Mütareke ve magazin basınının son Ağustos MGK'sını, bildirisini ve 30 Ağustos resepsiyonunu nasıl işlerine geldiği gibi yorumladıklarını dün incelemiştik. Ortak düşünceleri askerin geri adım attığı şeklinde idi.
O halde şuna ne diyecekler:
"1961 yılından beri Anayasal bir kuruluş olan MGK, toplantılarında ele aldığı konular ile devletin millî güvenlik siyasetini etkileyecek millî güç unsurlarını ve ülkenin siyasî, iktisadî, kültürel ve teknolojik durum ve gelişmelerini sürekli takip etmiştir. MGK, her türlü politik kaygının dışına çıkarak millî güç unsurlarının millî hedefler yönünde güçlenmesini sağlayacak temel esasları tespit eder."
Bunu lâflar MGK Genel Sekreterliği'nde yapılan devir teslim töreninde söylenmiştir ve söyleyen de görevi devreden MGK Genel Sekreteri'dir. İşin kötüsü bu sözler bir paşanın emekli olurken söylediği sözler değildir. Çünkü devreden genel sekreter bir başka göreve, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na atanmıştır. Yâni mütareke ve magazin basınının anlayacağı dilden söyleyecek olursak yeni Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Asparuk "Millî Güvenliğin her şeyin önünde geleceği" düşüncesindedir.
Okuyucu bu köşede TSK'nın Habeş Ordusu olmadığının, TSK'da cunta, klik olamayacağının, en üst komutanından en alttaki rütbesiz nefere kadar her ferdinin aynı fikirde olduğunun defalarca tekrarlandığını iyi bilir.
Peki yeni Hava Kuvvetleri Komutanının yukarıya aldığımız sözlerinden sonra magazin ve mütareke basını hâlâ TSK'nın "ulusal güç" konusunda Mesut Yılmaz'ın lâflarını yuttuğu düşüncesinde ısrar edecek midir acaba?
O basın askerin, "AB üyeliğinin yararına inanıyoruz ama Avrupa'nın hak ve özgürlüklerinden daha fazlasına gidilmemeli" yolundaki endişesini de dikkatle bir kenara "not etti" mi acaba?
Asker'in 17 Eylül'de toplanacak ve anayasa değişikliklerini görüşecek olan Meclis'te öne düşecek perçemin renginin belli olması için ileri sürdüğü bu görüş konunun can alacak noktasıdır. Evet çünkü mütareke basını ile zihnen devşirilmiş aydınlar ve işbirlikçi siyaset erbabı anayasada, Avrupa'da olduğundan daha fazla bir takım "hak ve özgürlükler"in yer almasını istemektedir.
Avrupalı, Avrupa'da hak ve özgürlüklere "demokrasinin kendini koruyacağı çizgiye kadar" izin vermektedir.
Ama bizde yukarıda saydığım gruba giren kesimler Avrupalılar adına, Avrupalıdan fazla "özgürlük" istemektedir.
Tanzimat ve Islahat Fermanları ile azınlıklara fazla "özgürlük" sağlayarak İmparatorluğu yıkmışlardı. Şimdi ise Helsinki ve Kopenhag kriterleri ile Cumhuriyet'in temeline dinamit koymak istemektedirler.
Asker bu oyunu bozmuş, dün anlattığımız gibi "Ordu AB'ye karşı diyeni Allah çarpar, ancak...." diyerek topu Meclis'e atmış; "Özgürlüklere AB'de olduğu kadar ölçü" diyerek de AB işbirlikçilerinin ipliğini pazara çıkarmıştır.
Asker böyle yapmakla iki şeyi amaçlamıştır:
1.Silahlı Kuvvetler Türkiye'nin AB üyeliğine karşı değil fakat Cumhuriyetin temel niteliklerini koruma önündeki engellerin bütünüyle ortadan kaldırılmasına karşı. Tartışmalı konularda asgarî anlaşma noktası olarak AB standartlarını önererek bunu göstermek istiyor.
2- Silahlı Kuvvetler, siyasi beceriksizliklerini ve birbirleriyle olan sorunlarını askeri kalkan yaparak, onun sırtından yürütülmesini istemiyor. Bundan böyle siyasi partilerin rakiplerini, askeri öcü gibi göstererek susturmaya çalışması güçleşecek.
Şimdi, Yılmaz'ın usta bir manevrası ile tam da Anayasa değişiklik paketi öncesi Koray Aydın'ın istifası gerçekleştirilmiş MHP'nin (eğer var idiyse) direnme mekanizması ortadan kaldırılmıştır. Artık Yılmaz-Vural ikilisinin istediği değişikliklerin çıkmaması için hiçbir neden kalmamıştır.
Yalnız asker bu son hamle ile kendi manevra alanını da oldukça daraltmıştır.
Doğal olarak iktidarın tasarılarına karşı koyması beklenen muhalefet partileri; Doğruyol, Ampul ve Erbakan güdümündeki Saadet dahil mevcut bütün siyasi partiler çeşitli saiklerin etkisi ve oybirliği ile ülkeyi AB'ye teslim ederlerse; Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Bayrak, Türkçe, Yargı bağımsızlığı velhasıl "istiklâl"den vaz geçerlerse oturup kabul etmekten başka seçenek bırakmamıştır kendisine.
Acaba o zaman; testi kırılmadan gerekli ikazları demokratik platformlarda daha enerjik bir şekilde yapamamış olmanın azâbını hissedecekler midir?
Anayasa değişiklikleri paketinin görüşülmesinden hemen önce AP'nin, "Kıbrıs'ı istersen AB'den vazgeç" mealindeki açık uyarısı sadece bir tesadüf müdür yoksa arkası gelecek midir?
Siyasiler (ve sonuçta asker) bu sonucu "içine sindirebilecek mi"dir?
Allahım; bu kâbustan artık uyanmak istiyorum.
O halde şuna ne diyecekler:
"1961 yılından beri Anayasal bir kuruluş olan MGK, toplantılarında ele aldığı konular ile devletin millî güvenlik siyasetini etkileyecek millî güç unsurlarını ve ülkenin siyasî, iktisadî, kültürel ve teknolojik durum ve gelişmelerini sürekli takip etmiştir. MGK, her türlü politik kaygının dışına çıkarak millî güç unsurlarının millî hedefler yönünde güçlenmesini sağlayacak temel esasları tespit eder."
Bunu lâflar MGK Genel Sekreterliği'nde yapılan devir teslim töreninde söylenmiştir ve söyleyen de görevi devreden MGK Genel Sekreteri'dir. İşin kötüsü bu sözler bir paşanın emekli olurken söylediği sözler değildir. Çünkü devreden genel sekreter bir başka göreve, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na atanmıştır. Yâni mütareke ve magazin basınının anlayacağı dilden söyleyecek olursak yeni Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Asparuk "Millî Güvenliğin her şeyin önünde geleceği" düşüncesindedir.
Okuyucu bu köşede TSK'nın Habeş Ordusu olmadığının, TSK'da cunta, klik olamayacağının, en üst komutanından en alttaki rütbesiz nefere kadar her ferdinin aynı fikirde olduğunun defalarca tekrarlandığını iyi bilir.
Peki yeni Hava Kuvvetleri Komutanının yukarıya aldığımız sözlerinden sonra magazin ve mütareke basını hâlâ TSK'nın "ulusal güç" konusunda Mesut Yılmaz'ın lâflarını yuttuğu düşüncesinde ısrar edecek midir acaba?
O basın askerin, "AB üyeliğinin yararına inanıyoruz ama Avrupa'nın hak ve özgürlüklerinden daha fazlasına gidilmemeli" yolundaki endişesini de dikkatle bir kenara "not etti" mi acaba?
Asker'in 17 Eylül'de toplanacak ve anayasa değişikliklerini görüşecek olan Meclis'te öne düşecek perçemin renginin belli olması için ileri sürdüğü bu görüş konunun can alacak noktasıdır. Evet çünkü mütareke basını ile zihnen devşirilmiş aydınlar ve işbirlikçi siyaset erbabı anayasada, Avrupa'da olduğundan daha fazla bir takım "hak ve özgürlükler"in yer almasını istemektedir.
Avrupalı, Avrupa'da hak ve özgürlüklere "demokrasinin kendini koruyacağı çizgiye kadar" izin vermektedir.
Ama bizde yukarıda saydığım gruba giren kesimler Avrupalılar adına, Avrupalıdan fazla "özgürlük" istemektedir.
Tanzimat ve Islahat Fermanları ile azınlıklara fazla "özgürlük" sağlayarak İmparatorluğu yıkmışlardı. Şimdi ise Helsinki ve Kopenhag kriterleri ile Cumhuriyet'in temeline dinamit koymak istemektedirler.
Asker bu oyunu bozmuş, dün anlattığımız gibi "Ordu AB'ye karşı diyeni Allah çarpar, ancak...." diyerek topu Meclis'e atmış; "Özgürlüklere AB'de olduğu kadar ölçü" diyerek de AB işbirlikçilerinin ipliğini pazara çıkarmıştır.
Asker böyle yapmakla iki şeyi amaçlamıştır:
1.Silahlı Kuvvetler Türkiye'nin AB üyeliğine karşı değil fakat Cumhuriyetin temel niteliklerini koruma önündeki engellerin bütünüyle ortadan kaldırılmasına karşı. Tartışmalı konularda asgarî anlaşma noktası olarak AB standartlarını önererek bunu göstermek istiyor.
2- Silahlı Kuvvetler, siyasi beceriksizliklerini ve birbirleriyle olan sorunlarını askeri kalkan yaparak, onun sırtından yürütülmesini istemiyor. Bundan böyle siyasi partilerin rakiplerini, askeri öcü gibi göstererek susturmaya çalışması güçleşecek.
Şimdi, Yılmaz'ın usta bir manevrası ile tam da Anayasa değişiklik paketi öncesi Koray Aydın'ın istifası gerçekleştirilmiş MHP'nin (eğer var idiyse) direnme mekanizması ortadan kaldırılmıştır. Artık Yılmaz-Vural ikilisinin istediği değişikliklerin çıkmaması için hiçbir neden kalmamıştır.
Yalnız asker bu son hamle ile kendi manevra alanını da oldukça daraltmıştır.
Doğal olarak iktidarın tasarılarına karşı koyması beklenen muhalefet partileri; Doğruyol, Ampul ve Erbakan güdümündeki Saadet dahil mevcut bütün siyasi partiler çeşitli saiklerin etkisi ve oybirliği ile ülkeyi AB'ye teslim ederlerse; Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Bayrak, Türkçe, Yargı bağımsızlığı velhasıl "istiklâl"den vaz geçerlerse oturup kabul etmekten başka seçenek bırakmamıştır kendisine.
Acaba o zaman; testi kırılmadan gerekli ikazları demokratik platformlarda daha enerjik bir şekilde yapamamış olmanın azâbını hissedecekler midir?
Anayasa değişiklikleri paketinin görüşülmesinden hemen önce AP'nin, "Kıbrıs'ı istersen AB'den vazgeç" mealindeki açık uyarısı sadece bir tesadüf müdür yoksa arkası gelecek midir?
Siyasiler (ve sonuçta asker) bu sonucu "içine sindirebilecek mi"dir?
Allahım; bu kâbustan artık uyanmak istiyorum.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002