Ekonomik sistemlerin kendi içinde tutarlılığı, kural ve kanunlarının her zaman geçerliliği olması gerekir. Kapitalizm, bu tanıma uymadığı için, bazıları tarafından ekonomik bir sistem kabul edilmemektedir. Bu kişiler diyor ki: "Kapitalizm terimi, sonunda 'izm' ekine rağmen, ne bir zekâ ürünüdür, ne de teorik sistemdir. 19. yüzyılda Fransız sosyalistlerinin uydurduğu, kendi dönemlerinin ekonomik ve toplumsal sistemini belirtmekte kullandıkları bir terimdir... Bu yeni uydurma sözcük, doktrincilerin katkıları sayesinde kısa sürede adaletsizlik ya da sömürü kavramlarıyla birlikte anılarak, kötüleyici bir yan anlam edindi. Bu nedenle, liberal yazarlar, bu terimin yerine 'serbest teşebbüs ekonomisi' ya da 'pazar ekonomisi' gibi daha yansız olduğunu düşündükleri deyimleri koydular" (Bkz. Claude Jessua, Kapitalizm, s.7). Liberal yazarlar, hangi yansız deyimleri kullanırsa kullansınlar, kapitalizmin sömürü ve çelişkilerini gizleyemezler. Kapitalistler, özellikle kriz dönemlerinde panikliyor, bütün savundukarı kural ve kanunları ellerinin tersiyle bir kenara itiyor ve sistemi kurtarma telâşına düşüyorlar. Son küresel krizde de aynısı oldu. Kapitalizmin kural ve kanunları yerle bir edildi. Meselâ, kapitalizmin en köklü ve en eski kanunlarından biri 'Say Kanunu', diğer adıyla 'Mahreçler Kanunu' idi. Bu kanuna göre, üretilen her malın mutlaka alıcısı olacaktı. Zira bir malı üreten, aynı zamanda onu ödemeye yetecek bir satın alma gücü de üretmiş oluyordu. Bu nedenle, üretimden dolayı piyasada talep daralması yaşanmayacaktı. Ne gariptir ki, kapitalizmde talep daralması sık sık karşılaşılan bir durum olmuştur. Bugün de dünyanın önündeki en büyük ekonomik sorun bu olduğu için, kapitalistler tüketiciyi desteklemekten söz etmeye başladılar. Eğer 'Say Kanunu' (Mahreçler Kanunu) çalışsaydı, tüketiciyi desteklemeye ihtiyaç olmayacaktı. Prof. Dr. Haydar Baş, kapitalizmin bu yanlışını 'Milli Ekonomi Modeli' adlı kitabında şöyle dile getirir: "Üretime odaklanan ekonomi modelleri gerçek manada tüketimi göz ardı etmiştir. Paranın belli ellerde bloke edilmesi, buna bağlı olarak gelir dağılımında ortaya çıkan uçurumlar, tüketimin her geçen gün daha da azalmasına sebep olmuştur. Bir taraftan teknolojinin de ilerlemesi ile hızla artan üretim fazlaları, diğer taraftan buna cevap veremeyen tüketim azlığı ülke ekonomilerini içinden çıkılmaz problemlerle karşı karşıya getirmiştir... Bu sebeple tüketim kesiminin desteklenmesi sürekli büyümenin sağlanması için olmazsa olmaz şarttır" (s. 141). Üreticiler bile, bir veya birkaç malın üreticisidir, ama bir çok malın tüketicisidir. Bu açıdan bakınca, herkes tüketicidir. Onun için tüketiciyi desteklemek demek, ekonominin merkezine insanı koymak demektir. Kapitalizmde para bankalarda, mal depolarda bloke edildiği için, para ve malın adil şartlarda, hızlı bir şekilde değişimi gerçekleşmiyor. Halbuki para ne kadar hızlı ve ne kadar çok el değiştirirse, piyasada o kadar canlılık olur ve devletin de gelirleri artır. İbn Haldun, asırlar öncesinden bu gerçeği görmüş ve şöyle demiştir: "Devlet en büyük pazar ve bütün pazarların anası, gelir ve masrafların kaynağıdır. Devletin gelir ve masrafları azaldıktan sonra o nispette pazarlarda alış-verişin azalması pek tabiidir. Belki devletten ziyade pazarlar bundan müteessir olur. Üstelik para ve servet tebaa (halk) ile devlet arasında ortak olup, tebaanın elinden devlete, devletin hazinesinden tebaanın eline geçer ve bu suretle ikisi arasında dolaşır. Devlet paraları saklarsa tebaanın elinde para kalmaz. Bu, Allah'ın (cc) kulları için vazetmiş olduğu kanındur" (Bkz. Mukaddime, c.2, s. 75-76). "Pazarlarda alış-verişin çoğalmasıyla devletin geliri o nispette fazlalaşır. Devletin serveti ve o nispette kudret ve şevketi de artar" (A.g.e., c.2, s. 282). Görüldüğü üzere, İbn Haldun devlet ve piyasa ilişkisini, yani devletin piyasaya karşı rolünü, zamanının deyimleriye güzel bir şekilde anlatıyor. Kapitalizmin en büyük çelişkisi de işte burada yatıyor. Kapitalistlere göre devlet, ekonominin yönetimini tamamıyla piyasaya bırakmalıdır. Bu görüşü savunan kapitalistler, kriz olunca da hemen "devlet müdahale etsin" diyerek feryat ediyorlar. Günümüzde, devlet ve piyasanın sınırlarını en iyi çizen 'Milli Ekonomi Modeli' ve 'Sosyal Devlet-Milli Devlet' tezi olduğu için, bu kaynaklara başvurmadan, ne tüketici desteklenir, ne krize çözüm bulunur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018