Bana, "Savaş hakkında ne düşünüyorsun?" diye soruyorlar.
Savaşın gerçek nedenlerini anlamak için sevgili Atatürk'ün sözüne kulak vermek lazım. Mücbir sebepler oluşmadıkça savaş her zaman bir cinayettir.
Savaşın çirkin yüzünü kimse görmek istemez.
Savaş çığlıkları atanların önce Birinci ve İkinci Dünya savaşını iyi anlayıp değerlendirmeleri lazım. Pek çok yazar gerek makalelerinde ve gerekse uzun soluklu romanlarında savaşın neden olduklarını ve olumsuz sonuçlarını anlatmaya, insanları savaşlardan uzak durmaya ikna etmek için uğraşmışlardır. Türkiye'nin İkinci Dünya savaşına girmemesini kınayanlar çoğunlukta olsa da ben doğru bir karar verildiği düşüncesindeyim. Bölgemizde şu andaki kargaşaya kapılıp savaşa bulaşmamak ta en akıllı davranış olacaktır. Zorunlu savunma politikasına rağmen pek çok şehit verdiğimizi göz önüne alınırsa fazlasının doğuracağı sonuçları tasavvur bile edemiyorum.
***
Savaşın mantığı düzdür. Öyle labirentlerde aramanıza gerek yok. Bu nedenle savaşın sonunda kimin ve neyin çıkarına hizmet edildiğine bakmalısınız. Birinci dünya savaşında ihtilaf devletleri dediğimiz; Kapitalist, birleşmiş ve paylaşımcı milletler topluluğu Türkiye'ye hizmet etmek için değil, çıkarları için ülkemize saldırdılar. Bugün Yedi düvel diye adlandırdığımız düşmanların arasında şimdi dost ve müttefik olarak kabul ettiğimiz Amerika bile vardı. Gözlemci miydi, yoksa teknisyen miydi?
Kapitalist düşünce, insanların elindeki değerlere göz diker. Hayat önemli değildir. Onun sahip olmak istediği, kendisi için değerli olan varlıklar hedeftir. İyi kapitalizm diye de bir şey yoktur. Çünkü kapitalizm elde edilen kazancı paylaşmaz. Emekçinin karşılığı olan ücreti öder. Günümüzdeki iyi kapitalist anlayışı ise kendi elindekileri muhafaza etmek için komşununkileri satmaya veya satılmasına göz yummaya giden bir yoldur. Bir kapitalistin iflas etmesinin ardında mutlaka başka bir kapitalistin tuzağı vardır.
***
Önemli bir savaş nedeni de inançlar bahane edilerek yapılan savaşlardır. İnanç savaşları Orta Asya ve Uzak Doğu ülkelerindeki insanların tercihleri olarak başlamış, daha sonra bütün dünyaya yayılmıştır. Bu savaşlar en tehlikeli ve uzun soluklu savaşlar olmuş, tarih boyunca insanlarda derin izler bırakmışlardır.
Ülkelerin kendi içlerinde ise yine yönetimsel bozukluklar aşiret ve boy savaşlarına, klanların birbirine olan düşmanlığına, birinin daha zengin diğerinin fakir olmasından kaynaklanan kent savaşlarına kadar uzanan bir yelpaze oluşturmuştur.
Eski çağlardaki kraliyet gurur savaşlarını hiçbir kategoriye koymak mümkün değildir.
***
Bugün Orta Doğu'da sürüp giden huzursuzluğun temelinde hepsi yatmaktadır. Büyük devletlerin bölgeyi kurcalamalarının en önemli nedeni, orada yaşayan insanların yer üstü ve yer altı zenginliklerine sahip olmam, bu değerleri bir zamanlar Afrika ülkeleri örneğinde olduğu gibi sömürmek, kendi çıkarları için kullanmak istemelerinden ibarettir. Sadece petrol varlığı bile başlı başına bir hedeftir.
Her devlet kendi çıkar ve menfaatlerini düşünür ve ülkesindeki zengininin daha zengin olması, ülkenin en güçlü ülke olması gibi politik çabalar gerçekleştirir. Sadece geri kalmış ülkelerde yöneten kadroların zenginliği ve insanların içinde bulundukları durumu kabullenmeleri söz konusudur. Ulusal bir başarı ve zenginlik, vatandaşına müreffeh bir yaşam yaratmak gibi idealler söz konusu değildir. Üretmek yerine daima yöneten otoriteye avuç açan ve ondan medet uman bir yaşam biçimini kabullendirmek en ideal bir kuraldır.
Savaş, bütün bu tercihler için bir vasıtadır.
Öncesindeki veya sonrasındaki sebepler ne olursa olsun insanlar bunu bir tercih olarak kabul etmektedirler. Değişmeyen tek gerçek, her savaşın kendi kahramanlarını yarattığı, bunların hafızalardan silinmediği, silinemediğidir. Ancak kaybeden hep namlunun ucundaki halktır.
Maalesef biz, kendi savaşlarımızın kahramanlarını tevazularından ötürü unutmayı, anmamayı tercih ederken; ikinci dünya savaşı sonrası özellikle Avrupa ülkeleri savaş romanları yazarlarını teşvik etmiş, film stüdyolarını parasal anlamda desteklemiş ve pek çoğunun aslı astarı olmayan kahramanlık hikâyeleri ile topluma monte etmiştir.
İkinci Dünya savaşı ile ilgili gereksiz abartılar kullanmadan olayları roman tadında kaleme alan tek savaş yazarının adı Leone Uris'tir. Bence savaş çığlıkları atmadan önce bu gerçekçi yazarın dünyaca ünlü "Battle Cry-Çaresizler", "Angry Hils-Kızgın Tepeler" ve "Eksodüs" gibi eserlerini okumalarını tavsiye ediyorum.
Biraz Atatürk okumak ve onun el yazmalarını iyi değerlendirmek lazım.
Savaş; bir milletin yaşama sevincini, ekonomik dengelerini, ruhsal durumlarını öylesine etkiler ki, sonraki nesillerin akıllarından, düşüncelerinden acı ve öfkeyi silemezsiniz.
Düşmanlık nesilden nesile geçen bir virüs olarak kalır ve her yere yayılır…
Tıpkı bizdeki örneklerinde olduğu gibi…
- İlahi adalet… / 04.04.2025
- Sahne… / 02.04.2025
- Sessizlik… / 01.04.2025
- Bayramlık… / 28.03.2025
- Gelecek kaygısı… / 21.03.2025
- VEFA… / 19.03.2025
- Doğruları söylemek… / 14.10.2024
- Haydar Hoca'yı hatırlarken… / 06.08.2024
- Kıyılarda sorun büyük… / 05.08.2024