Ben ekonomist değilim. Ama AKP iktidarı sayesinde her vatandaş gibi ben de bir ekonomist olmak zorunda kaldım. Çünkü Başbakan öyle pembe tablolar çiziyor, öyle renkli hayaller sunuyor vatandaşa ki, bir anda insan kendini huzur deryasında zannediyor. Ama bakkala gidince, evin kapısında faturayı görünce veya bankadan bir ihtarname gelince bütün o pembe rüyalar bir anda kâbus olur.
Haliyle başlıyorsun matematiğe; Aylık girdi şu kadar, çıktı şu kadar, arada şu kadar fark var. Farkı kapatmak için şu, şu kalemlerden kesinti yapmak, şu, şu ihtiyaçları ertelemek lazım gibi hesaplara giriyorsun. Bu hesapları iyi yapmasan ev bütçen, Erdoğan yönettiği Türkiye bütçesine dönüyor. Çoğu vatandaşımızın döndü de zaten.
Vatandaş ne yapıyor? Ev geçindirecek, maaş yetmiyor. Para satıcısı bankalar hemen hazırda. Hemen ihtiyaç kredisi ile bugünü kurtarırken yarınını satıyor.
Bir diğeri “bari hayatta bir evim olsun” duygusuyla bankaya koşuyor. Krediyle alıyor bir ev. Sonra vatandaş mı evde oturuyor yoksa ev mi vatandaşa oturuyor, alanlara sormak lazım.
Aynı şey araba alanlar için de geçerli. Bir ihtiyaç, heves veya onda var bende niye yok mantığıyla hemen bankaya. Sonuç; Senin binmen gereken araç, sana biniyor. Hem de yıllarca…
İşte ispatı… Vatandaşın bankalara borcunun toplamı; 264 milyar lira (264 katrilyon veya 146 milyar dolar)
* Kredi kartı harcamaları; 68 milyar 771 milyon lira (68,7 katrilyon lira)
* Konut kredileri; 79 milyar 335 milyon lira (79 katrilyon lira)
* Taşıt kredileri; 7 milyar 513 milyon lira (7,5 katrilyon lira)
* Diğer krediler; 108 milyar 361 milyon lira (108 katrilyon lira)
Bu tablonun vatandaşa matematik olarak yansıması şöyle; Bankalardan alınan ev, otomobil, tüketici, cep telefonu kredileri ile kredi kartı borçları ve esnaf ve kefalete ödenmeyen borçlar nedeniyle açılan dava dosyalarının sayısı 14 milyon.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Ekrem Keskin, borcunu ödeyemeyen bireysel müşteri sayısının 2012 yılında 773 bin kişiye ulaştığını açıkladı.
Keskin, tahsili gecikmiş alacaklarda KOBİ sayısının 2012 yılında 190 bine ulaştığını bildirdi.
Bu tablonun vatandaşa sosyal yansıması ise oğlu annesini doğradı, annesini sokak ortasında öldürdü, eşini ve üç çocuğunu katletti, köprüden atladı, intihar etti, kızını pazarlarken yakalandı... İtirazı olan var mı?
Vatandaşın durumu böyle. Ya devletin? Bulabildiğim verilere göre 2002 yılında iç ve dış borç olmak üzere 220 milyar dolar borçla devraldıkları ülkemizin Ağustos 2012 sonu itibariyle iç borç stoku 385 milyar TL. Haziran 2012 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam dış borç stoku 323,5 milyar dolar.
Bu tablonun devletin sosyal ve siyasi durumuna yansıması nasıl? Libya’ya gidilecek. Tamam. Suriye’ye… Tamam. Şu kanunları çıkartın. Tamam, tamam, tamam vs. gibi, anladınız yani…
Ya iktidara göre Türkiye nasıl gözüküyor?
20 Mayıs 2012 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TOBB Genel Kurul’unda IMF’ye borç verecek bir konuma geldiklerini anlattıktan sonra şöyle diyordu;
“… En önemlisi de biz, inşallah ne bizden sonraki hükümetlere, ne bizden sonraki nesillere, milletimize, ülkemize asla ve asla böyle bir fatura yüklemeyecek, böyle bir bedel bırakmayacağız. Sağlam bir ekonomik yapı için, güçlü, istikrarla büyüyen bir ekonomi için demokrasiyi güçlendirdik, güçlendirmeye devam edeceğiz. İki sır kelime; istikrar ve güven.”
Yukarıda faturayı açıkladık. Bu rakamlar benim rakamlarım değil. Matematikte yalan söylemediğine göre bu faturayı bize kim ödetiyor?
Bu tabloyu, vatandaşın durumunu ve sorunun cevabını Sayın Başbakan da çok iyi biliyor. Bundan olsa gerek ki, geçen hafta İçişleri Bakanlığı’nın düzenlediği valiler toplantısında Başbakan, valileri göreve çağırıyor… Nasıl bir görev? Vatandaşı “narkozlama” görevi... (Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, bir süre önce yaptığı açıklamada dağıtılan yardımların (kömür, makarna, giyecek vs. gibi) vatandaşta “narkoz” etkisi yarattığını açıklamıştı.)
“Biz yaptık mı bunu kardeşim, yaptık. Eksiğimiz olabilir, hatamız da olabilir, insanız. Olmaz diye bir şey yok ama şunu da bilecek, ben vali olarak filanca mezraya kadar gittim, orada sobası olmayan, kömürü olmayan vatandaşıma sobasını da, kömürünü de ulaştırdım, erzakı yoktu erzak ulaştırdım, giyeceği yoktu giyecek ulaştırdım.
Bazen bakarsınız, bir televizyon ekranında ’ayakkabısı olmayan çocuklar’ diye onlar hemen gösterirler. Sanki bütün Türkiye’de çocuklar ayakkabısız dolaşıyor. Eline, diline dursun. Bugün Türkiye’de devlet de, sağ olsun STK’larımız da el ele bunun birçok mücadelesini veriyor. Bütün valilerimiz inanıyorum ki birçok yerlerde elbise dağıtımından tutunuz gıdasına varıncaya kadar bir şeyler yapılıyor.”
Halep Suriye’de. Arşın Ankara’da. Artık iyice bir ölçmek lazım…
Haliyle başlıyorsun matematiğe; Aylık girdi şu kadar, çıktı şu kadar, arada şu kadar fark var. Farkı kapatmak için şu, şu kalemlerden kesinti yapmak, şu, şu ihtiyaçları ertelemek lazım gibi hesaplara giriyorsun. Bu hesapları iyi yapmasan ev bütçen, Erdoğan yönettiği Türkiye bütçesine dönüyor. Çoğu vatandaşımızın döndü de zaten.
Vatandaş ne yapıyor? Ev geçindirecek, maaş yetmiyor. Para satıcısı bankalar hemen hazırda. Hemen ihtiyaç kredisi ile bugünü kurtarırken yarınını satıyor.
Bir diğeri “bari hayatta bir evim olsun” duygusuyla bankaya koşuyor. Krediyle alıyor bir ev. Sonra vatandaş mı evde oturuyor yoksa ev mi vatandaşa oturuyor, alanlara sormak lazım.
Aynı şey araba alanlar için de geçerli. Bir ihtiyaç, heves veya onda var bende niye yok mantığıyla hemen bankaya. Sonuç; Senin binmen gereken araç, sana biniyor. Hem de yıllarca…
İşte ispatı… Vatandaşın bankalara borcunun toplamı; 264 milyar lira (264 katrilyon veya 146 milyar dolar)
* Kredi kartı harcamaları; 68 milyar 771 milyon lira (68,7 katrilyon lira)
* Konut kredileri; 79 milyar 335 milyon lira (79 katrilyon lira)
* Taşıt kredileri; 7 milyar 513 milyon lira (7,5 katrilyon lira)
* Diğer krediler; 108 milyar 361 milyon lira (108 katrilyon lira)
Bu tablonun vatandaşa matematik olarak yansıması şöyle; Bankalardan alınan ev, otomobil, tüketici, cep telefonu kredileri ile kredi kartı borçları ve esnaf ve kefalete ödenmeyen borçlar nedeniyle açılan dava dosyalarının sayısı 14 milyon.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Ekrem Keskin, borcunu ödeyemeyen bireysel müşteri sayısının 2012 yılında 773 bin kişiye ulaştığını açıkladı.
Keskin, tahsili gecikmiş alacaklarda KOBİ sayısının 2012 yılında 190 bine ulaştığını bildirdi.
Bu tablonun vatandaşa sosyal yansıması ise oğlu annesini doğradı, annesini sokak ortasında öldürdü, eşini ve üç çocuğunu katletti, köprüden atladı, intihar etti, kızını pazarlarken yakalandı... İtirazı olan var mı?
Vatandaşın durumu böyle. Ya devletin? Bulabildiğim verilere göre 2002 yılında iç ve dış borç olmak üzere 220 milyar dolar borçla devraldıkları ülkemizin Ağustos 2012 sonu itibariyle iç borç stoku 385 milyar TL. Haziran 2012 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam dış borç stoku 323,5 milyar dolar.
Bu tablonun devletin sosyal ve siyasi durumuna yansıması nasıl? Libya’ya gidilecek. Tamam. Suriye’ye… Tamam. Şu kanunları çıkartın. Tamam, tamam, tamam vs. gibi, anladınız yani…
Ya iktidara göre Türkiye nasıl gözüküyor?
20 Mayıs 2012 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TOBB Genel Kurul’unda IMF’ye borç verecek bir konuma geldiklerini anlattıktan sonra şöyle diyordu;
“… En önemlisi de biz, inşallah ne bizden sonraki hükümetlere, ne bizden sonraki nesillere, milletimize, ülkemize asla ve asla böyle bir fatura yüklemeyecek, böyle bir bedel bırakmayacağız. Sağlam bir ekonomik yapı için, güçlü, istikrarla büyüyen bir ekonomi için demokrasiyi güçlendirdik, güçlendirmeye devam edeceğiz. İki sır kelime; istikrar ve güven.”
Yukarıda faturayı açıkladık. Bu rakamlar benim rakamlarım değil. Matematikte yalan söylemediğine göre bu faturayı bize kim ödetiyor?
Bu tabloyu, vatandaşın durumunu ve sorunun cevabını Sayın Başbakan da çok iyi biliyor. Bundan olsa gerek ki, geçen hafta İçişleri Bakanlığı’nın düzenlediği valiler toplantısında Başbakan, valileri göreve çağırıyor… Nasıl bir görev? Vatandaşı “narkozlama” görevi... (Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, bir süre önce yaptığı açıklamada dağıtılan yardımların (kömür, makarna, giyecek vs. gibi) vatandaşta “narkoz” etkisi yarattığını açıklamıştı.)
“Biz yaptık mı bunu kardeşim, yaptık. Eksiğimiz olabilir, hatamız da olabilir, insanız. Olmaz diye bir şey yok ama şunu da bilecek, ben vali olarak filanca mezraya kadar gittim, orada sobası olmayan, kömürü olmayan vatandaşıma sobasını da, kömürünü de ulaştırdım, erzakı yoktu erzak ulaştırdım, giyeceği yoktu giyecek ulaştırdım.
Bazen bakarsınız, bir televizyon ekranında ’ayakkabısı olmayan çocuklar’ diye onlar hemen gösterirler. Sanki bütün Türkiye’de çocuklar ayakkabısız dolaşıyor. Eline, diline dursun. Bugün Türkiye’de devlet de, sağ olsun STK’larımız da el ele bunun birçok mücadelesini veriyor. Bütün valilerimiz inanıyorum ki birçok yerlerde elbise dağıtımından tutunuz gıdasına varıncaya kadar bir şeyler yapılıyor.”
Halep Suriye’de. Arşın Ankara’da. Artık iyice bir ölçmek lazım…
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025