksek perdeden tartışmaya başladı.On gün önce başlayan tartışmanın daha da süreceği anlaşılıyor. İyi ama bu tartışma, neden AB'ye müracaatımız söz konusu olduğunda, ya da Gümrük Birliği'ne girişimizde yapılmamış da dar ufuklu siyasiler tarafından yangından mal kaçırılmıştı?
Malı götürenler tartışmanın açılmasından, foyaları meydana çıkacak diye rahatsızlar.
Halbuki onlar mükemmel bir "gözbağcılıkla" Türkiye'nin tek çıkarının, tek kurtuluş yolunun AB yolu olduğuna, sömürge olmak, başka ülkelerin mandası altına girmek olduğuna toplumu inandırmışlardı.
Hırçınlıklarının en önemli nedeni de "Tek alternatifin AB" olmadığı düşüncesinin zihinlerde yerleşmeye başlaması oldu. Hiç tartışılmasın, bir an önce bize dayatılan şartlarda AB'ye girelim istiyorlar.
Mesut Yılmaz'ın referandum isteğine aynı kafalar yine telâşla "Anayasaya göre mümkün değil" yanıtı verdiler. Çünkü referandum olursa iyi kötü bir propaganda süresi olacak, tartışma daha da derinleşecek, millet neyin ne olduğunu öğrenecek.
Zaten Yılmaz da referandumu fazla uzatmadan "hemen" istiyor.
Bunlar sadece askerin söylediklerini okuyup anlamayı değil, anayasayı da anlamıyorlar. Yılmaz'ın teklif ettiği referandum, yâni AB üyeliği "kayıtsız şartsız millete ait olan egemenliğin AB yetkili kurullarına devri"ni oylayacaktır.
Ve bu; Anayasa'nın "Egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını, anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz" şeklindeki ilgili 6'ıncı maddesine aykırıdır.
Demek ki konu anayasa değişikliğidir ve mutlaka referanduma götürülmesi gereklidir.
Cem de konuyu "taammüden" saptıranların başında geliyor. O da görüşülmesin, tartışılmasın istiyor.
İsmail Cem, Kuvayi İnzibatiye'den Mehmet Ali Birand'a verdiği mülâkatta diyor ki:
"Bir defa şunu görmemiz lazım. Biz bunları yaşadık. AB konusunda biz birkaç önemli ileri adım attık, ne yaptık? Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB), AB'nin hazırladığı ve bu belgeye karşı Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin kendi anlaşması çerçevesindeki kabul açıklaması... Ve biz bunu nasıl yaptık? Biz bunu uzlaşarak ve birbirimizi anlayarak yaptık. Türkiye'nin Ulusal Programı ilk başta biraz böyle az oldu, çok oldu falan deniyordu. Bana göre cumhuriyet tarihimizin en yaygın, en köklü demokratikleşme hareketidir Ulusal Program. Biz bunu nasıl yaptık biz bunu bu hükümetle, bu kamuoyuyla, bu koalisyonla, bu Meclis'le yaptık ve anlaşarak, uzlaşarak birbirimizin hassasiyetini dikkate alarak yaptık."
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin Allah Aşkına; biz ne zaman tartıştık ve uzlaştık?
Cem'in dediği gibi KOB ve UP'de, Cem'in dediği gibi "Biz bunu uzlaşarak ve birbirimizi anlayarak" mı yaptık? Muhteremin, "Cumhuriyet tarihimizin en yaygın, en köklü demokratikleşme hareketi" olarak takdim ettiği UP'yi gerçekten "bu hükümetle, bu kamuoyuyla, bu koalisyonla, bu Meclis'le anlaşarak, uzlaşarak birbirimizin hassasiyetini dikkate alarak" mı yaptık? Bırakın kamuoyunu, bırakın koalisyonu, bırakınız Meclis'i, hükümette bile tartışılmış mıdır UP?
Yoksa kerameti kendinden menkul ve anayasa dışı, anayasaya aykırı bir kuruluş olup, her toplandığında milletin iradesinin önüne geçerek anayasa ihlalleri yapan "liderler zirvesi"nde mi tartışılmıştır?
Orada bile tartışılmış mıdır, yoksa konunun vahametini sadece Yılmaz, Vural ve Cem mi bilmektedir? İrtemçelik'in istifa nedenleri yeterince aydınlanmış mıdır?
Kaç milletvekili, kaç bakan ve kaç "lider" kamuoyu önünde UP'ye hakimiyetini ve bunun Türkiye'ye yararlı olduğunu savunabilir?
Muharrem Bayraktar'a bir emrivaki yapıyor ve dileyen "lider"e eğer yüreği kaldırıyorsa "Diyalog" programının bu konuyu tartışmak üzere kendilerine açık olduğunu ilan ediyorum.
İşte meydan... Kimse "yerim dar" demesin.
Malı götürenler tartışmanın açılmasından, foyaları meydana çıkacak diye rahatsızlar.
Halbuki onlar mükemmel bir "gözbağcılıkla" Türkiye'nin tek çıkarının, tek kurtuluş yolunun AB yolu olduğuna, sömürge olmak, başka ülkelerin mandası altına girmek olduğuna toplumu inandırmışlardı.
Hırçınlıklarının en önemli nedeni de "Tek alternatifin AB" olmadığı düşüncesinin zihinlerde yerleşmeye başlaması oldu. Hiç tartışılmasın, bir an önce bize dayatılan şartlarda AB'ye girelim istiyorlar.
Mesut Yılmaz'ın referandum isteğine aynı kafalar yine telâşla "Anayasaya göre mümkün değil" yanıtı verdiler. Çünkü referandum olursa iyi kötü bir propaganda süresi olacak, tartışma daha da derinleşecek, millet neyin ne olduğunu öğrenecek.
Zaten Yılmaz da referandumu fazla uzatmadan "hemen" istiyor.
Bunlar sadece askerin söylediklerini okuyup anlamayı değil, anayasayı da anlamıyorlar. Yılmaz'ın teklif ettiği referandum, yâni AB üyeliği "kayıtsız şartsız millete ait olan egemenliğin AB yetkili kurullarına devri"ni oylayacaktır.
Ve bu; Anayasa'nın "Egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını, anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz" şeklindeki ilgili 6'ıncı maddesine aykırıdır.
Demek ki konu anayasa değişikliğidir ve mutlaka referanduma götürülmesi gereklidir.
Cem de konuyu "taammüden" saptıranların başında geliyor. O da görüşülmesin, tartışılmasın istiyor.
İsmail Cem, Kuvayi İnzibatiye'den Mehmet Ali Birand'a verdiği mülâkatta diyor ki:
"Bir defa şunu görmemiz lazım. Biz bunları yaşadık. AB konusunda biz birkaç önemli ileri adım attık, ne yaptık? Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB), AB'nin hazırladığı ve bu belgeye karşı Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin kendi anlaşması çerçevesindeki kabul açıklaması... Ve biz bunu nasıl yaptık? Biz bunu uzlaşarak ve birbirimizi anlayarak yaptık. Türkiye'nin Ulusal Programı ilk başta biraz böyle az oldu, çok oldu falan deniyordu. Bana göre cumhuriyet tarihimizin en yaygın, en köklü demokratikleşme hareketidir Ulusal Program. Biz bunu nasıl yaptık biz bunu bu hükümetle, bu kamuoyuyla, bu koalisyonla, bu Meclis'le yaptık ve anlaşarak, uzlaşarak birbirimizin hassasiyetini dikkate alarak yaptık."
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin Allah Aşkına; biz ne zaman tartıştık ve uzlaştık?
Cem'in dediği gibi KOB ve UP'de, Cem'in dediği gibi "Biz bunu uzlaşarak ve birbirimizi anlayarak" mı yaptık? Muhteremin, "Cumhuriyet tarihimizin en yaygın, en köklü demokratikleşme hareketi" olarak takdim ettiği UP'yi gerçekten "bu hükümetle, bu kamuoyuyla, bu koalisyonla, bu Meclis'le anlaşarak, uzlaşarak birbirimizin hassasiyetini dikkate alarak" mı yaptık? Bırakın kamuoyunu, bırakın koalisyonu, bırakınız Meclis'i, hükümette bile tartışılmış mıdır UP?
Yoksa kerameti kendinden menkul ve anayasa dışı, anayasaya aykırı bir kuruluş olup, her toplandığında milletin iradesinin önüne geçerek anayasa ihlalleri yapan "liderler zirvesi"nde mi tartışılmıştır?
Orada bile tartışılmış mıdır, yoksa konunun vahametini sadece Yılmaz, Vural ve Cem mi bilmektedir? İrtemçelik'in istifa nedenleri yeterince aydınlanmış mıdır?
Kaç milletvekili, kaç bakan ve kaç "lider" kamuoyu önünde UP'ye hakimiyetini ve bunun Türkiye'ye yararlı olduğunu savunabilir?
Muharrem Bayraktar'a bir emrivaki yapıyor ve dileyen "lider"e eğer yüreği kaldırıyorsa "Diyalog" programının bu konuyu tartışmak üzere kendilerine açık olduğunu ilan ediyorum.
İşte meydan... Kimse "yerim dar" demesin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002